Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 10 / 137
  • Yayın
    Aşırı Sağ ve Demokrasi
    (Tasam, 2009) Celep, Ödül
    1980'lerden bu yana birçok demokraside aşırı sağ partilerin seçmen desteğindeki yükselişine şahit olmaktayız. Bu yükseliş, demokratik sistemlerin tehlike altında olduğu yönünde genel bir endişe uyandırmıştır. Bu endişenin oluşmasının başlıca nedeni, aşırı sağ partilerin otoriter ve dışlayıcı politikaları savunması ve demokratik kurum ve uygulamaları sert bir dille eleştirmesidir. Bu çalışmanın başlıca amacı, aşırı sağ partilerin demokratik siyaseti doğrudan veya dolaylı olarak nasıl etkileyebileceğini irdelemek ve bu bağlamda demokrasilerin geleceği ile ilgili duyulan endişenin ne derece haklı bir endişe olduğunu araştırmaktır. Hangi partilerin aşırı sağ parti kategorisinde yer aldığı tespit edildikten sonra çalışma üç aşamada ilerlemektedir. Öncelikle aşırı sağ partilerin oy oranlarına bakılarak bu partilerin seçim performanslarının kendilerine ne derecede siyasi etkinlik sağladığı araştırılmaktadır. Sonrasında ise aşırı sağ partilere verilen oyların ne derece ideolojik, ne derece protesto oyu olduğuna bakılmaktadır. Bulgular ideolojik yakınlığın bu partilere oy verme üzerindeki etkisinin daha kuvvetli olduğunu gösterse de, yakın gelecekte aşırı sağın oy oranında önemli bir artış öngörülmemektedir. Bunun üzerine son aşamada aşırı sağ dışındaki partilerin son otuz yıl içinde aşırı sağ partilere ne derecede benzedikleri sorusu sorulmaktadır. Karşılaştırmalı Manifesto Projesi kapsamındaki sayısal veri kullanılarak yapılan analiz, toplam 19 demokrasideki demokratik partilerin önemli bir kısmının otoriter sağ temaları benimsediğini ve ideolojik anlamda sağa kaydığını göstermektedir. Çalışmanın sonucu, demokratik siyaset üzerindeki tehlikenin aşığı sağ partilerden ziyade diğer partilerden gelebileceğine işaret etmektedir.
  • Yayın
    Turkey's Kurdish opening: Long awaited achievements and failed expectations
    (Routledge Journals, 2014-01-02) Kayhan Pusane, Özlem
    Turkish state actors have used mainly military means to first suppress the Kurdish rebellions and then to end the PKK violence from 1984 onwards. However, after the AKP came to office in 2002, the government challenged the hardline state policy and initiated a Kurdish opening. This policy has the ultimate goal of disarming the PKK and resolving the Kurdish question. However, the Kurdish opening so far has failed to bring about the desired policy outcomes because the parties to the Kurdish question have been highly divided on the side of both the state and the Kurds in Turkey.
  • Yayın
    A new way of conducting war: Cyberwar, is that real?
    (Springer-Verlag Berlin Heidelberg, 2014-12-01) Mehmetçik, Hakan
    There are numerous discussions on both the reality and impact of cyberwar. Most of the critics are based on the Clausewitzian perspective of war in which its political nature must exist, an act of war has to be characteristically violent and has instrumental purposefulness. Therefore cyberwar is generally regarded as a conduct of action that simply doesn't match with these Clausewitzian criteria of war. However during the last two decades, with the advancement of information technology and widening connecters of the world, many incidents such as Estonian and Georgian cases of cyberattacks, Stuxnet worms, and many other politically motivated cyberattacks, show us that we need to think carefully about the terminology that being used by scholars, experts and policy makers. In this chapter, I aim to discuss about the term cyberwar within a broader theory of war in International Relations studies. In doing so, my aim is to bring together related International Relations Theories and the contemporary cyberwar discussion and discuss the issue within a theoretical perspective.
  • Yayın
    Emerging technologies and international security: machines, the state, and war
    (Işık Üniversitesi Yayınları, 2023-10-25) Albasar, İlgi Doğa
    Half a century ago, due to rapidly advancing technological developments, one of the most cliché future predictions we saw in scientific magazines was the idea of the sky being filled with flying cars. While the concept of flying cars may not have come to fruition yet, thanks to artificial intelligence, at least we can now listen to Kim Jong-Un singing English Disney songs. Although this may be a humorous example, in a more grim manner, autonomous drones that cause civilian casualties in covert assassination missions can also be given as an example.
  • Yayın
    New directions for women's political development in Turkey: Exploring the implications of the internet for Ka-der
    (IOS Press, 2014) Karakaya Polat, Rabia; Çağlı Kaynak, Elif
    Underrepresentation of women in Turkish politics is well documented. This is evident in the numbers of women in key decision-making positions, including the Parliament. The role of women's NGOs is significant in educating, motivating and mobilizing women to participate in politics. These organizations increasingly use the Internet for mobilization, opinion formation, recruitment, networking, lobbying and fundraising. The paper explores the extent to which and the ways in which Ka-der as a WNGOs is affected by the Internet, both in terms of its structure and operation, including its relationships with members and adherents and in the way Ka-der communicates with external actors, such as similar organizations, potential members, politicians and the media. We argue that different functions of WNGOs are supported asymmetrically by the Internet. While the e-mail group is mostly used for internal purposes, the website and the use of social media serve to enhance links with the outside environment.
  • Yayın
    BMGK daimi üyelerinin Suriye krizine yaklaşımı: uyuşmayan talepler ve çatışan çözümler
    (Salim Durukoğlu, 2020-12-22) Turan, Mehmet Çağlar
    Mart 2011’de ülke içerisinde gösterilerle başlayan Suriye krizi, BMGK’nın daimi üyelerinin krize yaklaşımından etkilenmiştir. BM’de veto yetkisine sahip bu devletler, krize kısa zaman içerisinde müdahil olmuş fakat bu aktörlerin farklı hedefleri, krizin çözümünü engellerken hayata geçirdikleri önlemler, birbirlerini etkisizleştirmiştir. Ayrıca tarafların yaklaşımları doğrultusunda devreye soktuğu önlemler, BMGK’nın etkinliğini sınırlandırmıştır. ABD, İngiltere ve Fransa, Suriye krizinin kaynağını Suriye yönetiminin yöntemleri olarak görmüş ve krizin çözümünü Suriye’de yönetimin değişmesi olarak belirlemiştir. Diğer taraftan Rusya ve Çin, krizin kaynağını Suriye yönetiminin yanında ülke içinde şiddet uygulayan diğer aktörler olarak görmüş ve dışarıdan herhangi bir müdahaleye karşı çıkmıştır. Daimi üyelerin krize yaklaşımları taraflar arası bir denge oluştursa da zaman içerisinde ABD, İngiltere ve Fransa'nın kriz bağlamında önceliklerinin değişmesi, Rusya’nın Suriye iç savaşına katılması ve BMGK’nın Rusya ve Çin’in siyasal çözüm önerilerini desteklemesiyle birlikte Suriye krizinin tarafları arasındaki denge bozulmuş ve Çin ve Rusya’nın krize yaklaşımları ön plana çıkmıştır. Bu bağlamda bu çalışmayla BMGK’nın daimi üyelerinin Suriye krizine etkilerinin neler olduğu gösterilecektir. Ayrıca çalışmada bu aktörlerin hangi stratejileri devreye soktuğu ve bu stratejilerin küresel örgüt üzerindeki etkileri analiz edilecektir. Bu analiz için daimi üyelerin açıklamaları ve hayata geçirdiği siyasalar gösterilip BMGK’da Suriye kriziyle ilgili alınan kararlar ve bu kararların krize etkileri incelenecektir.
  • Yayın
    Tito sonrası dönemdeki ekonomik sorunların Yugoslavya’nın parçalanmasına etkileri
    (Tekirdag Namik Kemal University, 2018-07-30) Çağlar, Mehmet Turan
    Yugoslavya kuruluşundan itibaren kendine has yapısıyla, Soğuk Savaş döneminde her iki kutba da mesafeli duruşuyla ve Bağlantısızlar hareketinin öncü aktörü olmasıyla uluslararası ilişkilerin en ilgi çekici devletlerinden biri olmuştur. Fakat Soğuk Savaş sonrası hızla parçalanma sürecine giren Yugoslavya, 20. yüzyılın en büyük insani trajedilerinden birine ev sahipliği yapmıştır. Yugoslavya’nın dağılmasıyla ilgili farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Kabaca, Yugoslavya’nın dağılmasıyla ilgili görüşler; ekonomik sebepler, tarihsel etnik nefret, milliyetçilik, kültürel sebepler, uluslararası politik sebepler, önemli siyasi figürlerin ortaya çıkışı ve kayboluşu ve imparatorluğun düşüşü yaklaşımı olarak sınıflandırılmaktadır. Bu görüşler içerisinde milliyetçiliğe yapılan vurgu ön plana çıksa da Yugoslavya’daki etno-milliyetçi akımların neden daha önce parçalanmaya sebep olmadığı ve etno-milliyetçiliğin yükselmesini etkileyen faktörlerin neler olabileceği önemli sorular olarak ön plana çıkmaktadır. Ayrıca kuruluş aşamasında Güney Slavların bir araya gelmesi gibi yine milliyetçi bir idealle inşa edilen Yugoslavya’nın farklı milliyetçi akımlar tarafından nasıl parçalandığı Yugoslavya’da yaşanan dönüşüm açısından önemli bir sorudur. Bu yüzden Yugoslavya’daki milliyetçi akımların yükselmesine sebep olan gelişmeleri tetikleyen olgu önemli bir konuma gelmektedir. Bu bağlamda da milliyetçilikle ekonomi arasındaki ilişkiye odaklanan Michael Hechter’in dahili sömürgecilik kavramı ön plana çıkmaktadır. Milliyet ve milliyetçilik gibi kavramları modern kavramlar olarak gören Hechter için milliyetçilik ile ekonomi arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Hechter’a göre çoğu modern devlet en az iki veya daha fazla farklı kültürel gruptan oluşur. Modern devlette refah farklı bölgeler ve farklı kültürel gruplar arasında eşit dağılırsa ortak bir ulus kimliğinin inşası kolaylaşmaktadır. Fakat eğer refah, bölgeler arasında eşit dağıtılmamış ise etnik gruplar, siyasal süreçlerde daha baskın olur. Bu süreç etno-milliyetçi eğilimleri kuvvetlendirir ve etnik kimlikler, tek bir devlet çatısı altında dahi olsalar önemini korumaya devam eder. Hetcher’ın milliyetçilik yaklaşımı, hem Yugoslavya’nın kuruluşu sonrası neden ortak bir Yugoslav kimliğinin inşa edilemediğini hem de 1980’ler sonrası meydana gelen ekonomik sorunların Yugoslavya içindeki etno-milliyetçi kimlikleri nasıl kuvvetlendirdiğini göstermesi açısından önemlidir. Tarihsel olarak Yugoslavya içindeki farklı cumhuriyetler arasındaki ekonomik farklılıklar, ortak bir Yugoslav kimliğinin kuruluşunu engellemiş ve bu farklılıklar, etnik kimliklerin önemlerini korumasıyla sonuçlanmıştır. Bunun yanı sıra 1970’lerde görünür olmaya başlayan ekonomik problemler 1980 sonrası daha da ön plana çıkmıştır. Ayrıca Tito gibi Yugoslavya adına birleştirici bir figürün de ölmesi ülke içerisindeki sorunları daha da körüklemiştir. Fakat 1980’lerde iyice artan ekonomik sorunlar, farklı kimliklerin kendi milliyetçiliklerini takip etmeleriyle sonuçlanmış ve artan etno-milliyetçi akımlar, Yugoslavya’nın dağılmasının en önemli sebebi olmuştur. Bir başka ifadeyle, Hechter’in yaklaşımına uygun olarak 1980 sonrası iyice belirginleşen dış borç, işsizlik, enflasyon gibi ekonomik sorunlar derinleştikçe cumhuriyetler arasındaki ekonomik farklılıklar daha da derinleşmiş, bunun sonucunda etnik milliyetçilikler yeniden inşa edilmiş ve dışlayıcı etnik kimlikler, Yugoslavya’nın dağılmasına sebep olmuştur.
  • Yayın
    Perspectives on Turkey’s 2017 presidential referendum
    (Rubin Center for Research in International Affairs, 2017-03) Celep, Ödül
    Until the 1980s, Turkey’s long-standing parliamentarism had precluded debates about presidentialism. In the following decade, the two right-wing presidents, Ozal and Demirel, briefly promoted presidentialism but failed to initiate a system change. However, the Justice and Development Party’s (AKP) 2002 electoral victory ushered in a new period; after over a decade of political dominance, the AKP, under President Erdogan, began pushing for radical and controversial constitutional changes. The April 16, 2017, constitutional referendum, proposed a new “partisan presidential system” with almost no separation of powers and without any checks and balances. The Nationalist Action Party (MHP), with a split and polarized base, initially objected to systemic constitutional changes, but later not only expressed support for them but became the key actor for the referendum. The entire process of the referendum seems to have produced a new cross-cutting cleavage in Turkish politics.
  • Yayın
    The state of property development in Turkey: facts and comparisons
    (Cambridge University Press, 2016-09-01) Demiralp, Seda; Demiralp, Selva; Gümüş, İnci
    In this article, we investigate economic and political developments in Turkey's construction sector over the last decade and consider their implications. We find that during the first term of the government of the Justice and Development Party (Adalet ve Kalklnma Partisi, AKP), thanks to administrative and economic incentives, both private and public construction rose considerably. Despite the construction sector's contribution to growth, there is also evidence of a transfer from the industrial sector toward the construction sector, which led to significant decline in the trend growth of the industrial sector in the era prior to 2006. Such evidence disappears in the post-crisis period, when the growth of private construction slows. However, overcentralization, clientelism, an absence of transparency, and limitations on citizen participation in urban planning remain as problems that need to be addressed through urban reform.
  • Yayın
    How do local actors interpret, enact and contest policy? An analysis of local government responses to meeting the needs of Syrian refugees in Turkey
    (Routledge, 2022-05-04) Lowndes, Vivien; Karakaya Polat, Rabia
    Although 98% of Turkey’s 3.6 million Syrian refugees live outside camps, municipalities lack formal authority to initiate policies, while receiving no government funding for refugees. Drawing on interpretive policy analysis (IPA), the article unpacks the empirical puzzle of how formally weak local governments respond to refugee needs. IPA expects policy to be constituted through diverse sets of local meanings. Case studies in three districts in Istanbul revealed distinctive local narratives, some of which consolidated the national agenda of ‘hospitality’ while others focused on equal rights and integration. Municipal narratives reflected particular local contexts, selectively mobilizing deeper governing traditions. Local interpretations were enacted in specific approaches to refugee service delivery. Working with local NGOs, municipalities accessed international funds, despite national government’s vociferous critique of EU refugee policy. Even in an increasingly authoritarian setting, refugee policy was being constituted through multiple and contingent processes of local government interpretation.