Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 4 / 4
  • Yayın
    Aşırı Sağ ve Demokrasi
    (Tasam, 2009) Celep, Ödül
    1980'lerden bu yana birçok demokraside aşırı sağ partilerin seçmen desteğindeki yükselişine şahit olmaktayız. Bu yükseliş, demokratik sistemlerin tehlike altında olduğu yönünde genel bir endişe uyandırmıştır. Bu endişenin oluşmasının başlıca nedeni, aşırı sağ partilerin otoriter ve dışlayıcı politikaları savunması ve demokratik kurum ve uygulamaları sert bir dille eleştirmesidir. Bu çalışmanın başlıca amacı, aşırı sağ partilerin demokratik siyaseti doğrudan veya dolaylı olarak nasıl etkileyebileceğini irdelemek ve bu bağlamda demokrasilerin geleceği ile ilgili duyulan endişenin ne derece haklı bir endişe olduğunu araştırmaktır. Hangi partilerin aşırı sağ parti kategorisinde yer aldığı tespit edildikten sonra çalışma üç aşamada ilerlemektedir. Öncelikle aşırı sağ partilerin oy oranlarına bakılarak bu partilerin seçim performanslarının kendilerine ne derecede siyasi etkinlik sağladığı araştırılmaktadır. Sonrasında ise aşırı sağ partilere verilen oyların ne derece ideolojik, ne derece protesto oyu olduğuna bakılmaktadır. Bulgular ideolojik yakınlığın bu partilere oy verme üzerindeki etkisinin daha kuvvetli olduğunu gösterse de, yakın gelecekte aşırı sağın oy oranında önemli bir artış öngörülmemektedir. Bunun üzerine son aşamada aşırı sağ dışındaki partilerin son otuz yıl içinde aşırı sağ partilere ne derecede benzedikleri sorusu sorulmaktadır. Karşılaştırmalı Manifesto Projesi kapsamındaki sayısal veri kullanılarak yapılan analiz, toplam 19 demokrasideki demokratik partilerin önemli bir kısmının otoriter sağ temaları benimsediğini ve ideolojik anlamda sağa kaydığını göstermektedir. Çalışmanın sonucu, demokratik siyaset üzerindeki tehlikenin aşığı sağ partilerden ziyade diğer partilerden gelebileceğine işaret etmektedir.
  • Yayın
    Yeni Ortadoğu: Toplum, Siyaset ve Ekonomi Konferansı
    (Işık Üniversitesi Yayınları, 2016-03-24) Akın Ünver; Çağlar, Mehmet Turan; Demiralp Yılankaya, Seda; Ünver, Hamid Akın; Kayhan Pusane, Özlem; Yüce, Müge; Koraltan, Feyza Hilal; Gire, Ahmet; Gürpınar, Bulut; İnanç, Yusuf Selman; Sayın, Yusuf; Aydın, Sabri; Coşkun, Bezen Balamir; Küçük, Ayşe; Dikici Bilgin, Hasret; Ertan, Senem; Dikme, Rojda; Güzelipek, Yiğit Anıl
    Ortadoğu asırlar boyu uluslararası siyasetin merkezinde yer almış, araştırmacı ve siyaset yapıcıların ilgi odağı olmuştur. Bu ilgiye rağmen, 2010 yılında başlayan ve ‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan halk ayaklanmaları ve bu çerçevede yaşanan siyasal, ekonomik ve sosyal dönüşümler siyasetçiler ve sosyal bilimciler tarafından öngörülememiş ve mevcut varsayımları derinden sarsmıştır. Bir yandan demokratikleşme hareketleri ve ekonomik bir dönüşüm yaşayan bölge, diğer yandan iç çatışmaların, darbelerin ve vekalet savaşlarının merkezi haline gelmiş, ve tüm bu gelişmeler yeni yaklaşımları ve analizleri gerekli kılmıştır. Bu çerçevede Işık Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü, Arap Baharı’yla başlayan süreçte bölgede gözlemlenen yeni toplumsal, ekonomik, iç ve dış siyasal dinamikleri akademik alanda tartışmaya açmak amacıyla ‘Yeni Ortadoğu’ başlıklı bir konferans düzenledi. Bu konferans çerçevesinde 24-25 Mart 2016 tarihlerinde Maslak Kampüsü’nde bizzat sunulan ve tam metin olarak bize iletilen bildirilerden bu kitabı oluşturduk.
  • Yayın
    Ulusaldan Küresele: Popülizm, Demokrasi, Güvenlik Konferansı
    (Işık Üniversitesi Yayınları, 2021-02-04) Akçay, Özlem; Akkaya, Ali; Celep, Ödül; Çağlar, Mehmet Turan; Doğan, Mustafa Görkem; Erçetin, Tuğçe; Erdoğan, Emre; Gürcan, Efe Can; Gedik, Ahmet; Göcen, Ceren Ece; Özyiğit, Suat Eren; Karaömerlioğlu, Mehmet Asım; Özer, Ferda; Sütçüoğlu, Bilgen; Ülker, Erol; Demiralp Yılankaya, Seda; Balta, Evren; Esen, Berk; Özal, Emine; Ecevit, Yüksel Alper; Özdemir, Veli; Karakaya Polat, Rabia; Lowndes, Vivien; Ilgıt, Aslı; Sırmalı, Gökhan; Sokullu, Ebru Canan; Şenol, Selin Karana; Toksöz, Itır; Tuğtan, Mehmet Ali; Kurt, Merve; Kayhan Pusane, Özlem; Celep, Ödül
    Öngörülmesi giderek güçleşen, sarsıntılı ve savrulmalı zamanlardan geçiyoruz. İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş ortak deneyimleri sonrasında 1950’lerden ve 1990’lardan itibaren demokratik sistemlerin peş peşe dalgalarla meşrulaşacağı, yaygınlaşacağı ve güçleneceği öngörüsü hakimdi. Ancak son yıllarda yaşanan bazı gelişmelerle demokrasilerin geleceği tekrar sorgulanmaya başladı. Gerek 11 Eylül ile başlayan ve IŞİD ile devam eden ve şiddet içeren İslamcı radikalizm, gerek Batı demokrasilerinde popülist radikal sağ hareketlerin ve beyaz ırkçı grupların yükselişi ve iktidara gelişi, bir yandan güvenlik-özgürlük ikileminin demokrasi dengesini bozdu, bir yandan da hem demokratik sistemlerin hem dünya barışının geleceğini bizi tekrar sorgular, sorgulatır hale getirdi. Demokrasileri bildiğimizi zannediyoruz, ama demokrasiler ile ilgili daha öğrenmemiz gereken çok şey var. Demokrasi kaderimiz de geleceğimiz de olmak zorunda değil belki de. Ya da belki yanlış yerden soru sormaya başlıyoruz, belki demokrasi yerine yeni bir referansa ihtiyacımız var. Aslında demokrasileri çantada keklik görmeyip, sabırla büyütüp yeşertmek, geliştirmek, korumak, ileri safhalara taşımak ve bizden sonraki nesillere aktarmak bir sorumluluk, ve bu sorumluluk bizlere ait. Popülizm, demokrasi, güvenlik kavramlarının her biri bugün sıkça ve yaygın olarak kullandığımız kavramlar olarak gündelik sohbetlerimizin içine kadar girmiş durumda. Bu yaygın kullanımlarına rağmen her bir kavram, üzerine düşünmeye, tartışmaya ve değerlendirmeye tekrar tekrar olanak verecek derinlikte. Her bir tartışma bir diğerini açarken, farklı gibi görünen bu kavramların birbirleriyle kesiştikleri zeminler bulmak mümkün. Popülist liderlerin politikaları bütün siyaset yapma biçimlerini kendine çeken ya da kendinden uzaklaştıran eksenler yaratarak her ikisini de aynı anda besleyebiliyor. Popülist politikaya angaje olan liderler ve grupların yanında bu politikaya karşı mücadele eden kişiler ve kitleler de yok değil, ancak kimi zaman bu kitleler eleştirdiği bu siyaset biçiminin kurucu öznesi haline de gelebiliyor. Bunun karşısında tabandan gelen demokratikleşme talepleri ve popülist siyasetle beraber kurumsallaşan diğer politika yapma biçimleri, demokrasi anlayışımızı farklı yönlere çekebiliyor. Bu demokratikleşme talepleri kimi zaman olumlu karşılıklar alsa da, kimi zaman devletlerin güvenlik politikaları ile etkisizleştirilmeye ve bastırılmaya çalışılıyor. Güvenlik politikalarının alanı günümüz teknolojisi sebebiyle o kadar genişledi ki, bu politikanın nesnesi haline gelmemiş varlık ve alan bulmak neredeyse mümkün değil. Ulusaldan Küresele: Popülizm, Demokrasi, Güvenlik konferansımız bu alanların kendine özgülüklerini göz önünde bulundururken, aralarındaki kesişimleri de ortaya koyan pek çok değerli sunuma ev sahipliği yaptı. Konferansın düzenlenmesinde emeği geçen herkese, ve bu bildiri kitabında tam metinleri ve özetleri bulunan bütün katılımcılarımıza çok teşekkür ederiz.
  • Yayın
    Türkiye Komünist Partisi’nin Bolşevikleşmesi, 1925-1928
    (Yordam Kitap, 2021-10) Akbulut, Erden; Ülker, Erol
    Türkiye’nin en eski partisinin belgelere dayalı kapsamlı tarihi... Geçmişten bugüne düşürülen eşitlik ve özgürlük ışığıyla günümüzü ve geleceğimizi aydınlatan bir tarih yolculuğu… Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) kuruluş süreci, Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları içinde başlar ve 1925 Şubat’ında Akaretler’de toplanan kongreyle tamamlanır. Modern Türkiye’nin biçimlenişi sırasında ortaya çıkan çelişkiler, çatışmalar, sancılar ve akıp giden siyasal olayların izlerini taşıyan bir süreçtir bu. Dünyanın değişen dengeleri, dengeler oluşurken meydana gelen devrimler ve karşıdevrimler, yeni baştan kurulan bir ülkenin yaşadığı sarsıntılar, etnik ve dinsel yapısı hızla değişen bir coğrafyada sınıf mücadelesinin ve sosyalizmin tabanını oluşturan kitlelerin ülkeden ayrılışı TKP’nin oluşumunun içsel ilişkileridir. TKP’nin kuruluş sürecinin tamamlandığı 1925 Akaretler Kongresi, Şeyh Sait İsyanı’nın patlak vermesiyle “ulusal mesele”nin çetrefil hale geldiği günlerde toplanmış, Mart 1925’te başlayan Takrir-i Sükûn dönemi TKP üzerinde büyük bir baskı yaratmış, bu baskıcı ortam TKP raporlarında “terörcü diktatörlük” olarak nitelendirilmiştir. TKP, kavurucu bir tarihsel kesitte kurulur ve yurdunda ağır bir baskı altında tutulurken Komintern çatısı altında ona ilişkin tartışmalar yaşanmaktadır. Bu tartışmalar, Komintern’in Temmuz 1924 tarihli 5. Kongresi’nde benimsenen ve tüm komünist partilere önerilen Bolşevikleşme yöneliminin yansımalarıdır. TKP’nin 1919-1925 dönemi, Türkiye Komünist Partisi’nin Kuruluşu başlıklı birinci ciltte ele alınmıştı. Bu cilde konu olan 1925-1928 döneminde, TKP, bir iç tartışmalar ve fikir ayrılıkları sürecinden geçmektedir. TKP içindeki tartışmaların odağında onun Komintern çizgisiyle uyumlu bir kitle partisine dönüşmesi ve Kemalizm ile kuracağı ilişkinin niteliği yatar. Türkiye Komünist Partisi’nin Bolşevikleşmesi, 1925-1928’de önemli simalara, olaylara, toplantılara, eylemlere, yayınlara ve yargılamalara ilişkin tarihsel belgeler ve mektuplar bulacaksınız. Kitabın önemli yönlerinden biri de TKP’nin karmaşık tarihini anlamayı kolaylaştıracak bir yol haritası ve kronoloji içermesi.