5 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 5 / 5
Yayın Korkunun psikolojik sağlamlık üzerindeki yordayıcı rolü: adil dünya inancı ve sıkıntıya tolerans(Hayrettin ivgin, 2023-06-27) Kazancı, Dilara; Akçinar, BernaBu araştırmada korkunun bireylerin psikolojik sağlamlıkları üzerindeki yordayıcı rolü ile adil dünya inancı ve sıkıntıya dayanma kapasitesi arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Korkuyu inceleyen araştırmalarda katılımcılara korkuya neden olan uyaranların genellikle laboratuvar ortamında sunulduğu görülmektedir. Günlük yaşantılarında gerçek bir tehditle karşı karşıya olan bireylerin yer aldığı araştırmalar sayıca azdır. Bu çalışmada Dünya Sağlık Örgütü tarafından birçok kişide yaygın korkuya neden olduğu açıklanan gerçek bir tehdit olan Covid Korkusu ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemi yaşları 18 ile 66 arasında değişen 300 katılımcıdan (226 kadın, 74 erkek) oluşmaktadır. Araştırmada Covid 19 Korkusu Ölçeği, Sıkıntıya Dayanma Ölçeği ve Adil Dünya İnancı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilere göre bireylerin korku düzeyleri ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Bireylerin korku düzeyi yükseldikçe psikolojik sağlamlık düzeyleri azalmaktadır. Bununla birlikte korku düzeyi psikolojik sağlamlık düzeyini yordamaktadır. Bireylerin sıkıntıya dayanma kapasiteleri ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki vardır. Bireylerin sıkıntıya dayanma kapasiteleri yükseldikçe psikolojik sağlamlık düzeyleri yükselmektedir ve sıkıntıya dayanma kapasitesi psikolojik sağlamlık düzeyini yordamaktadır. Genel adil dünya inancı ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişki beklenenin aksine negatif yönlü olmuştur. Bu bulgunun pandeminin kaotik yapısı ve bu dönemde şahit olunanlar sonucunda adil dünya inancına sahip bireylerin yaşamış oldukları olası bilişsel çelişki ile ilişkili olduğu düşünülmüştür. Bu konuda daha fazla araştırma yapılması önerilmiştir. Bireylerin psikolojik sağlamlık seviyelerinin cinsiyet ve medeni durumlarına göre farklılaştığı gözlemlenmiştir. Erkeklerin psikolojik sağlamlık düzeyleri kadınlara göre daha yüksektir. Evli katılımcıların psikolojik sağlamlık düzeyleri evli olmayanlara göre daha yüksektir. Araştırma sonuçları ilgili literatür kapsamında tartışılmıştır.Yayın Korku duygusunun dikkat yanlılığındaki rolü üzerine bir derleme(Sanat ve Dil Araştırmaları Enstitüsü, 2021-09) Kazancı, Dilara; Saltoğlu, SerenBu derleme makalenin amacı korku duygusu ve dikkat yanlılığı ilişkisini ele alan araştırmaları inceleyerek, bireylerin hayatta kalmaları için önemli bir bilişsel mekanizma olan dikkat süreçlerinin tehdit sinyalleyen uyaranlarla karşılaştıklarında nasıl etkilendiğini değerlendirmektir. Bireyler bir duyguyu deneyimleme esnasında fizyolojik genel uyarılmışlık (arousal), bu uyarılmışlık sonucunda oluşan değişimin dışarıya yansıması (ifade edici davranışlar) ve duygunun farkındalığını yaşamaktadırlar. Duygulara eşlik eden uyarılmışlık düzeyinin (arousal) artması organizmanın çevresindeki dikkat ettiği ipuçlarının aralığını/çeşitliliğini etkileyebilmektedir. Bu makalede, evrimsel açıdan algılanmasının önemli olduğu birçok çalışmada ifade edilen atalardan kalma tehdit edici uyaranların (ör, yılan, örümcek) yanı sıra modern tehditlere (ör, silah, bıçak) ve öğrenme (yönerge) temelli korkulara yer verilmiştir. Bununla birlikte, dikkat körlüğü durumunda ve gerçek hayatta karşılaşılan tehditlerin (ör, ağrı, salgın hastalık, bomba patlaması) etkileri ele alınmıştır. Bireysel farklara odaklanan çalışmalar değerlendirilerek tehdit edici uyaranlara dikkat yanlılığına yansıyan yaş, cinsiyet, kültür, duygusal zekâ, kişilik özellikleri, yalnızlık, kaygı seviyesi gibi birey kaynaklı faktörler anlaşılmaya çalışılmıştır. İncelenen araştırmalardan elde edilen sonuçlar, genel olarak tehdit edici uyaranların nötr uyaranlara göre daha fazla dikkat yanlılığına neden olduğuna işaret etmiştir.Yayın Neuroimaging findings related to panic disorder: a brief review(Klinik Psikoloji Araştırmaları Derneği, 2022-12-26) Kazancı, Dilara; Saltoğlu, Seren; Erdoğdu, EmelPanic disorder (PD) is defined by recurrent unanticipated panic attacks and anxiety of losing control, which negatively affects the patients’ quality of life. Various neuroimaging techniques allow to assess brain structure or function and therefore represent important tools to understand the mechanisms related to PD pathology. Current studies have highlighted neural differences between PD patients and healthy controls using MRI, PET, SPECT, or EEG. However, there is an urgent need to discuss findings from various investigations simultaneously in order to obtain a multidimensional understanding of PD pathology, which further allows identifying possible target regions for more effective treatment or prevention strategies. Therefore, the present work briefly reviewed PD related neuroimaging studies published between 2012 and 2021. Relevant articles were searched using a combination of keywords relevant to various neuroimaging techniques (e.g., MRI, MRS, PET, EEG, fNIRS) and to PD (e.g., panic, anxiety, panic disorder). Studies involving patients with comorbid conditions other than agoraphobia and participants aged under 18 were excluded. A total of 20 studies fulfilling inclusion criteria were considered in this review. Most of the reviewed studies point to structural and functional neural changes in regions of the proposed fear network mostly including the hippocampi, thalamic nuclei, amygdala, anterior cingulate corti, insulae and other frontal lobe regions. Such neural changes in PD are thought to result in a hypersensitive fear network affecting normal emotional processing. Finally, studies showed that different treatments can partly reverse these changes, which significantly improves the quality of life in PD patients.Yayın 2000 sonrası Türk sinemasında kadına şiddetin değerlendirilmesi(Hayrettin İvgin, 2025-06-24) Kazancı, Dilara2000’li yılların başlangıcı bir yandan kadınlara yeni hukuksal hakların tanındığı, diğer yandan kadına yönelik şiddet, kadınların iş gücüne katılımı gibi sorunların öne çıktığı bir dönem olmuştur. Kadınlar için toplumsal açıdan hem olumlu hem de olumsuz değişimleri barındıran 2000 ile 2016 yılları arasına odaklanılan bu çalışmada, kadına yönelik şiddetin izleyici sayısı milyonları aşan popüler Türk filmlerinde nasıl sunulduğunun çözümlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda gişe rakamlarına göre en fazla izleyiciye ulaşan 100 film içerik (doküman) analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Filmlerde kadın karakterlerin maruz kaldığı fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik şiddet türleri incelenmiş ve davranışsal göstergeler üzerinden kodlanarak analiz edilmiştir. Filmlerde karakterlerin şiddet gördükleri ya da uyguladıkları mekanlar, ‘kamusal alan’ ve ‘özel alan’ ayrımıyla belirlenmiştir. Araştırmanın sonuçları, 100 filmin 83’ünde kadın karakterlerin, fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik şiddet türlerinden bir veya birkaçına maruz kaldığını göstermiştir. İncelenen filmlerde en yaygın biçimde temsil edilen şiddet türünün duygusal şiddet olduğu belirlenmiştir. Duygusal şiddet %80’lik oranla, fiziksel (%38), cinsel (%14) ve ekonomik şiddetin (%7) toplamından (%59) fazladır. Filmlerde kadın karakterlere şiddet uygulayan kişiler sıklıkla partnerleri (%25) ya da eski partnerleri (%13) olmuştur. Kadınlara şiddet uygulayan kişiler arasında, erkek iş arkadaşlarının (%13) ikinci sırada gelmesi dikkat çekmiştir. Kadınların kamusal alanlarda şiddete maruz kalma oranlarının (%41) özel alanlara (%21) göre daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Kadınların maruz kaldıkları ve uyguladıkları şiddet karşılaştırılmalı olarak incelendiğinde cinsel ve ekonomik şiddet oranlarındaki farkların, duygusal ve fiziksel şiddet oranlarındaki farklara göre daha yüksek olduğu görülmüştür.Yayın Çocukluk çağı travmaları ile narsisizm ilişkisinde bireysel özellikler: aleksitimi ve beden algısının rolü(Işık Üniversitesi, 2023-08-02) Kazancı, Dilara; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı; Işık University, School of Graduate Studies, PhD (Doctorate) Program in Clinical PsychologyBu çalışmada çocukluk çağı travmalarının kırılgan ve büyüklenmeci narsisizmle ilişkisi ele alınmıştır. Bu ilişkide bireysel özellikler, aleksitimi ve beden algısının rolü araştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda yaşları 18 ile 66 arasında değişen 814 katılımcıya yer verilmiştir. Araştırmada nicel yöntemler kullanılmıştır. Araştırmada çocukluk çağı travmaları ile patolojik narsisizm arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu ve bu ilişkide aleksitimi ve beden memnuniyetinin kısmi aracı etkisi olduğu görülmüştür. Araştırmada beden algısının davranışsal (beden modifikasyonları), bilişsel (nesnelendirilmiş beden bilinci) ve duygusal (beden memnuniyeti) boyutlarının düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. Beden algısının davranışsal boyutunun (beden modifikasyonları) çocukluk çağı travmaları ile patalojik narsisizmin alt boyutu olan kendini feda özelliği arasında düzenleyici rolü vardır. Beden algısının bilişsel boyutunun (beden utancı ve beden gözetimi) beden memnuniyeti ile patolojik narsisizmin farklı alt boyutları arasında düzenleyici vardır. Beden utancının, beden memnuniyeti ile patolojik narsisizmin dört alt boyutu (kırılgan narsisizm, kırılgan kendilik, fark edilmeye yönelik beklentiler ve kendini feda) arasında düzenleyici rolü vardır. Beden gözetiminin beden memnuniyeti ile fark edilmeye yönelik beklentiler arasında düzenleyici rolü vardır. Beden algısının duygusal boyutunun (beden memnuniyeti) aleksitimi ile kendini feda arasında düzenleyici rolü vardır. Sonuç olarak çocukluk çağı travmaları ile narsisizmin alt boyutları, beden memnuniyeti ile narsisizm alt boyutları ve aleksitimi ile narsisizm alt boyutları arasındaki ilişkilerde beden algısının davranışsal, bilişsel ve duygusal boyutlarının düzenleyici rolü olduğu ortaya konmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlar bireylerin beden algısının karmaşık ve önemli rolüne işaret etmektedir. Beden algısının bir ipucu olarak ele alınarak değerlendirilmesinin, eş tanı olasılığının ortaya çıkarılması ve bütüncül bir tedavi planlaması yapılabilmesi için destekleyici nitelikte olacağı düşünülmektedir.












