Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 5 / 5
  • Yayın
    Behice Boran: öğretim üyesi, siyasetçi, kuramcı
    (Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi, 2022) Yılmaz, Onur Alp
    Kısa süren akademik yaşantısının ardından, 11 yıla yakın süre, 1960 Müdahalesi’ne kadar siyasetten ve siyasi yazılar yazmaktan uzak duran Boran, Türkiye için de önemli bir dönüm noktasını işaret eden 27 Mayıs’tan sonar yeniden faaliyetlerine başlamıştır. Kısa bir süre yazdığı yazılarla Türkiye Sosyalist Hareketi’ne destek veren Boran, 1962’de Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) katılmıştır. Türkiye İşçi Partisi’nin parlamentoya 15 milletvekiliyle girdiği 1965 seçimlerinde Urfa’dan milletvekili seçilen Boran, parlamentoda dış politika başta olmak üzere hemen hemen her konuda Türkiye’nin “sosyalist geleceği” ile ilgili bir çerçeve çizmeye çalışmıştır. Partide önce genel sekreter, sonrasındaysa genel başkan olan Behice Boran, ölümüne değin Türkiye sosyalist hareketine hizmet etmiştir. Peki Behice Boran’ın Türkiye akademisine, Türkiye solunun kuramsal tartışmalarına ve pratik siyasete katkıları nelerdir? İşte bu metnin konusu olan Gökhan Atılgan’ın “Behice Boran: Öğretim Üyesi, Siyasetçi, Kuramcı” kitabı bu sorulara yanıt aramaktadır.
  • Yayın
    Atatürk’ün halkçılık ilkesi üzerine bir tartışma: halkçılık mı popülizm mi?
    (Yerel Yönetim Araştırma Yardım ve Eğitim Derneği (YAYED), 2022-06) Yılmaz, Onur Alp
    Literatürde üzerinde uzlaşma sağlanamamış bir kavram olan popülizmin bu niteliği, halka çağrı yapan bütün siyasi düşüncelerin popülizm olarak çerçevelenmesi gibi bir sonuca yol açar. Bu da “halkın yegane temsilcisi” ve “halkın kendisi” olma iddiasıyla yola çıkarak, kapsayıcılığı kadar dışlayıcılığı da olan popülizmle, halk lehine bir dönüşüm arzulayan ve halkın çıkarlarını siyasetlerinin merkezine koyan halkçıların arasındaki farkları ortadan kaldırır. Bir de buna Türkçenin konforunda iki kelimenin ayrı ayrı isimlendirilebilmesine karşın, İngilizcede iki kelimenin de aynı şekilde isimlendirilmesinin yarattığı çeviri problemleri eklenince iki kavram arasındaki ayrım ortadan tamamen kalkar. Türkiye’de bu kargaşadan payını alanlar, II. Meşrutiyet’in ardından ortaya çıkan ve Cumhuriyet’le birlikte bu düşüncelerini taçlandıran halkçılar oldular. Popülistlerle aralarında kurumsal, kavramsal, araçsal ve amaca dönük olarak birçok fark bulunmasına rağmen Osmanlı-Türk halkçıları, bu ayrımlar gözden kaçırılarak popülist olarak isimlendirildi. Dolayısıyla bu çalışma, literatürdeki bu kargaşayı gözler önüne sererken, aynı zamanda popülizm ve halkçılık arasına Atatürk’ün düşünce dünyası ve halkçılık pratiklerini ortaya koyarak literatüre katkı sunmaya amaçlar.
  • Yayın
    Neo-Kantçı ahlak felsefesi bağlamında sosyal demokrat revizyonizm tartışmaları
    (İstanbul Üniversitesi, 2021-06-30) Yılmaz, Onur Alp
    Kant, bir 18. yüzyıl filozofu olmasına karşın, görüşleri kendi döneminde olduğu kadar sonraki yüzyıllarda da yankı uyandırmış ve birçok kişiye ilham kaynağı olmuştur. Kant’ın ahlak felsefesi üzerinden yürüttüğü tartışmalar, onun siyaset felsefesi de dahil olmak üzere tüm felsefesinin mihverini oluşturmuştur. Kant’ın birey odaklı felsefesi, bir yandan liberal ideolojinin takipçileri arasında tartışma konusu olurken, diğer yandan da 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren sosyal demokratlar arasında tartışmalara konu olmuştur. Almanya’da Lassalle’le başlayan bu tartışmalar, Fabian Hareketi’yle sürmüş ve Bernstein’le doruk noktasına ulaşmıştır. Bu hareketler, Ortodoks Marksizmden koptukça daha etik merkezli bir noktaya evrilmiş ve adeta neo-Kantçı bir projeye dönüşmüştür. Bu dönüşümü besleyen ve sosyal demokrat revizyonizmin temellerini oluşturan tartışmaysa Bernstein ve Kautsky arasında yaşanmıştır. Kant ve Marx’ın ahlak anlayışlarını mevcut toplum üzerinden tartışan ikili, buradan sosyal demokrasiye bir gelecek planı, iktidar stratejisi ve toplum tahayyülü de çıkarmak için çabalamışlardır. Bir yandan daha muğlak bir ahlak tanımı olan Marx’ın ve dolayısıyla Marksizmin ahlak görüşleri iki tarafından yorumlanırken, diğer yandan da Kant’ın ahlak anlayışının sosyal demokrasideki rolünün ne olması gerektiği tartışılmıştır. Bu bağlamda bu çalışma, öncelikle Kantçı ve Marksist ahlak anlayışlarını karşılaştırarak birbirinden ayrıldığı noktaları gözler önüne sermiştir. İkinci olarak bu çalışmada, sosyal demokrasinin hangi alanlarda Kantçı felsefeyi takip ettiği, Lassalle, Fabiancı Hareket, Kautsky ve Bernstein’in görüşleri tartışılmıştır.
  • Yayın
    Sol-Kemalizmin tasfiyesi: 12 Eylül’ün Atatürkçülüğü ve kökenleri
    (Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, 2022-05-01) Yılmaz, Onur Alp
    Türkiye siyasetinde Atatürk son derece ikna edici bir meşruiyet yaratma kaynağı olduğu için hemen her siyasi hareket kendisine Atatürk üzerinden meşruiyet sağlama arayışındadır. Uzun yıllar Türkiye’de meşruiyet merkezi Atatürk üzerinden şekillendiğinden, Atatürk’ün sözleri, devrimleri, ilkeleri ve pratiklerini çağın gereğine göre yorumlama iddiasıyla sağdan da soldan da çeşitli hareketler ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Türkiye’de demokrasiye anti-demokratik yollarla müdahale niteliği taşıyan askeri darbelerin de meşruiyet araçları “Atatürkçülüğü koruma” söylemi olmuştur. Ancak bu meşruiyetle birlikte her darbe yönetimi zihnindeki devlet tasavvurunu kendi Atatürkçülük yorumuyla ortaya koymuştur. Öyle ki, Atatürk’ün kurduğu kurumları kapatan ve sol-Kemalistleri bu yolla kurumlardan bertaraf eden 12 Eylül Cuntası da tüm bunları Atatürkçülük üzerinden meşrulaştırmış ve daha edilgen bir toplum yaratarak, bu toplumu tartışılmaz bir üst ideoloji olarak kurgulamaya çalıştığı ve yoğun şekilde sembollerle desteklenen Atatürkçülük etrafında kenetlemeye çalışmıştır. Dolayısıyla bu makale, hem 12 Eylül yönetiminin sol-Kemalistleri nasıl ve neden tasfiye ettiğini, bu tasfiye sürecindeki müttefiklerinin kimler olduğunu ve tüm bunların nasıl bir sonuca yol açtığını tartışmaktadır. Ayrıca bu makale, sol-Kemalizm ile 12 Eylül Atatürkçülüğü arasında da bir ayrıma gitmektedir.
  • Yayın
    Atatürk’ün Nutuk’undaki dış politika olaylarını realizm çerçevesinde değerlendirmek
    (Iğdır Üniversitesi, 2021-12-31) Yılmaz, Onur Alp; Ayanoğlu, Harun Talha
    Realizm özellikle 1930’ların sonundan 1980’lere kadar olan süreçte, akademik düzeydeki uluslararası ilişkiler çalışmalarına damgasını vuran kuram olarak göze çarpmaktadır. Temel ilkelerinin Tukidides’in Peloponez Savaşı, Machiavelli’nin başta Prens ve diğer çalışmaları ve Thomas Hobbes’un Leviathan’ına kadar dayandığı düşünülen Realizm, temelde rasyonel devleti, ulusal çıkarı ve devletler arası ilişkilerde güç odaklı bir perspektifi kullanarak uluslararası politikayı anlamlandıran bir kuram olarak tanımlanabilir. 1930 ve 1980 arası süreçte yapılan çalışmaların daha ziyade iki dünya savaşı ve Soğuk Savaş ile ilgili olduğu düşünülürse, devleti, ulusal çıkarları ve gücü merkezine alan bir kuram olarak realizmin egemenliği daha anlaşılabilir olacaktır. Bunun yanında, Türkiye’nin Millî Mücadele döneminin de yukarıda bahsedilen üç dönemden ikisinin –Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ara dönemine denk gelmesi bakımından realist kuram terminolojisiyle değerlendirilmeye açık olduğu aşikardır. Bu bağlamda, bu çalışma Millî Mücadele başkomutanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuk adlı eserinde bahsetmiş olduğu dış politika olaylarını realist kuram çerçevesinde değerlendirmeye odaklanmıştır.