Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 5 / 5
  • Yayın
    Yeme bozukluğu vakalarında hastalık yaşantısı ve grup süreci: nitel bir çalışma
    (Muhammed Yıldız, 2018-12-24) Ergüney Okumuş, F. Elif; Başer Baykal, Nur; Deveci, Ezgi; Karaköse, Selin
    Bu çalışmada yeme bozukluğu vakalarında hastalık yaşantısını anlamak ve grup sürecinde yaşanan ortak deneyimleri nitel yöntemle incelemek amaçlanmıştır. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Yeme Bozukluğu Birimi’nden yeme bozukluğu tanısı almış dört kadın vakayla yapılan sekiz seanslık grup psikoterapi süreci fenomenolojik araştırma deseni kullanılarak incelenmiştir. Verilerin analizi sonucunda yeme bozukluğu vakalarının paylaştıkları ortak deneyimler; hastalık yaşantısı ve grup süreci olmak üzere iki ana tema altında toplanmıştır. Hastalık yaşantısı; yemek, beden imgesi, hastalığın hayata etkisi, bilişsel faktörler, duygusal faktörler, hastalık seyri, hastalıkla ilgili zihni meşguliyet, kadınlığın inkârı, kilo ve zayıflık, hastalığa yönelik atıflar, egzersiz ve kendini ötekileştirme alt temalarından oluşmaktadır. Grup süreci ise; şimdi ve burada, evrensellik, terapistle ilişki, gruba yönelik kaygılar, umut aşılama, gruba bağlılık ve grubun etkisi alt temalarını kapsamaktadır. Çalışmamızdaki vakaların hastalık yaşantısı ve grup süreciyle ilgili yaşantılarında ortaya çıkan temaların yeme bozukluğu literatürüyle tutarlı olduğu görülmektedir. Araştırma bulgularının yeme bozukluğu alanında hem hastalığın anlaşılması hem de etkili tedavilerin geliştirilmesi açısından klinik uygulamalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
  • Yayın
    Covid-19 önleyici sağlık davranışları ile ilişkili faktörlerin incelenmesi
    (Sanat ve Dil Araştırmaları Enstitüsü, 2021-09-30) Karaköse, Selin; Akçinar Yayla, Berna
    Önleyici sağlık davranışları, hastalığa yakalanmamak ve hastalığın etkilerini en aza indirmek için uygulanan davranışlar olarak tanımlanmaktadır. Her hastalığa göre değişen önleyici sağlık davranışları farklı psikososyal değişkenlerden etkilenmektedir. Bu çalışmanın amacı ülkemizde COVID-19 pandemisinde, COVID-19 tanısı almış ve almamış bireyler için önleyici sağlık davranışına etki eden psikososyal faktörlerin belirlenmesi ve zaman içerisindeki değişiminin incelenmesidir. Çalışmanın örnekleminin ilk aşamasını 372 COVID-19 tanısı almış (%48.8) ve 375 COVID-19 tanısı almamış (%50.2) toplam 747 kişi oluşturmuştur. Boylamsal olarak tasarlanan çalışmanın ikinci aşaması ise 264 (%51.3) COVID-19 tanısı almış ve 251 (%48.7) COVID-19 tanısı almamış toplam 515 kişiyi içermektedir. Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyodemografik Bilgi ve Sağlık Formu ile Covid-19 için Belirlenen Önleyici Sağlık Davranışları Anketi gönüllü olarak katılmayı kabul eden katılımcılara, iki ay arayla çevrim içi olarak sunulmuştur. Yapılan gruplar arası fark analizleri sonucunda her iki örneklem grubu için önleyici sağlık davranışına güncel uyum düzeyi ile kronik hastalık varlığına göre farklılık gösterirken, COVID-19 tanısı almış bireylerde evli olmak ve 46 yaş üzerinde olmak anlamlı fark yaratan diğer değişkenlerdir. Ayrıca, tanı durumundan bağımsız olarak zaman içerisinde önleyici sağlık davranışlarının etkinliğine inancın arttığı bulunmuştur. Bulguların, COVID-19 pandemisinde, önleyici sağlık davranışlarına etki eden psikososyal faktörlerin ülkemiz için belirlenerek sağlık uygulamalarına rehberlik edebileceği ve gelecek çalışmalara ışık tutacağı düşünülmektedir.
  • Yayın
    Sağlık bilişleri anketi-Covid-19 formu: adaptasyon çalışması
    (ODTÜ Psikoloji Bölümü, 2021-10-28) Karaköse, Selin; Akçinar Yayla, Berna
    Bu çalışma Sağlık Bilişleri Anketi’nin (Health Cognition Questionnaire) COVID-19 kapsamında kullanımı için uyarlanması ve COVID-19 tanısı alan ve almayan örneklem için psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Ölçeğin COVID-19 Formu ile sağlık kaygısıyla ilişkili COVID-19 pandemisine özgü işlevsel olmayan inançların belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın örneklemini, COVID-19 tanısı almış 18-87 yaş arasındaki 372 (220 Kadın, 152 Erkek), COVID-19 tanısı almamış 18-75 yaş aralığındaki 375 (221 Kadın, 154 Erkek) olmak üzere toplam 747 kişi oluşturmaktadır. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi ve Sağlık Veri Formu, Sağlık Bilişleri Anketi COVID-19 Formu, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ile Depresyon, Anksiyete, Stres Skalası [DASS42] sunulmuştur. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda, ölçeğin COVID-19 tanısı almış ve almamış gruplara ayrı olarak uygulanan her iki formun da orijinal ve Türkçe’ye daha önce uyarlanmış versiyonuna uygun şekilde hastalıkla baş etmede güçlük, tıbbi hizmetlerin yetersizliği, hastalığın korkutuculuğu ve hastalık olasılığı olmak üzere dört faktörlü yapı ile aynı madde dağılımı gösterdiği bulunmuştur. Test-tekrar test güvenirliği dışında faktörler iç tutarlık sayıları COVID-19 tanısı almamış örneklem için .68-.87 ve Covid-19 tanısı almış örneklem için ise .70-.80 arasındadır. Doğrulayıcı faktör analizi ile de değerlendirilen Sağlık Bilişleri Anketi-COVID-19 Formu’nun Türkiye’de COVID-19 tanısı alan ve almayan kişiler için COVID-19 ile ilgili işlevsel olmayan inançlarını değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir değerlendirme aracı olduğu bulunmuştur. Ölçeğin ayrıca COVID-19 pandemisinde uygulanacak müdahale çalışmaları için rehber oluşturacağı düşünülmektedir.
  • Yayın
    Bağlanma stilleri ile ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide evlilik uyumunun aracı rolü
    (Klinik Psikoloji Araştırmaları Derneği, 2023-05-02) Özel, Ebru Pelin; Karaköse, Selin
    Yetişkinlikte yakın ilişkilerde güvensiz bağlanmanın ilişkinin niteliğini etkilediği ve çeşitli psikopatolojiler ile yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. İlişki merkezli ve partner odaklı obsesyon ile kompulsiyonlar alanyazına son yıllarda kazandırılmış kavramlardır ve önemli obsesif kompulsif belirtiler içerikleri olarak ele alınmaktadır. Geçmiş çalışmalarda güvensiz bağlanma örüntüleri ile ilişki merkezli ve partner odaklı obsesyon ve kompulsiyonlar bir arada ele alınsa da, alan yazında evlilik uyumunun bu ilişkideki aracı rolünü inceleyen bir çalışma henüz yer almamaktadır. Bu çalışmanın amacı, yetişkin bağlanma stilleri ile ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif kompulsif arasında evlilik uyumunun aracı rolünü araştırmaktır. Araştırmanın örneklemi, İstanbul’da yaşayan 22-70 yaş (Ort. = 40.75, SS = 10.57) arasında 380 evli bireyden (200 kadın, 180 erkek) oluşmaktadır. Çalışma kapsamında Sosyodemografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-2 (YİYE-2), Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ), Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonlar Ölçeği (RİOKÖ) ile Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirtiler Ölçeği (PİOKBÖ) katılımcılara sunulmuştur. Bulgular, evlilik uyumunun kaygılı ve kaçınmacı bağlanma stili ile ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif kompulsif belirti düzeyi arasında aracılık rolü olduğunu göstermektedir. Araştırma bulguları, ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler söz konusu olduğunda klinisyenlerin evlilik uyumuna ek olarak güvensiz bağlanma stillerine yönelik de müdahalelerde bulunmasının önemine işaret etmektedir.
  • Yayın
    Covid-19 sürecinde evden çalışan annelerde depresyonu yordayan faktörler: iş-aile çatışması, evlilik uyumu ve ebeveyn tükenmişliği
    (Kadın Ve Demokrasi Derneği, 2021-12) Parlak, Ülkü; Karaköse, Selin
    Çalışma hayatında yer alan çocuklu kadınların bireysel ve aile yaşantısındaki çoklu rolleri nedeniyle depresyon için risk grubu altında yer aldığı bilinmektedir. İçinde bulunduğumuz COVID-19 pandemisinde evden çalışma düzeniyle birlikte kadınlar için artan bu çoklu roller ile depresyon arasındaki ilişki henüz araştırılmamıştır. Bu çalışmanın amacı, iş-aile çatışması, evlilik uyumu ve ebeveyn tükenmişliğinin depresyon üzerindeki yordayıcı etkisinin klinik olmayan bir örneklem grubunda araştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemini evden çalışan, evli ve çocuğu olan 24-55 yaş arası (ORT = 34.27, SS = 5.88) 495 kadın oluşturmaktadır. Psikososyodemografik Bilgi Formu, Depresyon Anksiyete Stress Ölçeği (DASS-21) Depresyon Alt Boyutu, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ), İş-Aile Çatışması Ölçeği (İAÇÖ) ve Ebeveyn Tükenmişlik Değerlendirmesi’yle (ABT) oluşan anket bataryası çevrimiçi olarak sunulmuştur. Çoklu hiyerarşik regresyon analizi sonuçlarına göre, iş-aile çatışması, evlilik uyumu ve ebeveyn tükenmişliği değişkenlerinin depresyonu istatistiksel olarak anlamlı ve birbirine benzer güç düzeyinde yordadığı bulunmuştur. Çalışmada elde edilen bulguların, çalışan kadınlarda depresyonla müdahale programlarında pratik ve teorik açılardan fayda sağlayacağı düşünülmektedir.