21 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 10 / 21
Yayın Anti-imperialism and Kemalism in Turkey's long sixties: Mahir Çayan's theory of revolution in context(Brill Academic Publishers, 2021-12) Ülker, ErolThis article aims to reassess the evolution of Mahir Çayan's theory of uninterrupted revolution in the context of the radical ideological currents of the long sixties in Turkey. It concentrates on Çayan's relations with the National Democratic Revolution (Milli Demokratik Devrim, MDD) movement that enjoyed a considerable degree of political and ideological authority over the youth movements starting in the second half of the 1960s. The article discusses how Çayan interpreted and attempted to revise the theory of national democratic revolution by reference to the changing characteristics of imperialism and colonial domination. Consideration is given to Çayan's critical approach towards the role of Kemalists in the anti-imperialist bloc to be formed.Yayın Osmanlı savaş ekonomisi ve bir muhalefet programı olarak temsil-i meslekî: İmparatorluğun son yıllarında sermaye iktidar ilişkileri üzerine notlar(Rasim Özgür Dönmez, 2020) Ülker, ErolBirinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun iktisadi ve siyasi koşulları hakkındaki bu yazı, birbiriyle yakından bağlantılı iki temel meseleye odaklanmaktadır. Öncelikle İtibar-ı Milli bankasının kuruluş süreci ekseninde mali-askeri bir ilişkiler ağının 1916 yılı sonlarından itibaren Osmanlı savaş ekonomisinde hakim konuma yükselişi incelenmektedir. İkinci olarak, askeri-mali nüfuzun yükselişiyle birlikte imparatorluğun son yıllarında nasıl bir siyasal bağlamın ortaya çıktığı tartışılmaktadır. Bu soru, Cihan Harbi yıllarında formüle edilen ve milli mücadele sürecinin başlıca ideolojik tartışmalarında önemli bir referans noktası haline gelen Meslekî Temsil programına atıfla ele alınmaktadır. Meslekî Temsil, ideolojik boyutları ya da fikirsel kökenlerinden ziyade, savaşın son yıllarında gelişen iktidar-muhalefet ilişkileri bağlamında incelenmektedir. Yazıda vurgulanan temel argüman, Meslekî Temsil’in mevcut güçler dengesinde muhalif bir tutumu yansıttığıdır. Bu program savaş ekonomisini kontrol eden hakim koalisyona alternatif olarak siyasal rejimin korporatist bir temelde yeniden şekillenmesini önermektedir.Yayın Refugees, foreigners, non-muslims: nationalism and workers in the Silahtarağa power plant, 1914-1924(Berghahn Books, 2020-01-01) Ülker, Erol[No abstract available]Yayın The political incorporation of labor in Turkey: tracing the origins of a nationalist path(Cambridge University Press, 2021-09-13) Apaydın, Fulya; Ülker, ErolThis study makes an important contribution to the literature on labor incorporation in developing areas based on existing historiography and archival material from Turkey. Specifically, we argue that the political incorporation of labor during the early period of state building is strongly influenced by elite preferences over who constitutes the nation. In doing so, we address a neglected dimension by putting the emphasis on ethnoreligious politics: the founders of modern Turkey pushed for a homogenizing program that prioritized Muslim-Turks over other minority groups, eventually paving the way to the state-led incorporation of labor. This is different from the experience of most Latin American countries that the existing literature draws on. Our findings make an important contribution to theoretical debates by highlighting the subtle link between nation-building and the pathways of labor incorporation in developing contexts.Yayın When do workers support executive aggrandizement? Lessons from the recent Turkish experience(John Wiley and Sons Inc, 2022-03) Apaydın, Fulya; Öngel, Ferit Serkan; Schmid, Jonas W.; Ülker, ErolFollowing the 2017 constitutional referendum under the Adalet ve Kalkinma Partisi (Justice and Development Party-AKP) rule in Turkey, the reforms granted judicial and legislative powers to the head of the executive under a presidential system. Initial observations reveal that some blue-collar workers who are members of a historically progressive union have also supported these reforms. This is surprising because the union leadership has publicly opposed these changes. What explains this discrepancy? Why did some of these workers support reforms in favour of a powerful executive? Based on a sample from a major metalworking union, this paper finds that partisan identity moderates support for AKP's push for challenging the separation of powers. Although we find that higher amount of debt may reduce worker support for stronger executive, this is conditional on the metal workers' pre-existing partisan commitments. Under these circumstances, highly indebted partisan workers do not diverge from the party line. These results also raise further questions for students of labour and regime change elsewhere in the developing world.Yayın A social democratic party in Istanbul during the post-armistice years(Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi, 2022-12-31) Ülker, ErolThe future founder of the Social Democratic Party (Sosyal Demokrat Fırkası, SDF), Doctor Hasan Rıza’s (bin Esat) relationship with the socialist movement began during the Second Constitutional Period.1 A permanent member of the Medical Society, Dr. Hasan Rıza resigned from the Committee of Union and Progress (CUP) with a letter he wrote in January 1911.2 He subsequently adopted socialism, and in 1913–1914 contacted the Socialist International to inquire how to become a member of the organization.3 The SDF, however, was not established during this period, but following World War I, which ended in defeat for the Ottoman Empire. The socialist parties and groups founded at the beginning of the Second Constitutional Period could not survive in the authoritarian political atmosphere that emerged after the assassination of Mahmut Şevket Pasha in July 1913 and could only begin a reorganization process once the CUP government, which had been ruling unilaterally since January 1913, fell from power. At the end of 1918, the SDF was among the first leftist parties to emerge during this period.4 In addition to Dr. Hasan Rıza, who was listed as the leader of the party in its founding application, twelve other people are mentioned (fig. 1).Yayın İttihatçı tek-parti rejimi kurulurken hizipler, seçimler, boykot(Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi, 2021-12-13) Ülker, Erol1908 Anayasa Devrimi’nin en önemli siyasi aktörü olan İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC), İkinci Meşrutiyet Döneminin ilk yıllarında mevcut hükümetler üzerinde hâkimiyet kurma çabası içinde olmuş, Ocak 1913’te gerçekleşen Bâbıâli baskınından sonra ise hükümetin kontrolünü doğrudan ele alarak bir tek-parti iktidarının kuruluş sürecini başlatmıştır. Bu yazı, İTC’nin 1908 – 1913 dönemindeki denetleme iktidarından 1913–1918 dönemindeki doğrudan tek-parti yönetimine geçiş sürecini ele almaktadır. Yazının amacı, İttihatçı tek-parti rejiminin kuruluş dinamiklerini incelemek, İTC içindeki iç mücadelelere odaklanarak bu rejimin hangi koşullar altında ve nasıl ortaya çıktığını tartışmaktır. Bunun için İttihatçı hareket içinde belirleyici bir dinamik olarak görülen asker – sivil ayrımı eleştirel bir çerçevede değerlendirilecek, söz konusu ayrımın İTC içindeki güç ilişkilerinin analizi için yeterince açıklayıcı bir çerçeve sunmadığı ileri sürülecektir. Yazının odaklandığı temel mesele 1912 yılının ikinci yarısında ortaya çıkan bir siyasal strateji tartışmasıdır. İTC’nin muhalefete itildiği ve İttihatçıların hâkim olduğu Osmanlı Mebusan Meclisi’nin feshedildiği kritik bir dönemde gündeme gelen söz konusu tartışmanın odağında, yeni bir meclisin oluşumu için düzenlenmesi öngörülen seçimler karşısında alınması gereken siyasal tutum yer almıştır. Genel olarak ihtilalci bir yönelimi temsil eden boykot önerisi, İttihatçı kadrolar arasında asker – sivil hizipleşmesiyle açıklanamayacak bir kutuplaşmaya neden olmuş ve İTC’nin 1912 Kongresi bu gerilimin gölgesinde toplanmıştır. Yazının başlıca iddiası, İttihatçı tek-parti iktidarının 1912 Kongresinde ortaya çıkan bölünmenin tarafları arasındaki bir güçler dengesine dayandığı ve aslında bu dengeyi kurumsallaştırdığıdır. İttihatçı hareket içinde 1912 yılının ikinci yarısında ortaya çıkan bölünme, Mahmut Şevket Paşa suikastı sonrasında ordu, hükûmet, yasama organları, esnaf cemiyetleri ve kooperatifleri de içeren, İTC’nin ve özellikle onun en yüksek karar mercii olan Meclis-i Umumî’nin merkezinde olduğu bir siyasal mekanizmanın oluşumunda belirleyici bir rol oynamıştır. Tek-parti iktidarının yaslanacağı kurumsal zemin İTC’nin 1913 Kongresi’nde ortaya çıkmıştır. Büyük ölçüde 1913 Kongresi’nde oluşturulan kurumsal altyapı adeta 1912 Kongresi’nde görünür hale gelen ilişki ağlarını yansıtmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu, İTC, devlet ve hükümet arasındaki sınırların giderek belirsizleştiği bu siyasal bağlamda Cihan Harbi’ne dâhil olmuş ve İttihatçı tek-parti rejimi savaşın sonuna dek iktidarda kalmıştır.Yayın Otoriter demokrasi: tarihsel ve kavramsal bir tartışmaya dair ilk notlar(Işık Üniversitesi Yayınları, 2020-12-10) Ülker, ErolBu çalışma siyasal rejim ve popülizm tartışmalarına ilişkin olarak gündeme gelen otoriter demokrasi kavramına tarihsel ve kavramsal bir çerçevede değinmeyi amaçlıyor. Söz konusu kavram çoğu zaman demokratik kurumların formel olarak işlemeye devam ettiği siyasal rejimlerde ortaya çıkan otoriterleşme eğilimlerine istinaden kullanılmakta, bu anlamıyla siyasal iktidarın sivil toplum aleyhine genişlemesine ve merkezileşmesine işaret etmektedir. Ancak Dylan Riley The Civic Foundations of Fascism in Europe: Italy, Spain, and Romania, 1870-1945 isimli çalışmasında, otoriterleşme ve sivil toplum arasında kurulan ve kendisinin “Tocqueville tezi” olarak nitelendirdiği bu ilişkiyi ters yüz etme iddiasındadır. Riley’e göre iki-savaş-arası dönemde İtalya, İspanya ve Romanya’da hakimiyet kuran faşist rejimler, sivil toplumun yokluğu ya da zayıflığı nedeniyle değil, tam tersine hızlı bir şekilde ve fazlasıyla gelişmiş olmasından beslenirler. Riley, Avrupa’da özellikle on dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başlarında ortaya çıkan dernekleşme ve kooperatifleşme hareketlerine işaret ederek, sivil toplumun gelişimine vurgu yapar. Ancak Riley’e göre bu, Avrupa’nın önemlice bir bölümünde liberal demokrasinin değil, otoriter demokrasilerin ortaya çıkmasını önceler. Bu çalışma, Federico Finchelstein’ın 2017 yılında yayınlanan From Fascism to Populism in History isimli çalışmasına atıfla, Riley’nin ortaya koyduğu analitik çerçeveyi eleştirel bir perspektifle değerlendirmekte ve otoriter demokrasi kavramının Osmanlı’nın son dönemi için ne dereceye kadar açıklayıcı olabileceğini tartışmaktadır. Osmanlı’da İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde ortaya çıkan korporatist hareketin kökenlerine ve bu hareketin İttihatçı tek-parti rejimiyle ilişkilerine işaret edilmektedir.Yayın Ulusaldan Küresele: Popülizm, Demokrasi, Güvenlik Konferansı(Işık Üniversitesi Yayınları, 2021-02-04) Akçay, Özlem; Akkaya, Ali; Celep, Ödül; Çağlar, Mehmet Turan; Doğan, Mustafa Görkem; Erçetin, Tuğçe; Erdoğan, Emre; Gürcan, Efe Can; Gedik, Ahmet; Göcen, Ceren Ece; Özyiğit, Suat Eren; Karaömerlioğlu, Mehmet Asım; Özer, Ferda; Sütçüoğlu, Bilgen; Ülker, Erol; Demiralp Yılankaya, Seda; Balta, Evren; Esen, Berk; Özal, Emine; Ecevit, Yüksel Alper; Özdemir, Veli; Karakaya Polat, Rabia; Lowndes, Vivien; Ilgıt, Aslı; Sırmalı, Gökhan; Sokullu, Ebru Canan; Şenol, Selin Karana; Toksöz, Itır; Tuğtan, Mehmet Ali; Kurt, Merve; Kayhan Pusane, Özlem; Celep, ÖdülÖngörülmesi giderek güçleşen, sarsıntılı ve savrulmalı zamanlardan geçiyoruz. İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş ortak deneyimleri sonrasında 1950’lerden ve 1990’lardan itibaren demokratik sistemlerin peş peşe dalgalarla meşrulaşacağı, yaygınlaşacağı ve güçleneceği öngörüsü hakimdi. Ancak son yıllarda yaşanan bazı gelişmelerle demokrasilerin geleceği tekrar sorgulanmaya başladı. Gerek 11 Eylül ile başlayan ve IŞİD ile devam eden ve şiddet içeren İslamcı radikalizm, gerek Batı demokrasilerinde popülist radikal sağ hareketlerin ve beyaz ırkçı grupların yükselişi ve iktidara gelişi, bir yandan güvenlik-özgürlük ikileminin demokrasi dengesini bozdu, bir yandan da hem demokratik sistemlerin hem dünya barışının geleceğini bizi tekrar sorgular, sorgulatır hale getirdi. Demokrasileri bildiğimizi zannediyoruz, ama demokrasiler ile ilgili daha öğrenmemiz gereken çok şey var. Demokrasi kaderimiz de geleceğimiz de olmak zorunda değil belki de. Ya da belki yanlış yerden soru sormaya başlıyoruz, belki demokrasi yerine yeni bir referansa ihtiyacımız var. Aslında demokrasileri çantada keklik görmeyip, sabırla büyütüp yeşertmek, geliştirmek, korumak, ileri safhalara taşımak ve bizden sonraki nesillere aktarmak bir sorumluluk, ve bu sorumluluk bizlere ait. Popülizm, demokrasi, güvenlik kavramlarının her biri bugün sıkça ve yaygın olarak kullandığımız kavramlar olarak gündelik sohbetlerimizin içine kadar girmiş durumda. Bu yaygın kullanımlarına rağmen her bir kavram, üzerine düşünmeye, tartışmaya ve değerlendirmeye tekrar tekrar olanak verecek derinlikte. Her bir tartışma bir diğerini açarken, farklı gibi görünen bu kavramların birbirleriyle kesiştikleri zeminler bulmak mümkün. Popülist liderlerin politikaları bütün siyaset yapma biçimlerini kendine çeken ya da kendinden uzaklaştıran eksenler yaratarak her ikisini de aynı anda besleyebiliyor. Popülist politikaya angaje olan liderler ve grupların yanında bu politikaya karşı mücadele eden kişiler ve kitleler de yok değil, ancak kimi zaman bu kitleler eleştirdiği bu siyaset biçiminin kurucu öznesi haline de gelebiliyor. Bunun karşısında tabandan gelen demokratikleşme talepleri ve popülist siyasetle beraber kurumsallaşan diğer politika yapma biçimleri, demokrasi anlayışımızı farklı yönlere çekebiliyor. Bu demokratikleşme talepleri kimi zaman olumlu karşılıklar alsa da, kimi zaman devletlerin güvenlik politikaları ile etkisizleştirilmeye ve bastırılmaya çalışılıyor. Güvenlik politikalarının alanı günümüz teknolojisi sebebiyle o kadar genişledi ki, bu politikanın nesnesi haline gelmemiş varlık ve alan bulmak neredeyse mümkün değil. Ulusaldan Küresele: Popülizm, Demokrasi, Güvenlik konferansımız bu alanların kendine özgülüklerini göz önünde bulundururken, aralarındaki kesişimleri de ortaya koyan pek çok değerli sunuma ev sahipliği yaptı. Konferansın düzenlenmesinde emeği geçen herkese, ve bu bildiri kitabında tam metinleri ve özetleri bulunan bütün katılımcılarımıza çok teşekkür ederiz.Yayın Istanbul at the threshold of nation state: allied occupation, national resistance, and political conflict, 1918-1923(Berghahn Books, 2024) Ülker, ErolDuring the formation of the Turkish national movement, while Istanbul was under British, French, and Italian occupation, a distinct factional split emerged. One side supported the Ottoman sultanate’s sovereignty, while the other championed a populist, republican path. An Istanbul at the Threshold of Nation State contextualizes this history of coalition, political disintegration, and power struggles in Turkey between 1918 and 1923 to highlight the rise of anti-communist movements and the emergence of national labor and merchant confederations that formed xenophobic, Christian exclusionary policies in the 1920s and 30s.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »












