Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 10 / 346
  • Yayın
    Aşırı Sağ ve Demokrasi
    (Tasam, 2009) Celep, Ödül
    1980'lerden bu yana birçok demokraside aşırı sağ partilerin seçmen desteğindeki yükselişine şahit olmaktayız. Bu yükseliş, demokratik sistemlerin tehlike altında olduğu yönünde genel bir endişe uyandırmıştır. Bu endişenin oluşmasının başlıca nedeni, aşırı sağ partilerin otoriter ve dışlayıcı politikaları savunması ve demokratik kurum ve uygulamaları sert bir dille eleştirmesidir. Bu çalışmanın başlıca amacı, aşırı sağ partilerin demokratik siyaseti doğrudan veya dolaylı olarak nasıl etkileyebileceğini irdelemek ve bu bağlamda demokrasilerin geleceği ile ilgili duyulan endişenin ne derece haklı bir endişe olduğunu araştırmaktır. Hangi partilerin aşırı sağ parti kategorisinde yer aldığı tespit edildikten sonra çalışma üç aşamada ilerlemektedir. Öncelikle aşırı sağ partilerin oy oranlarına bakılarak bu partilerin seçim performanslarının kendilerine ne derecede siyasi etkinlik sağladığı araştırılmaktadır. Sonrasında ise aşırı sağ partilere verilen oyların ne derece ideolojik, ne derece protesto oyu olduğuna bakılmaktadır. Bulgular ideolojik yakınlığın bu partilere oy verme üzerindeki etkisinin daha kuvvetli olduğunu gösterse de, yakın gelecekte aşırı sağın oy oranında önemli bir artış öngörülmemektedir. Bunun üzerine son aşamada aşırı sağ dışındaki partilerin son otuz yıl içinde aşırı sağ partilere ne derecede benzedikleri sorusu sorulmaktadır. Karşılaştırmalı Manifesto Projesi kapsamındaki sayısal veri kullanılarak yapılan analiz, toplam 19 demokrasideki demokratik partilerin önemli bir kısmının otoriter sağ temaları benimsediğini ve ideolojik anlamda sağa kaydığını göstermektedir. Çalışmanın sonucu, demokratik siyaset üzerindeki tehlikenin aşığı sağ partilerden ziyade diğer partilerden gelebileceğine işaret etmektedir.
  • Yayın
    İyinin ve kötünün ötesinde: Marquis de Sade
    (Işık Üniversitesi, 2017-02-02) Erdamar, Sibel; Hızal, Meriç; Burtek, Zeliha; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans Programı
    Doğayı yadsıma düzeyine taşıyan egemen olma dayatmasının, yeni bir dilsel ve düşünsel yöntem yaratmanın önündeki engel olabileceği gerçeği gözlerimizin önündeyken, Gilles Deleuze tarafından, yeni biçim elde etmeyi ve yeni hissetme düşünme tarzı, başlı başına yeni bir dil yaratmayı bilmesinden ötürü, büyük sanatçı olarak nitelenen Marquis de Sade’ı mercek altına alan 2015 yılında Paris Musée d’Orsay’da gerçekleştirilen “Sade, Attaquer Le Soleil” (Sade, Güneşe Saldırmak) sergisi ilgi çekicidir. Otuz yıllık Marquis de Sade uzmanı, yazar ve eleştirmen Annie Le Brun küratörlüğünde gerçekleştirilen sergi, 1740-1814 yılları arasında yaşamış yazar, Marquis de Sade’ın metin okumalarını merkeze alarak, diğer düşünür ve felsefecilerden anektodlarla ve görsel sanatlarda bu düşüncelerin yansımaları olan örneklerle hazırlanmıştır. Yaşamının otuz yılını ha sedilmiş olarak geçiren Sade, bedensel mahkumiyetinin karşısına, düşüncesine ve kalemine tanıdığı mutlak özgürlüğü koymuştur. emsil edilemezin temsilini başaran, gösterilemezin gösterilmesine ön ayak olan sanatçı, bir yandan sürekli sansüre uğrarken bir yandan da devrim yıllarının en çok kabul gören düşünürü olmuştur. Yazın dilinin oluşturduğu kurgusuyla yasaklanması, devrim yılları sonrasında da edebi ve felsefi olarak incelemeye alınmasını ve yazdıklarının gerçeklik olarak kabul edilmesini engellememiştir. Karanlık bir atmosferin yaratıldığı sergi, güneşe saldırmanın imkansızlığını eyleme geçirmeye çalışan yazarın yaratmayı hedeflediği mutlak karanlıkta, insanın karanlık yönünü inceleyen az sayıda felsefecinin arasında olduğuna dikkat çekmek istemiştir. Bir yandan sadik üslubun etkisinde kalan Charles Baudelaire ve Gustave Flaubert gibi edebiyatçılardan örnekler verilirken, bir yandan da görsel sanatlarda sadik etkinin yarattığı devrim, adım adım incelenmiştir. emsildeki hiyerarşinin ve kuralların yıkılması ile Sadik bedenlerin, arzunun vahşi ve acımasız yasasının etkisi altındaki imgeleri, Edgar Degas, Eugéne Delacroix, August Rodin ve daha bir çok sanatçıya, cinsel imgelemin biçimsel özgürleşmesi adına öncü oluşu örneklerle gösterilmiştir.
  • Yayın
    Evli bireylerin bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin psikolojik iyi oluşları ve evlilik doyumları ile ilişkisinin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2016-06-25) Rıza, Sirem Özen; Hayran, Rukiye; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu araştırmada, evli bireylerin, bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin evlilik doyumları, psikolojik iyi oluşları ve sosyodemografik değişkenleri açısından incelenmesi amaçlanmıştır.Araştırma, İstanbul ilinde yaşayan rastagele seçilmiş 200 evli birey ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aşamasında örneklem grubuna, Kişisel Bilgi Formu, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Çift Uyum Ölçeği uygulanmıştır. Demografik değişkenler ile kullanılan ölçekler arasındaki ilişkiyi elde etmek için t-testi ve tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda, demografik değişkenlerden; yaş, eğitim düzeyi, meslek, evlilik süresi, çocuk sayısı, psikolojik iyi oluşu, evlilik doyumunu ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerini yordadığı sonucu elde edilmiştir. Değişkenlerin arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson Moment Çarpımlar Korelasyonu ve Regresyon analizleri uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, psikolojik iyi oluş ve evlilik doyumunun ilişkili olduğunu göstermiştir.Aynı zamanda, olumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin, evlilik doyumu ve psikolojik iyi oluş ile negatif yönde ilişkili olduğu sonucu elde edilmiştir. Evli bireylerin evliliklerinden elde ettikleri doyumu düzeyini yükseltmek amacıyla olumlu bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin kullanımının arttırılmasının önemi vurgulanmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, ileride yapılacak olan çalışmalara faydalı olabilecek önerilerde bulunulmuştur.
  • Yayın
    Majör depresyon tanısı almış kadın hastalarda benlik kurgusu ve semptamoloji arasındaki ilişki: kültürel arası kesitsel bir çalışma
    (Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Şen, Büşra; Balkır Neftçi, Nazlı; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    AMAÇ: Bu araştırma, kültür, benlik kurgusu ve depresyon arasındaki ilişkiyi, sosyodemografik değişkenler açısından dört grup (Almanya'da yaşayan sağlıklı ve depresyondaki Almanlar ile Türkiye'de yaşayan sağlıklı ve depresif Türkler arasında) karşılaştırılarak gerçekleştirmek amaçlanmıştır. YÖNTEM: Araştırma, Majör Depresyon tanısını almış 54 kadın hasta (27’sini Alman ve 27’si Türk hastalar) ve 51 herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı almamış sağlıklı kadınlar (25 Türk ve 26 Alman) üzerinde yapılmıştır. Araştırma kapsamında; katılımcıların benlik kurgularını ölçmek için, “Benlik Kurgusu Ölçeği”, pozitif ve negatif afekt düzeylerini belirlemek için “PANAS”, semptomatoloji düzeylerini belirlemek için “SCL-90 Belirti Tarama Testi, depresyon düzeylerini ölçmek için “SCL-90 depresyon alt testi” ve diğer demografik özellikleri hakkında bilgi toplamak için araştırmacı tarafından geliştirilen bir kişisel bilgi formu kullanılmıştır. BULGULAR: Kültür ve benlik kurgularının, psikopatoloji ve afekt üzerine olan ana ve interaktif etkileri (moderasyon analizi) kovaryans 2x2 çok değişkenli analiz (MANCOVA) yapılarak hesaplanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, Hasta gruplar arasında ilişkisel benlik kurgusunda anlamlı farklılıklar bulunmuştur, bağımsız benlik kurgusu açısından da hiçbir fark bulunmamıştır. Ayrıca kültür ve ilişkisel benliğin depresyon ve genel psikopatoloji düzeyleri üzerinde önemli bir etkisi bulunmuştur. Yani, Türk hastalarda ilişkisel benlik, depresyon ve psikopatoloji düzeylerini düşürdüğü ancak Alman hastalarda tam tersi bir durum olduğu görülmüştür. Kontrol gruplarında, Türk kadınlar ilişkisel benlik kurgusunu, depresyon ve psikopatoloji düzeylerini belirgin olarak daha yüksek seviyede bildirmişlerdir, ancak özerk veya afektinde herhangi bir kültürel farklılık ortaya çıkmamıştır. Sonuç olarak, sağlıklı kadınlar arasında kültür ve benlik kurgusu farklılıklarının depresyon, psikopatoloji ve duygulanım üzerine anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. SONUÇ: Benlik kurgusu ve psikolojik sağlık arasındaki ilişkide benzerlikler ve farklılıklar kültürel olarak uygun olan psikoterapotik müdahaleler açısından tartışılmıştır.
  • Yayın
    Mülteci barınaklarının uydu görüntülerinden çoklu-sınıflı çizge-kesme bölütleme ve gölge bilgisi kullanılarak otomatik sezimi
    (IEEE, 2014-04-23) Kucur Ergünay, Şerife Seda; Kahraman, Fatih; Ateş, Hasan Fehmi
    Bu çalışmada, mülteci kamplarında bulunan yaşam alanlarının/barınakların (çadır, konteynır vb.) uydu ve hava görüntülerinden otomatik olarak sezimi ve sayımına yönelik bir yöntem tanıtılmaktadır. Mülteci kamplarındaki barınakların çok yüksek çözünürlüklü (VHR) görüntülerde dahi çok küçük boyuta sahip, belli bir alanda çok sık ve bazen karmaşık şekilde yerleştirilmiş ve arkaplan ile ayrıştırılması zor nesnelere denk geliyor olması otomatik barınak/çadır sezim ve sayımını zorlaştırmaktadır. Bahsedilen problemin çözümüne yönelik olarak çok sınıflı çizge-kesme (graph-cut) bölütlemesi ve gölge bilgisinin kullanıldığı özgün bir yöntem çalışma kapsamında önerilmektedir. Buna göre, ilk adımda çizge-kesme bölütleme yöntemi ve morfoloji işlemleri uygulanarak çadır sezimi yapılmıştır. Bu adımda sezilememiş çadırların bulunabilmesi için ikinci bir adımda çadırların gölge bilgisinden faydalanılmıştır. En son adımda gradyan-tabanlı eşikleme yöntemi ile yanlış tespitlerin elenmesi amaçlanmıştır. Önerilen yöntem, özellikle karmaşık yerleşim düzenine sahip mülteci kampları (çadırkent) üzerinde test edilmiştir. Yöntemin başarımı kesinlik (precision) ve geri getirme (recall) kriterlerine göre belirlenmiştir. Elde edilen ortalama kesinlik ve geri getirme başarımları sırasıyla %91.9 ve %90.0 olup problemin zorluğu göz önünde bulundurulduğunda umut vadedici bir sonuçtur.
  • Yayın
    Akdağ Kütlesi’nde (Batı Toroslar) Pleistosen buzullaşmalarının jeomorfolojik özellikleri ve optik uyarmalı lüminesans (OSL) ile yaşlandırılması
    (Türk Coğrafya Kurumu, 2017) Bayrakdar, Cihan; Güneç Kıyak, Nafiye; Turoğlu, Hüseyin; Öztürk, Tuğba; Canel, Timur
    Batı Torosların en yüksek ikinci zirvesine (Uyluk T. 3014 m) sahip olan Akdağ, batıda Eşen Ovası (60 m) doğuda Elmalı Ovası (1100 m) arasında yer alan ve 2700 m üzerinde birçok zirve barındıran, çevresine göre oldukça yüksek bir kütle görünümündedir. Akdağ Kütlesi'nde Kuvaterner'de meydana gelen buzul şekillerini incelemek ve OSL ile tarihlendirmek çalışmanın temel amacıdır. Bu çalışmada coğrafi bilgi sistemleri ve morfometrik analizler, OSL tarihlendirme yöntemi ve sedimantolojik analizlerden faydalanılmıştır. Akdağ Kütlesi'nin jeomorfolojik gelişiminde birden fazla etken ve sürecin rolü olmuştur. Bu süreçlerin başında karst, buzul, tektonik ve flüviyal gelmektedir. Akdağ Kütlesi'nde etkili olan Pleistosen buzullaşmaları, büyük ölçüde karstik yapıya uyumlu gelişmiş ve 2500 m ve üzerindeki paleo-karstik depresyonlarda kalın plato buzulları oluşmuştur. Akdağ Kütlesi'nde üçü büyük, beş buzul vadisi tespit edilmiştir. Bu buzul vadileri gelişmiş sirklerle başlayıp 2500 m seviyelerinde paleokarstik depresyonlara uyumlu olarak düşük eğimli, geniştabanlı ve büyük ölçüde taban ve yanal morenleri ile kaplı iken 2500 m seviyelerinden sonra vadiler daralıp klasik tekne vadi formu alıp 2000 m seviyelerinde cephe morenleri ile sonlanırlar. Akdağ Kütlesi'nde morenlerden alınan örneklere ait OSL tarihlendirmelerinde 17-21 bin yaşları çıkmıştır ki bu da son buzul dönemi MIS 2 ye denk gelmektedir.
  • Yayın
    Çağdaş sanatta ölüm kavramı
    (Işık Üniversitesi, 2015-07-31) Şanko, Lucia; İslimyeli, Balkan Naci; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    İnsanın yaratılışından beri var olan ölüm duygusunun sanatta en çok kullanılan temalardan biri olmasının sebebi, birçok anlamda değişikliklere uğramış olsa da gücünden ve büyüsünden hiçbir şey kaybetmemiş olmasıdır. Bu çalışmada ilk uygarlıklardan itibaren günümüz sanat akımlarına kadar olan süreç incelenmiştir. Mitoloji, ilk inanışlar, insanlığı etkilemiş temel dinler, Rönesans’la birlikte değişen resim anlayışı, Avrupa sanatı, günümüz Amerika’sında sanat ve çağdaş Türk sanatı ele alınan ana başlıklardır. Bu başlıklar doğrultusunda yapılan çalışmada dikkati çeken nokta, eserlerinde bu konulara eğilen sanatçıların, bilinmeyen ve tecrübe edilemeyen ölümü farklı inançlar ve farklı felsefi görüşler aracılığıyla ele almış olmalarıdır. Yaşamın çok boyutluluk ve renkliliğine karşın; ölümün hiçliğinin, donukluğunun ve tekdüzeliğinin farkında olan bu sanatçılar, ölümü tuvalin yüzeyine taşıyarak etkisini güçlendirmişlerdir. Ele alınan sanatçı örneklerinin ve sanat yapıtlarının sınırlı sayıda olmasının nedeni ise ölümü tüm yanlarıyla çözümlemeye çabalamanın, çalışmanın amacını ve sınırlılıklarını aşmış olmasıdır. Bu sebeple sanatçıların en çok bilinen yapıtlarına yer vermenin uygun olacağı düşünülmüş, ölüm olgusunun sanat tarihi boyunca yüzyılımıza kadar geçirdiği değişim süreci bu örneklerle ele alınmaya çalışılmıştır.
  • Yayın
    Canan Tolon’un yaşamı ve sanatı
    (Işık Üniversitesi, 2017-08-24) Uygun, Betül; Tandırlı, Emre; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans Programı
    Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de doğan ve dünya genelinde popüler hale gelen sanatçı Canan Tolon’un eserlerini incelemektir. Bu amacın gerçekleşmesi adına alan yazın taraması gerçekleştirilmiş ve Tolon’un eserleri yorumlanmıştır. Çalışmanın neticesinde Tolon’un dezavantajlarını avantajlara dönüştüren ve dünyadaki yaşam ile ölüm döngüsünü inceleyen bir sanatçı olduğu ortaya çıkmıştır. Tolon aynı zamanda pek çok farklı materyali kullanarak sanat eseri ortaya çıkarabilmektedir. Tolon ile bir röportajın gerçekleştirilememiş olması, bu çalışmanın sınırlılığı olarak belirtilmelidir.
  • Yayın
    Deleuze ve Spinoza kavramları üzerinden Kardelen Fincancı, Nezaket Ekici ve Tunç Ali Çam’ın çalışmalarının değerlendirilmesi
    (Istanbul Kultur Univ, 2017-07) Demir, Vesime Itır
    Bu araştırmada, Benedictus de Spinoza ve Gilles Deleuze’ün sunduğu kavramlar üzerinden performans sanatı örnekleri incelenecektir. İki düşünürün ortaya koyduğu beden odaklı düşüncelerden yola çıkılarak, performans sanatının gündelik yaşamla ilişkisi, izleyiciyle kurduğu ilişki, izleyici ile sanatçının etkileşimi ve yapılan performansın nihayetinde hedefine ulaşıp ulaşmadığı belirlenecektir. Nezaket Ekici’nin “Imagine”, Kardelen Fincancı’nın “Make Me Whole Again” ve Tunç Ali Çam’ın “Yersiz yurtsuzlaşma, Kurşun Kalemler, Karton Kutu ve Ses” adlı performansları izleyiciyle kurduğu ilişkiler ve izleyici üzerinde yarattığı etkiler üzerinden değerlendirilecektir.
  • Yayın
    Ritmik beden, belleğin ritmi: Bir 29 Ekim anısı
    (2010) Tuğrul, Saime
    Ulus, meşruiyetini, ideoloji, sosyal kurumları ve taşıyıcıları ile sağlasa da bu, toplumun tümünü, ulus bilincine eklemlemek için yeterli değildir. Bu toplumsal uzlaşma, toplum üyelerinin, hafızalarına, bedenlerine girmek, bireyi, ulusu ile eriyik (füzyonel) bir ilişki içine sokmakla mümkündür. Sınırlarını, coğrafyanın ötesine taşımak, bedensel, akustik, dilsel sınır işaretleri ile, bizi diğerlerinden ayırmak gerekir: Bu ayrışımda, mümkün olduğunca, şiddet dışarıya atılmaya çalışılırken, içsel uzlaşmış cemaatin, bedensel bütünlüğü korunmaya çalışılır. Biz olabilmenin temel koşulu olan içte barışın, -gerektiğinde, dışarıda savaş olma pahasına- sağlanmasını, birlikteliğin kenetlenmiş bir bütünlüğe dönüşebilmesini, içsel stresin yönetimi belirler. Bütünleşmenin harcı ise, ortak değerler etrafında oluşmuş tertibatlar sayesinde gerçekleşir; her türlü eğitim ve talim kurumlarının yanı sıra, kurucu dönemin toplumsal bellekte canlı tutulması, ilk inşanın anısının bir kuşaktan ötekine taşınması gerekir. Kültürel bellek sayesinde, kurucu geçmiş, toplumsal hatırlama sürecinde yeniden oluşturulup, doxa'ya dönüştürülürken, hafıza mekânları yeniden oluşturulmuş somut geçmişin sembolik alana taşınmasına yardım ederler. Toplum üyelerinin geçmişi canlı tutmalarının bir başka yolu da tekrarlar yoluyla sağlanan eşzamanlılık deneyimleridir; bayramlar ve törenler, resmi geçitler, döngüsel karakterleri ve düzenleriyle, simdi ile geçmişin kopmamasını sağlayan en önemli tertibatlardandırlar. Bayramların ritüelini oluşturan düzen, söylemler, müzik ve ritmle beslenen toplum üyeleri, hafıza mekânının bir uzantısı olarak, ortak dilin ve sesin etrafında cemaatsel bir beden oluştururlar.