8 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 8 / 8
Yayın Emerging technologies and international security: machines, the state, and war(Işık Üniversitesi Yayınları, 2023-10-25) Albasar, İlgi DoğaHalf a century ago, due to rapidly advancing technological developments, one of the most cliché future predictions we saw in scientific magazines was the idea of the sky being filled with flying cars. While the concept of flying cars may not have come to fruition yet, thanks to artificial intelligence, at least we can now listen to Kim Jong-Un singing English Disney songs. Although this may be a humorous example, in a more grim manner, autonomous drones that cause civilian casualties in covert assassination missions can also be given as an example.Yayın The repeat municipal elections of Istanbul, 2019: a new beginning for Istanbul and democracy in Turkey(Işık University Press, 2020-12-10) Celep, ÖdülThe Istanbul repeat elections held on June 23, 2019 re-solidified the electoral defeat of the Justice and Development Party (AKP) in a major election. Earlier, the March 31, 2019 municipal election had already resulted surprisingly with the AKP’s loss of major provinces and metropolitan municipalities, Istanbul and Ankara in particular, to the main opposition Republican People’s Party (CHP) and its party-allies of the Nation Alliance. The CHP’s candidate Ekrem İmamoğlu won even more decisively this time, with more than 54% of Istanbul’s voters. These wins in the municipal and repeat-Istanbul elections provide an opportunity for a new democratic onset in Turkish politics. The CHP-led municipalities of Turkey in general, and the Istanbul municipality by İmamoğlu in particular, have the potential to become the driving force of a new wave of democratization in Turkey. This policy paper aims to lay out clearly some steps to be taken for that direction.Yayın Arap baharı'ndan ne öğrendik?(Işık Üniversitesi Yayınları, 2016-03-24) Demiralp Yılankaya, SedaKısaca Arap Baharı diye tanımladığımız, 2010 sonrası Arap ülkelerinde ardı ardına ortaya çıkan ve birçok ülkede mühim siyasi sonuçlar doğuran zincirleme isyan dalgası, Ortadoğu çalışmaları alanında da sarsıcı bir etki yaratmıştır. Arap Baharı’nın ne akademisyen, ne siyasi çevrelerce öngörülebilmiş olması, mevcut teorilerin ve varsayımların sınırlarını göstermiş, yeni teorik yaklaşımların önünü açmıştır. Sonuç itibarıyla Arap Baharı sonrası Ortadoğu çalışmalarının bir özeleştiri ve yenilenmeye gitmesi şart olmuştur. Bu çalışma da bu amaca hizmet etmek üzere kaleme alınmış ve Arap Baharı’ndan edinilmesi gereken teorik dersleri özetlemeyi hedef almıştır. Bu çerçevede, Ortadoğu çalışmalarında son yıllara kadar gücünü korumuş üç teorik yaklaşım ele alınacak ve Arap Baharı sonrası edinilen perspektiften tekrar değerlendirilecektir. Daha spesifik olarak belirtmek gerekirse, Ortadoğu toplumlarında otoriterliğe itiraz ve direniş motivasyonunun ve becerisinin eksikliği, baskı mekanizmalarının sarsılmaz gücü, ve rantçı ekonomik yapılarla ekonomik globalleşmenin siyasi istikrara katkılarına dair varsayımlar gözden geçirilecektir.Yayın Ortadoğu’da güvenliğin piyasalaşması ve şiddetin özelleşmesi(Işık Üniversitesi Yayınları, 2016-03-24) Çağlar, Mehmet TuranArap Baharı’nın ayırt edici özelliklerinden biri silahlı devlet dışı aktörlerin merkezi bir rol oynaması olmuştur. Başta IŞİD olmak üzere silahlı devlet dışı gruplar, özellikle Irak ve Suriye’de 2011 sonrası siyasetin belirleyici aktörleri olmuşlardır. Her ne kadar şiddetin özelleşmesine örnek olarak gösterilen silahlı devlet dışı aktörler, Ortadoğu’da 2011 sonrası ortaya çıkan bir kavram olmasa da ve tarihsel, sosyolojik bir temele sahip olsa da Arap Baharı bu aktörlerin çok daha etkin ve görünür olmasına sebep olmuştur. Aşağıdan yukarı şiddetin özelleşmesine örnek olarak gösterilen silahlı devlet dışı aktörlerin, Irak ve Suriye’de bu boyutlarda kuvvetlenmesinde rol oynayan en önemli etkenlerden biri ise 2003 sonrası başta Irak olmak üzere bölgede, güvenliğin özel askeri ve güvenlik şirketleri aracılığıyla piyasalaşması olmuştur. Şiddetin yukarıdan aşağıya özelleşmesini simgeleyen özel askeri ve güvenlik şirketleri ile şiddetin aşağıdan yukarıya özelleşmesine örnek olarak gösterilen silahlı devlet dışı gruplar arasındaki mücadeleler, silahlı devlet dışı aktörlerin bölgede meşrulaşmasına ve güçlenmesine sebep olmuştur. Bu yüzden şiddetin özelleşmesi ve silahlı devlet dışı aktörlerin bölgede kuvvetlenmesi arasındaki ilişkiyi anlamak için çalışma, şiddetin özelleşmesinin türlerini ve şiddetin özelleşmesinde 2003 sonrası Irak’ta özel askeri ve güvenlik şirketlerinin oynadığı rolleri göstermeyi amaçlamaktadır. Bu temel amacın yanı sıra çalışma, özel askeri ve güvenlik şirketlerinin 2003 sonrası faaliyetlerinin nasıl güvenliğin piyasalaşmasına ve gettolaşmasına sebep olduğunu ve güvenliğin piyasalaşmasının, özellikle 2011 sonrası başta IŞİD olmak üzere silahlı devlet dışı aktörlerin hangi açılardan meşrulaşmasına ve güçlenmesine sebep olduğunu incelenmeye çalışacaktır.Yayın Otoriter demokrasi: tarihsel ve kavramsal bir tartışmaya dair ilk notlar(Işık Üniversitesi Yayınları, 2020-12-10) Ülker, ErolBu çalışma siyasal rejim ve popülizm tartışmalarına ilişkin olarak gündeme gelen otoriter demokrasi kavramına tarihsel ve kavramsal bir çerçevede değinmeyi amaçlıyor. Söz konusu kavram çoğu zaman demokratik kurumların formel olarak işlemeye devam ettiği siyasal rejimlerde ortaya çıkan otoriterleşme eğilimlerine istinaden kullanılmakta, bu anlamıyla siyasal iktidarın sivil toplum aleyhine genişlemesine ve merkezileşmesine işaret etmektedir. Ancak Dylan Riley The Civic Foundations of Fascism in Europe: Italy, Spain, and Romania, 1870-1945 isimli çalışmasında, otoriterleşme ve sivil toplum arasında kurulan ve kendisinin “Tocqueville tezi” olarak nitelendirdiği bu ilişkiyi ters yüz etme iddiasındadır. Riley’e göre iki-savaş-arası dönemde İtalya, İspanya ve Romanya’da hakimiyet kuran faşist rejimler, sivil toplumun yokluğu ya da zayıflığı nedeniyle değil, tam tersine hızlı bir şekilde ve fazlasıyla gelişmiş olmasından beslenirler. Riley, Avrupa’da özellikle on dokuzuncu yüzyıl sonu ve yirminci yüzyıl başlarında ortaya çıkan dernekleşme ve kooperatifleşme hareketlerine işaret ederek, sivil toplumun gelişimine vurgu yapar. Ancak Riley’e göre bu, Avrupa’nın önemlice bir bölümünde liberal demokrasinin değil, otoriter demokrasilerin ortaya çıkmasını önceler. Bu çalışma, Federico Finchelstein’ın 2017 yılında yayınlanan From Fascism to Populism in History isimli çalışmasına atıfla, Riley’nin ortaya koyduğu analitik çerçeveyi eleştirel bir perspektifle değerlendirmekte ve otoriter demokrasi kavramının Osmanlı’nın son dönemi için ne dereceye kadar açıklayıcı olabileceğini tartışmaktadır. Osmanlı’da İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde ortaya çıkan korporatist hareketin kökenlerine ve bu hareketin İttihatçı tek-parti rejimiyle ilişkilerine işaret edilmektedir.Yayın Kentkırım ve Sadr Şehri’nin mekânsal dönüşümü(Işık Üniversitesi Yayınları, 2020-12-10) Çağlar, Mehmet TuranKent alanlarında yaşanan çatışmalar, Soğuk Savaş sonrası dönemin önemli özelliklerinden biri olurken, bu alanlar üzerinden ortaya çıkan farklı iktidar mücadeleleri, kent alanlarını şiddetin hedefi haline getirmiştir. Kent alanlarında artan çatışmaların da doğrudan sonucu olarak bu alanların güvenliği, önem kazanmış ve kentler, dönüşen güvenlik anlayışının sonucuyla da ilişkili olarak güvenliğin nesnesi haline gelmiştir. Kent alanlarının şiddetin hedefi olduğunu en açık bir şekilde gösteren örnekler ise kentkırım kavramı üzerinden incelenebilmektedir. İlk defa Yugoslav iç savaşı sırasında kullanılan kentkırım kavramı, "urban" (kente ait olan) ve "cide" (öldürme) kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır. Kabaca şehre ait değerleri yıkma amacıyla yapılan niyetlenmiş saldırı olarak tanımlanan kentkırımla ilgili ilerleyen dönemlerde çok sayıda farklı tanım ortaya çıkmıştır. Kentkırımla ilgili en kapsayıcı tanımlama ise kent alanının niyetlenmiş ve sistematik bir şekilde yıkılması, kentsel mekân üzerinden eski toplumsal yapının imhasının veya dönüştürülmesinin hedeflenmesi ve bu hedef için askeri yöntemlerin kullanması şeklinde özetlenebilir. Bu tanım doğrultusunda ABD’nin 2008 yılında Bağdat’ın Sadr Şehri’nde gerçekleştirdiği askeri operasyon, Soğuk Savaş sonrası artan kentkırım pratiğine örnek olarak gösterilmektedir. Diğer kentkırım örneklerinde olduğu gibi ABD’nin operasyonu, ötekine/düşmana ait kültürel, tarihi, ekonomik ve toplumsal yapıyı mekân üzerinden yok etmeyi amaçlamıştır. Fakat ABD’nin Sadr Şehri’ne düzenlediği askeri operasyon sadece yok etme amacıyla gerçekleşmemiş, operasyon sonrası şehrin yeniden inşası da önemli bir konu olmuştur. Şehrin yeniden inşasındaysa şehrin tekrar ‘sorun’ çıkarmaması amaçlanmıştır. Bütün bu süreç zarfında ABD’nin Irak ve Sadr Şehri üzerinden hayata geçirdiği siyasaların ilk defa çevrede test edilip daha sonra merkezde de uygulanması, bumerang etkisi yaratmış ve merkez ile çevrenin şehirleri doğrudan birbirlerine bağlanmıştır.Yayın Ulusaldan Küresele: Popülizm, Demokrasi, Güvenlik Konferansı(Işık Üniversitesi Yayınları, 2021-02-04) Akçay, Özlem; Akkaya, Ali; Celep, Ödül; Çağlar, Mehmet Turan; Doğan, Mustafa Görkem; Erçetin, Tuğçe; Erdoğan, Emre; Gürcan, Efe Can; Gedik, Ahmet; Göcen, Ceren Ece; Özyiğit, Suat Eren; Karaömerlioğlu, Mehmet Asım; Özer, Ferda; Sütçüoğlu, Bilgen; Ülker, Erol; Demiralp Yılankaya, Seda; Balta, Evren; Esen, Berk; Özal, Emine; Ecevit, Yüksel Alper; Özdemir, Veli; Karakaya Polat, Rabia; Lowndes, Vivien; Ilgıt, Aslı; Sırmalı, Gökhan; Sokullu, Ebru Canan; Şenol, Selin Karana; Toksöz, Itır; Tuğtan, Mehmet Ali; Kurt, Merve; Kayhan Pusane, Özlem; Celep, ÖdülÖngörülmesi giderek güçleşen, sarsıntılı ve savrulmalı zamanlardan geçiyoruz. İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş ortak deneyimleri sonrasında 1950’lerden ve 1990’lardan itibaren demokratik sistemlerin peş peşe dalgalarla meşrulaşacağı, yaygınlaşacağı ve güçleneceği öngörüsü hakimdi. Ancak son yıllarda yaşanan bazı gelişmelerle demokrasilerin geleceği tekrar sorgulanmaya başladı. Gerek 11 Eylül ile başlayan ve IŞİD ile devam eden ve şiddet içeren İslamcı radikalizm, gerek Batı demokrasilerinde popülist radikal sağ hareketlerin ve beyaz ırkçı grupların yükselişi ve iktidara gelişi, bir yandan güvenlik-özgürlük ikileminin demokrasi dengesini bozdu, bir yandan da hem demokratik sistemlerin hem dünya barışının geleceğini bizi tekrar sorgular, sorgulatır hale getirdi. Demokrasileri bildiğimizi zannediyoruz, ama demokrasiler ile ilgili daha öğrenmemiz gereken çok şey var. Demokrasi kaderimiz de geleceğimiz de olmak zorunda değil belki de. Ya da belki yanlış yerden soru sormaya başlıyoruz, belki demokrasi yerine yeni bir referansa ihtiyacımız var. Aslında demokrasileri çantada keklik görmeyip, sabırla büyütüp yeşertmek, geliştirmek, korumak, ileri safhalara taşımak ve bizden sonraki nesillere aktarmak bir sorumluluk, ve bu sorumluluk bizlere ait. Popülizm, demokrasi, güvenlik kavramlarının her biri bugün sıkça ve yaygın olarak kullandığımız kavramlar olarak gündelik sohbetlerimizin içine kadar girmiş durumda. Bu yaygın kullanımlarına rağmen her bir kavram, üzerine düşünmeye, tartışmaya ve değerlendirmeye tekrar tekrar olanak verecek derinlikte. Her bir tartışma bir diğerini açarken, farklı gibi görünen bu kavramların birbirleriyle kesiştikleri zeminler bulmak mümkün. Popülist liderlerin politikaları bütün siyaset yapma biçimlerini kendine çeken ya da kendinden uzaklaştıran eksenler yaratarak her ikisini de aynı anda besleyebiliyor. Popülist politikaya angaje olan liderler ve grupların yanında bu politikaya karşı mücadele eden kişiler ve kitleler de yok değil, ancak kimi zaman bu kitleler eleştirdiği bu siyaset biçiminin kurucu öznesi haline de gelebiliyor. Bunun karşısında tabandan gelen demokratikleşme talepleri ve popülist siyasetle beraber kurumsallaşan diğer politika yapma biçimleri, demokrasi anlayışımızı farklı yönlere çekebiliyor. Bu demokratikleşme talepleri kimi zaman olumlu karşılıklar alsa da, kimi zaman devletlerin güvenlik politikaları ile etkisizleştirilmeye ve bastırılmaya çalışılıyor. Güvenlik politikalarının alanı günümüz teknolojisi sebebiyle o kadar genişledi ki, bu politikanın nesnesi haline gelmemiş varlık ve alan bulmak neredeyse mümkün değil. Ulusaldan Küresele: Popülizm, Demokrasi, Güvenlik konferansımız bu alanların kendine özgülüklerini göz önünde bulundururken, aralarındaki kesişimleri de ortaya koyan pek çok değerli sunuma ev sahipliği yaptı. Konferansın düzenlenmesinde emeği geçen herkese, ve bu bildiri kitabında tam metinleri ve özetleri bulunan bütün katılımcılarımıza çok teşekkür ederiz.Yayın Türkiye’nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi politikası: Güvenlik-dışılaştırma mı, yoksa yeni bir güvenlik tanımlaması mı?(Işık Üniversitesi Yayınları, 2016-03-24) Pusane, Özlem KayhanIrak’ta gelişen Kürt hareketi ve zaman zaman Irak devletine karşı gerçekleşen Kürt ayaklanmaları, Türkiye’yi her zaman tedirgin etmiş, Türk hükümetleri Irak’taki bu gelişmelerin Türkiye Kürtlerini de benzer davranışlar için cesaretlendirmesinden çekinmiştir. Bu nedenle Kuzey Irak’ta 1991 Körfez Savaşı’ndan sonra ortaya çıkmaya başlayan ve Irak’ın 2005 yılında kabul edilen yeni anayasasıyla resmi bir statü kazanan Kürt özerk bölgesi, Türkiye tarafından uzun yıllar boyunca yaşamsal bir tehdit olarak algılanmıştır. Özellikle Türkiye’nin Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devletinin kurulması olasılığına dair güçlü muhalefeti, Türk dış politikasının bölgeye yönelik belli başlı söylemleri arasında yerini almıştır. Bununla birlikte, 2000’li yılların ortalarından itibaren Türkiye’nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) politikasında ciddi bir değişim gözlemlenmeye başlamıştır. Bu değişim, Arap Baharı olarak adlandırılan halk ayaklanmalarının Suriye’ye sıçraması ve bu durumun Suriye Kürtlerini önemli bir bölgesel ve uluslararası aktör olarak ortaya çıkarmasıyla birlikte daha da net bir hal almıştır. Son yıllarda Türkiye bir yandan IKBY ile ilişkilerini hızla geliştirirken, diğer yandan bu ilişkiler sınırlı bir güvenlik çerçevesinden çıkarak, ekonomik (özellikle enerji) alanlarını da kapsayan çok boyutlu bir duruma gelmiştir. Bu çalışma, Türkiye’nin 2000’li yılların ortalarından itibaren IKBY politikasında meydana gelen dönüşümü güvenlikleştirme/güvenlik-dışılaştırma literatürü çerçevesinde inceleyerek bu dönüşümün güvenlik-dışılaştırma kavramı çerçevesinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusuna yanıt arayacaktır. Bu bildiri, bir yandan Türk dış politikasında son yıllarda yaşanan önemli bir değişimi ele alarak ulusal dış politika analizi literatürüne katkıda bulunurken, diğer yandan da güvenlik-dışılaştırma süreçlerinin başlıca dinamiklerini Türkiye bağlamında inceleyerek uluslararası literatüre de yeni bir örnek olay incelemesi kazandıracaktır.












