Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 2 / 2
  • Yayın
    People respond with different moral emotions to violations in different relational models: a cross-cultural comparison
    (American Psychological Association, 2021-06) Sunar, Diane; Cesur, Sevim; Piyale, Zeynep Ecem; Tepe, Beyza; Biten, Ali Furkan; Hill, Charles T.; Koç, Yasin
    Consonant with a functional view of moral emotions, we argue that morality is best analyzed within relationships rather than in individuals, and use Fiske's (1992) theory of relational models (RMs: communal sharing [CS], authority ranking [AR]. equality matching [EM], and market pricing [MP]) to predict that violations in different RMs will arouse different intensities of other-blaming emotions (anger, contempt and disgust) in both observers and victims, together with different intensities of self-blaming emotions (shame and guilt) in perpetrators, and to predict that these patterns of emotion will show similarity across both individuals and cultures. Three studies, using vignettes portraying moral violations in all RMs in different experimental designs. supported these expectations. while also producing some unexpected results. The intensity of shame and guilt varied markedly across RMs, but with little difference between the two emotions. The intensity of all 3 other-blaming emotions also varied across RMs. Anger was the most intense emotional response to violation in all RMs, whereas disgust and contempt were stronger in CS than in other RMs. Disgust and shame were linked more strongly in CS than in other RMs, and anger and guilt were more strongly linked than other emotion pairs in EM. Moral emotions in RMs involving hierarchy (AR and MP) differed widely depending on the perpetrator's dominant or subordinate status. Both Turkish (TR) and English-speaking (EN) samples showed similar patterns of all moral emotions across RMs. Understanding the functions of moral emotions in relationships using relational models can help to clarify multiple aspects of moral psychology.
  • Yayın
    Ergenlerde premenstrüel sendrom ile ruh sağlığı değişkenleri arasındaki ilişki
    (Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 2019-05-21) Uzunoğlu Azman, Gülgün; Aktan, Zekeriya Deniz
    Premenstrüel sendrom, 15-18 yaşlar arasındaki genç kızların sıklıkla karşılaştığı psikolojik ve fizyolojik bir rahatsızlıktır. Bu çalışmanın amacı premenstrüel sendromun yaşam kalitesi, öfke ve depresyon düzeyi ile ilişkisinin araştırılmasıdır. 156 kız lise öğrencisinin katılımı ile mevcut okul ortamında yapılan araştırmada, Sosyodemografik Form, Premenstrüel Sendromu Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği kullanılmıştır. Bu çalışmanın bulgularına göre premenstrüel sendromu düzeyi arttıkça, depresyon ve öfke düzeyi anlamlı olarak artmakta ancak yaşam kalitesi düşmektedir. Ayrıca yaşam kalitesi ve premenstrüel sendromu arasındaki ilişki depresyonun ve öfkenin kısmi aracı etkisi ayrı ayrı değerlendirildiğinde anlamlı bulunmuştur. Depresyon ile premenstrüel sendromu bağıntısında öfkenin bağıntı üzerinde anlamlı bir kısmi aracı etkisi olduğu görülmüştür. Sonuç olarak premenstrüel sendromu olan bireylerin tedavisinde, öncelikle depresyon, öfke ve yaşam kalitesi boyutlarının kontrol edilmesi ve söz konusu değişkenler arası ilişkiler gözardı edilmemelidir.