Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 9 / 9
  • Yayın
    T.C.’nde Tek – Parti Yönetiminin Kurulması (1922 – 1931) üstüne bazı gözlemler ve saptamalar Bir Kitabın 40 Yılı, 40. Yılında Bir Kitap
    (Tarih Vakfı, 2022-07) Kahraman, Hasan Bülent
    Tunçay Erken Cumhuriyet dönemine yönelirken siyasal bir sorunla uğraşacağını biliyordu ve muhtemelen tam da bu nedenle o dönemi ele almıştı. Kitap, getirdiği yorum çerçevesiyle bu siyasal kurgunun somutlaşmasına ama o arada da tarih yazıcılığının bazı önemli metot sorunlarının çözümüne önemli katkılarda bulunmuştu.
  • Yayın
    Ben ne resimde ne şiirde tasarlarım
    (Yapı Kredi Yayınları, 2020) Kahraman, Hasan Bülent
    6 Şubat 2016 ile 22 Temmuz 2018 arasında NTV’de Bildiğiniz Gibi Değil genel başlığı altında haftalık sohbetler düzenledim. Program daha sonra yayın kanalının kararıyla durduruldu. Gerçekleşmesini Erman Yerdelen Bey sağlamıştı. Fakat Nermin Yurteri ve Handan Özsoy’un büyük katkıları oldu.
  • Yayın
    Şiir mi, güncel sanat mı?
    (Yapı Kredi Yayınları, 2021) Kahraman, Hasan Bülent
    Bundan uzun bir süre önce yazdığım Türkiye’de Çağdaş Sanat 1980-20001 başlıklı kitapta bir yorumda bulunmuştum. Buna göre şiir daha önceki dönemlerdeki işlevini tamamlamış, yerini güncel sanata bırakmıştı. Güncel sanat bugün bir zamanlar şiirin icra ettiği fonksiyonu üstlenmişti.
  • Yayın
    Memet Baydur’la bir zamanlar
    (Yapı Kredi Yayınları, 2019) Kahraman, Hasan Bülent
    Memet Baydur’la dosttuk ve bu dostluğun şaşırtıcı, garip bir öyküsü var. Ne kadarını anlatmalıyım, yoksa anlatmamak mıyım, bilmiyorum. Sonunda Türk edebiyatına ve tiyatrosuna mal olmuş bir yazar, çok önemli ve değerli bir yazar Baydur. Bir edebiyatçıya ait her şeyin bilinmesinden yana oldum daima. Düşünenlerin düşüncelerini her zaman sonuna kadar, bu işe yarar mı diye hiç çekinmeden yazması gerektiğini düşündüm.
  • Yayın
    Anlar/Zamanlar
    (Yapı Kredi Yayınları, 2019) Kahraman, Hasan Bülent
    Mehmet Nâzım ölmüş. Az önce Utku Varlık tweet atmış. Sarsıldım. Mehmet’le öyle bir yakınlığım yoktu. Olmaması garip bir tesadüftür. Neticede en yakın arkadaşlarım onun da en yakın arkadaşlarıydı. Nasıl bir araya gelemedik daha fazla, şaştığım bir sorudur. Komet yakınındaydı. Onu geç, Faruk Sade, Ali Güreli, Güllü Aybar hayatını onunla yaşadı, ben de onlarla. Gene de bir türlü istediğim ölçüde görüşemedik.
  • Yayın
    Nahid Sırrı Orik, eksik kötülük ya da şerle şeamet arasında...
    (Yapı Kredi Yayınları, 2020) Kahraman, Hasan Bülent
    Öteden beri yinelediğim bir görüşüm var. Bir sanatçı öldükten sonra yaklaşık otuz yıl süreyle unutulur. Sonra, gelen yeni kuşak tarafından keşfedilir. Bir tür ‘ölümden sonra diriliş’ olarak kitapları basılır, yapıtı tartışılır. Bazen yıldızlaşır, bazen kanonun bir parçası haline gelir, bazen de uzun bir tartışma döneminden sonra adı yeniden küllenir. Bu sonuncusu nadir görülen bir haldir. Yeniden tartışılan sanatçı genellikle edebiyatın temel direkleri, kurucuları arasına girer.
  • Yayın
    Anlar/Zamanlar
    (Yapı Kredi Yayınları, 2020) Kahraman, Hasan Bülent
    Sabah erken uyandım. Gece geç yatmamıştım. Fena da uyumadım. Sadece iki kez uykum bölündü. Bir süre yatakta düşündüm. Dün Bedri’nin verdiği haberi gözden geçirdim. UPSD Onur Ödülü! Almalı mıydım? Yönetim Kurulundakileri tanımıyorum. Kabul etmiş ‘bulundum’. Son zamanlardaki gelişmeler ‘lehime’. Ama her defasında bir ayrıntı eksiği var. Işık Üniversitesiyle bağdaştığımız için seviniyorum ama koşulları biraz farklı olabileydi, ödülü benimsedim ama işte... Hayat böyle bir şey. Bakalım Perşembe akşamı neler olacak?
  • Yayın
    Elli Yıl Sonra ve Her Zaman Füruzan
    (Yapı Kredi Yayınları, 2021) Kahraman, Hasan Bülent
    1973 yılının Eylül ayında başladığım Ankara Koleji lise 1. sınıfında nasıl olduysa ansızın bir edebiyat yıldızı haline geldim. Benim ataklığım mıydı, sonradan çok ters düşsek de kendisini büyük saygıyla andığım edebiyat hocamız Nükhet Kayserilioğlu’nun ‘keşfi’ miydi bilemeyeceğim ama o berbat, sıkıcı ortaokul yıllarından sonra bilhassa tarih hocası ve hayatımdaki etkisi çok derin Hilal Nermin Gül Hanım’ın ‘seminer’ gibi işlediği derslerle kendime gelmiştim. Nükhet Hocanın dersleri de fena değildi. Hâlâ çok kötü bir öğrenciydim ama şimdi kendi hocalığımın penceresinden baktığımda anlıyorum ki, kötü değil, notları kötü ama çok ilginç, farklı, kendisine özgü, sıra dışı bir öğrenciymişim.
  • Yayın
    Varoluşçuluğun Türkiye Serüveni : Huzursuzluğun Varoluşçuluğu Varoluşçuluğun Huzursuzluğu
    (Doğu Batı Yayınları, 2020) Kahraman, Hasan Bülent
    Varoluşçuluk savaş sonrası Paris’te, özellikle “sol yaka” aydınları arasında etkili olmuş, felsefeci Jean-Paul Sartre’ın öncülüğünü yaptığı ve temel önermelerini kitapları ve makaleleri aracılığıyla oluşturduğu bir düşünce açılımıdır. Bir felsefe “ekolü” olup olmadığı konusunda tartışmalar baştan beri sürmektedir. Doğrudan sistematik bir felsefe akımı veya okulu olduğunu söylemek güç. Bu yargı sadece felsefe planındaki kapsamı itibarıyla verilmiş bir yargı değil. Daha sonra bizzat öncülerinin işaret ve kabul ettiği gibi Varoluşçuluk daha çok edebiyat yapıtları aracılığıyla kendisini ifade etmiş bir yorum alanı. Büyük felsefi ideolojilerde olduğu gibi doktriner bir anlayışla geniş çaplı bir dünyagörüşü ve eylem önermesinde bulunmaz. Varoluşçuluk kökleri felsefe planında Heidegger, Merleau-Ponty ve Husserl’e kadar giderken geliştirdiği sözlüğün ana kavramlarını edebiyatın kapsadığı durumlardan çıkarmıştır. Varoluşçuluğun yabancılaşma, bunaltı, bunalım, saçma, angajman, başkaldırı gibi kavramlarını kendisine eksen alan edebiyat metinleri felsefe tartışmaları planında dahi kuramsal metinlerin önündedir. Bu bakımdan Varoluşçuluğu dünyada ve Türkiye’de bir edebiyat yönelimi olarak görmek yanlış sayılmaz. Hattâ doğrudan felsefi planda da Varoluşçuluk insan tekinin evrensel var olma gerçekliğini anlamak için bir yorum deneme ve girişimidir. Belli bir dönemde ortaya çıkmış, sistematik bir düşünce geliştiremediği için 1960’ların sonuna doğru terk edilmiştir. Bu akımın Türkiye’de yaşadığı serüven ise ilginçtir. Savaştan on yıl kadar sonra birbirinden farklı akımların yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladığı bir dönemde Varoluşçuluk da birbirinden hayli değişik anlayışlarla entelektüel çevrelere girmeye başlamıştır. Önce çok daha soyut ve soluk bir biçimde gelişen ve adı hiç zikredilmeyen Varoluşçuluk kendisini bir “varlık” problemi olarak ifade etmiştir. Savaş sonrası dünyanın yıkıntılardan kurtulmaya çalıştığı ve “artık şiir yazılmaz” denen büyük trajedilerin içinde kendisine bir yer arayan insan tipi Türkiye’de de öne gelmeye başlamıştır. Ana kaynakların çevrilmesi daha sonraya kalırken bu kanavaya yerleşecek bazı romanlar belirleyici rol oynamaya başlamıştır. O sıralarda kendisini uzaktan da olsa sezdiren İkinci Yeni şiiriyle Varoluşçuluk başlangıçta iç içe geçerek ilerlemiştir. Aynı dönemde Varoluşçu sayılabilecek bazı yönsemeler gösteren romanların yazarları da kısa süre sonra şiddetle reddedecekleri bu akımı sol bir anlayışla iç içe geçirme çabasındadır. Halbuki aynı yıllarda öne gelecek başka edebiyat metinlerinde daha kültürel temelli bir varlık sorunu da işlenmekteydi. Bu süreç Varoluşçuluğun Türkiye’de bir entelektüel alan olarak görüldüğü geç 1950’ler ve erken 1960’lardan sonra da (giderek azalan bir hızla olsa bile) devam etti. Ana hatlarını verdiğimiz görüntü ve yapı içinde Türkiye’deki Varoluşçuluk arayışlarını iki önemli aksta toplayarak ele almak ve irdelemek gerekir. Bunların ilki Varoluşçuluğun Türkiye’de üç ayrı dönemde üç ayrı kategori halinde teşekkül etmesidir. İkincisi Varoluşçuluğun toplumsal düşünceden (social thought) ayrı ele alınmayacağıdır. Aksine, ancak toplumsal düşünce evreleri izlenirse bu arayış da kendisine özgü ve özgül zemine oturtulabilir. Bu yazıda bu iki olguyu ele alacağımız gibi son olarak Varoluşçuluğun (sınırlarını çizdiğimiz koşullar içinde) Marksizmle ilişkisini de gösterecek ve neden 1960’ların ortasından sonra entelektüel çevrelerin bu akıma/düşünceye sırtını döndüğünü ortaya koyacağız.