7 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 7 / 7
Yayın Türkiye’nin Kürt sorunu: Arap Baharı ile değişen yurtiçi ve bölgesel dinamikler(Uluslararası İlişkiler Konseyi Derneği, 2014-06) Kayhan Pusane, ÖzlemTürkiye’nin PKK ile mücadelesi ve daha genel olarak Kürt sorunu, 1980’lerden itibaren uluslararası gelişmelerden etkilenen konular olmuştur. 2010’da Tunus’ta başlayan ve kısa zamanda çeşitli Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerine yayılan Arap Baharı da son yıllarda Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) aldığı çeşitli kararları ve örgütün davranışlarını önemli ölçüde şekillendirmiştir. Bu çalışma, Arap Baharının PKK ve Kürt sorunu ile ilgili bölgesel ve Türkiye içi dinamikleri nasıl etkilediğini, PKK’nın karar alma süreçleri çerçevesinde incelemektedir. Makalede öncelikle Arap Baharı’nın Kürt sorununu kavramsal olarak nasıl etkilediği üzerinde durulmakta, daha sonra Suriye’de yaşanan iç çatışmaların, PKK’da ve daha genel olarak Kürt sorunu üzerinde neden olduğu değişiklikler tartışılmaktadır. Son olarak, Türkiye’de Kürt sorununun çözüm süreci ile ilgili hız kazanan gelişmeler, Arap Baharı çerçevesinde değerlendirilmektedir.Yayın Ontological insecurity, anxiety, and hubris: an affective account of Turkey-KRG relations(International Relations Council of Turkey, 2022-03-10) Kayhan Pusane, Özlem; Ilgıt, AslıGiven Iraqi Kurds’ special place in Turkey’s ‘biographical narrative’, Turkey-Iraqi Kurdish Regional Government (KRG) relations are not simply strategic or economic but also highly affectively charged. These relations involve emotional encounters filled with anxiety, pride, anger, and disappointment that generate concerns for not only Turkey’s physical security but also its ontological security. This paper traces the emotional context of Turkey-KRG relationship. It suggests that a combination of Turkey’s deep-rooted ‘anxiety’ and ‘hubris’ toward the Iraqi Kurds prevented the emergence of a close partnership between these two actors and fostered merely a ‘fragile rapprochement’ since 2008.Yayın Yeni Ortadoğu: Toplum, Siyaset ve Ekonomi Konferansı(Işık Üniversitesi Yayınları, 2016-03-24) Akın Ünver; Çağlar, Mehmet Turan; Demiralp Yılankaya, Seda; Ünver, Hamid Akın; Kayhan Pusane, Özlem; Yüce, Müge; Koraltan, Feyza Hilal; Gire, Ahmet; Gürpınar, Bulut; İnanç, Yusuf Selman; Sayın, Yusuf; Aydın, Sabri; Coşkun, Bezen Balamir; Küçük, Ayşe; Dikici Bilgin, Hasret; Ertan, Senem; Dikme, Rojda; Güzelipek, Yiğit AnılOrtadoğu asırlar boyu uluslararası siyasetin merkezinde yer almış, araştırmacı ve siyaset yapıcıların ilgi odağı olmuştur. Bu ilgiye rağmen, 2010 yılında başlayan ve ‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan halk ayaklanmaları ve bu çerçevede yaşanan siyasal, ekonomik ve sosyal dönüşümler siyasetçiler ve sosyal bilimciler tarafından öngörülememiş ve mevcut varsayımları derinden sarsmıştır. Bir yandan demokratikleşme hareketleri ve ekonomik bir dönüşüm yaşayan bölge, diğer yandan iç çatışmaların, darbelerin ve vekalet savaşlarının merkezi haline gelmiş, ve tüm bu gelişmeler yeni yaklaşımları ve analizleri gerekli kılmıştır. Bu çerçevede Işık Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü, Arap Baharı’yla başlayan süreçte bölgede gözlemlenen yeni toplumsal, ekonomik, iç ve dış siyasal dinamikleri akademik alanda tartışmaya açmak amacıyla ‘Yeni Ortadoğu’ başlıklı bir konferans düzenledi. Bu konferans çerçevesinde 24-25 Mart 2016 tarihlerinde Maslak Kampüsü’nde bizzat sunulan ve tam metin olarak bize iletilen bildirilerden bu kitabı oluşturduk.Yayın Türkiye’s resolution process and its endeavor to be a regional power: prospects and constraints(Ortadoğu Araştırmaları Derneği, 2023-12-07) Kayhan Pusane, ÖzlemScholars have examined Türkiye’s Kurdish resolution or peace process (2013-2015) from various perspectives. While some works have pursued a rational choice approach and focused on the Justice and Development Party’s (AK Party’s) government’s strategic calculations vis-à-vis the PKK in initiating a peace process and maintaining it until 2015, others have analyzed Türkiye’s experience within the framework of the confict resolution scholarship. Instead, this paper’s starting point is that the 2013-2015 resolution process was not merely a policy to end an internal conflict. Still, it constituted a key aspect of the AK Party’s ongoing endeavor to turn Türkiye into a regional power. This paper places the 2013-2015 resolution process within the framework of regional and global dynamics and argues that from the mid-2000s onwards, the AK Party’s government’s eforts to put an end to the PKK terrorism and resolve the Kurdish question in Türkiye refected the policy of a middle-power country, i.e., Türkiye, to increase its power and infuence in the region instead of a mere domestic peace process. Thus, the end of the resolution process in 2015 constrained Türkiye’s potential achievements in the Middle East and beyond.Yayın Turkey’s emerging dichotomy between Erbil and Sulaimaniyah, Iraqi Development Road project and the fight against the PKK(Işık Üniversitesi Yayınları, 2024-04-30) Kayhan Pusane, ÖzlemThe vast literature on Turkish foreign policy has long discussed Turkish policymakers’ policy preferences and initiatives vis-à-vis the Iraqi Kurds without making much of a distinction among various Iraqi Kurdish actors. Although Turkish political leaders built closer relations with certain Iraqi Kurdish actors than others from time to time, there has not been a major policy variation toward different political actors of Iraqi Kurdish politics until recently. However, especially from the 2017 Iraqi Kurdish independence referendum onwards, it has been possible to observe an increasing level of divergence between Turkey’s attitude and discourse vis-à-vis the Kurdistan Democratic Party (KDP) and the Patriotic Union of Kurdistan (PUK), two major political parties of the Iraqi Kurdish politics. While Turkey’s cooperation with the KDP in the struggle against the PKK has significantly increased in the past few years, Turkish officials’ uneasiness regarding the PUK ties with the outlawed Kurdistan Workers’ Party (PKK) and the People’s Protection Units (YPG) has been more and more apparent. This paper provides an account of Turkey’s changing attitude and discourse about the KDP and the PUK since 2017 within the context of the ongoing discussions about the Iraqi Dry Canal/Development Road project as well as Turkey’s fight against the PKK.Yayın Ulusaldan Küresele: Popülizm, Demokrasi, Güvenlik Konferansı(Işık Üniversitesi Yayınları, 2021-02-04) Akçay, Özlem; Akkaya, Ali; Celep, Ödül; Çağlar, Mehmet Turan; Doğan, Mustafa Görkem; Erçetin, Tuğçe; Erdoğan, Emre; Gürcan, Efe Can; Gedik, Ahmet; Göcen, Ceren Ece; Özyiğit, Suat Eren; Karaömerlioğlu, Mehmet Asım; Özer, Ferda; Sütçüoğlu, Bilgen; Ülker, Erol; Demiralp Yılankaya, Seda; Balta, Evren; Esen, Berk; Özal, Emine; Ecevit, Yüksel Alper; Özdemir, Veli; Karakaya Polat, Rabia; Lowndes, Vivien; Ilgıt, Aslı; Sırmalı, Gökhan; Sokullu, Ebru Canan; Şenol, Selin Karana; Toksöz, Itır; Tuğtan, Mehmet Ali; Kurt, Merve; Kayhan Pusane, Özlem; Celep, ÖdülÖngörülmesi giderek güçleşen, sarsıntılı ve savrulmalı zamanlardan geçiyoruz. İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş ortak deneyimleri sonrasında 1950’lerden ve 1990’lardan itibaren demokratik sistemlerin peş peşe dalgalarla meşrulaşacağı, yaygınlaşacağı ve güçleneceği öngörüsü hakimdi. Ancak son yıllarda yaşanan bazı gelişmelerle demokrasilerin geleceği tekrar sorgulanmaya başladı. Gerek 11 Eylül ile başlayan ve IŞİD ile devam eden ve şiddet içeren İslamcı radikalizm, gerek Batı demokrasilerinde popülist radikal sağ hareketlerin ve beyaz ırkçı grupların yükselişi ve iktidara gelişi, bir yandan güvenlik-özgürlük ikileminin demokrasi dengesini bozdu, bir yandan da hem demokratik sistemlerin hem dünya barışının geleceğini bizi tekrar sorgular, sorgulatır hale getirdi. Demokrasileri bildiğimizi zannediyoruz, ama demokrasiler ile ilgili daha öğrenmemiz gereken çok şey var. Demokrasi kaderimiz de geleceğimiz de olmak zorunda değil belki de. Ya da belki yanlış yerden soru sormaya başlıyoruz, belki demokrasi yerine yeni bir referansa ihtiyacımız var. Aslında demokrasileri çantada keklik görmeyip, sabırla büyütüp yeşertmek, geliştirmek, korumak, ileri safhalara taşımak ve bizden sonraki nesillere aktarmak bir sorumluluk, ve bu sorumluluk bizlere ait. Popülizm, demokrasi, güvenlik kavramlarının her biri bugün sıkça ve yaygın olarak kullandığımız kavramlar olarak gündelik sohbetlerimizin içine kadar girmiş durumda. Bu yaygın kullanımlarına rağmen her bir kavram, üzerine düşünmeye, tartışmaya ve değerlendirmeye tekrar tekrar olanak verecek derinlikte. Her bir tartışma bir diğerini açarken, farklı gibi görünen bu kavramların birbirleriyle kesiştikleri zeminler bulmak mümkün. Popülist liderlerin politikaları bütün siyaset yapma biçimlerini kendine çeken ya da kendinden uzaklaştıran eksenler yaratarak her ikisini de aynı anda besleyebiliyor. Popülist politikaya angaje olan liderler ve grupların yanında bu politikaya karşı mücadele eden kişiler ve kitleler de yok değil, ancak kimi zaman bu kitleler eleştirdiği bu siyaset biçiminin kurucu öznesi haline de gelebiliyor. Bunun karşısında tabandan gelen demokratikleşme talepleri ve popülist siyasetle beraber kurumsallaşan diğer politika yapma biçimleri, demokrasi anlayışımızı farklı yönlere çekebiliyor. Bu demokratikleşme talepleri kimi zaman olumlu karşılıklar alsa da, kimi zaman devletlerin güvenlik politikaları ile etkisizleştirilmeye ve bastırılmaya çalışılıyor. Güvenlik politikalarının alanı günümüz teknolojisi sebebiyle o kadar genişledi ki, bu politikanın nesnesi haline gelmemiş varlık ve alan bulmak neredeyse mümkün değil. Ulusaldan Küresele: Popülizm, Demokrasi, Güvenlik konferansımız bu alanların kendine özgülüklerini göz önünde bulundururken, aralarındaki kesişimleri de ortaya koyan pek çok değerli sunuma ev sahipliği yaptı. Konferansın düzenlenmesinde emeği geçen herkese, ve bu bildiri kitabında tam metinleri ve özetleri bulunan bütün katılımcılarımıza çok teşekkür ederiz.












