Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 6 / 6
  • Yayın
    Travmatik yaşantıların obsesif kompulsif bozukluk ve dikkat eksikliği hiperaktive bozukluğu ile ilişkinde aracı ve düzenleyici değişkenlerin etkisinin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2023-10-02) Uzunoğlu Azman, Gülgün; Aktan, Zekeriya Deniz; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı
    Travmatik deneyimler insanların hayatlarında birçok olumsuzluklara neden olabilmekte ve etkisini farklı alanlarda, farklı belirtiler ile gösterebilmektedir. Bununla birlikte, Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB) ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) gibi psikopatolojik belirtiler biyolojik kökenli olabildiği gibi, travmatik yaşantıların etkisiyle dışsallaştırma bozukluğu olarak da açığa çıkabilmekte ve travmatik deneyimler sonrası gözlenen belirtiler ile benzer özellikte olabilmektedir. Ayrıca, ergenlerin içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerinin de etkisi ile, bu psikopatolojik belirtiler gelişim dönemine has olarak değerlendirilerek, bireylere yanlış bir bakış açısı sunabilmektedir. Bu doğrultuda, araştırmanın amacı 12-18 yaş arası ergenlerin OKB ile DEHB belirtilerinin varlığında travma ile ilişki ruhsal, duygusal ve bilişsel bileşenlerin önemini ortaya koymak ve DEHB ve OKB ile travma ilişkisinde, travma sebepli koruyucu, biçimlendirici, aracı olan ve risk oluşturan etmenleri değerlendirebilmek olarak belirlenmiştir. 794 katılımcı ile yürütülen araştırmada, Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, DSM-5 Travma Sonrası Stres Belirtileri Şiddet Ölçeği Çocuk Formu, Obsesif Kompülsif Bozukluk Ölçeği Çocuk Formu, Turgay Yıkıcı Davranış Bozuklukları Belirti Tarama Ölçeği, Ergenler için Benlik Algısı Ölçeği, Çocuk ve Ergenler için Sosyal Destek Değerlendirme Ölçeği, Bilişsel Esneklik Ölçeği, Ergenler için Duygu Düzenleme Ölçeği ve Ergenler için Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Birçok farklı analiz ile verilerin incelenmesi tamamlanmıştır. Araştırma bulgularına göre, travma ile OKB ve DEHB ilişkisinde benlik algısı, sosyal destek, bilişsel esneklik ve içsel işlevsel olmayan ile dışsal işlevsel olmayan duygu düzenlemenin aracı rolünün istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu; travmanın türünün, sayısının ve üzerinden geçen sürenin ise ayrı ayrı biçimlendirici rolünün istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur. Aracı ve biçimlendirici etkinin bir arada incelendiği araştırma modellerinin değerlendirmesinde ise sadece travmanın üzerinden geçen sürenin biçimlendirici değişken; benlik algısı, sosyal destek, bilişsel esneklik ve duygu düzenlemenin aracı değişken; travma belirti düzeyinin yordayıcı değişken ve DEHB belirti düzeyinin ise yordanan değişken olarak belirlendiği araştırma modelinin anlamlı bir etkileşim gösterdiği bulunmuştur. Araştırmanın katkısı, tüm bunlar ışığında, OKB’li ve DEHB’li ergenlerin tedavisinde travmatik yaşam olaylarının ve travma belirti düzeyinin başlı başına psikopatolojiler üzerinde belirleyici olabildiğinin ve bu ilişkilerde aracı ve biçimlendirici ruh sağlığı değişkenlerinin de göz önünde bulundurulması gerekmesinin öneminin anlaşılmasıdır.
  • Yayın
    Öz düzenleyici model kapsamında transdiagnostik yapıların hipertansiyon ve diyabet hastalarında değerlendirilmesi: başa çıkma ve duygu düzenlemenin aracı rolü
    (Işık Üniversitesi, 2023-08-23) Erbay Erşen, Merve; Akçinar, Berna; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı
    Bu araştırma, kronik hastalık tanılı kişilerin, hastalık temsillerinin duygu düzenleme, başa çıkma stilleri ve olumsuz ruh sağlığı sonuçları ile ilişkisini Öz Düzenleyici Model çerçevesinde incelemektedir. Araştırmanın temel amaçları, kişilerin algıladıkları hastalık tehdidi ile olumsuz ruh sağlığı sonuçları arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide var olan potansiyel mekanizmaların aracı rolünü test etmektir. Araştırmaya diyabet, hipertansiyon ve diyabet hipertansiyon eş tanısı bulunan 307 kişi (207 kadın, 100 erkek) katılmıştır. Ayrıca, araştırmanın katılımcılarından oluşan küçük bir örneklem ile yarı yapılandırılmış görüşmelerden oluşan bir nitel çalışma uygulanmıştır. Araştırmada katılımcılara Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Kısa Yeti yitimi Anketi, Kısa Hastalık Algısı Ölçeği, Stresli Durumlarla Başa Çıkma Envanteri- Kısa Form, Duygu Düzenleme Anketi ve Kısa Semptom Envanteri Depresyon, Anksiyete, Somatizasyon alt ölçekleri uygulanmıştır. Başa çıkma ve duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolünün sınandığı yol analizi modeli R Studio programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların hastalık temsilleri puanı depresyon, anksiyete ve somatizasyon belirtilerini yordamaktadır. Katılımcıların hastalıklarına dair algıladıkları tehdit arttıkça depresyon anksiyete ve somatizasyon belirtileri de şiddetlenmektedir. Yol analizi bulguları, hastalık temsilleri ile depresyon ve anksiyete belirtileri arasında duygu odaklı ve çözüm odaklı başa çıkmanın aracı rolünü göstermektedir. Araştırmanın nitel analiz aşamasında ise, yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen veriler ise Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Görüşmelerden elde edilen bulgulara göre üç ana tema ortaya çıkmıştır. Bu temalar “Tanıdan sonra hasta kimliği”,“Psikososyal zorluklar ve destek kaynakları”, “Sağlık sistemi içinde diyabet tanılı olmak” şeklindedir. Nicel ve nitel analizlerden elde edilen bulgular, diyabet ve/veya hipertansiyon tanılı kişilerde Öz Düzenleyici Model ’in temel çerçevesini doğrulamaktadır. Diyabet ve hipertansiyon hastalarının olumsuz sağlık sonuçlarının kontrol altına alınması ve yaşam kalitelerinin yükseltilmesinde, hastalık temsilleri ve başa çıkma stratejilerinin göz önünde bulundurulması önerilmiştir.
  • Yayın
    Beliren yetişkinlikte depresyon, intihar olasılığı ve çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişki: psikolojik acı ve koruyucu faktörlerin rolü
    (Işık Üniversitesi, 2024-02-07) Kılıç, Bengü Sare Sevda Pelin; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı
    Amaç: Çalışmanın ilk aşamasında beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerden intihar olasılığı ve diğer değişkenlerine yönelik nicel verinin toplanması ve depresyon, çocukluk çağı travmaları, çok boyutlu algılanan sosyal destek ve psikolojik acının intihar olasılığı üzerindeki yordayıcı rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Diğer amaç ise depresyonun intihar olasılığı üzerindeki yordayıcı etkisine psikolojik acının aracı etkisinin olup olmadığının incelenmesidir. Ayrıca, intihara karşı koruyucu olan/risk oluşturan klinik ve sosyodemografik faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında ise beliren yetişkinlik dönemindeki depresyon tanısı almış ve ayaktan tedavisi devam eden bireylerin intihar riskine ilişkin özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmaya 18-25 yaş aralığında 1189 katılımcı (773 kadın ve 416 erkek) dahil edilmiştir. Birinci aşamada İntihar Olasılığı Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Çocukluk Çağı Travmaları Anketi, Psikolojik Acı Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında ise nitel yöntem kullanılarak 18-25 yaş aralığında depresyon tanısı almış 10 katılımcı (6 kadın ve 4 erkek) ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Depresyon puanları intihar olasılığı puanlarındaki varyansın yaklaşık %54’ünü açıklarken, bu oran çocukluk çağı travmaları puanları için yaklaşık %6, psikolojik acı puanları için %3.4 ve çok boyutlu algılanan sosyal destek için %1.8 olmuştur. Depresyonun intihar olasılığı üzerindeki yordayıcı etkisinde psikolojik acının kısmi aracı etkiye sahip olduğu görülmektedir. İntihara dair belirlenen koruyucu faktörler içerisinde ortalama üzeri eğitim, algılanan sosyal desteğin yüksek olması, romantik bir ilişkiye ve orta veya yüksek sosyoekonomik duruma sahip olmak tespit edilmiştir. İntihar olasılığına dair belirlenen risk faktörleri ise yüksek depresyon, çocukluk çağı travmaları ve psikolojik acı puanlarına sahip olmak, parçalanmış bir ailede büyümek, bireyde kronik ağrı, fiziksel bir hastalık tanısı, bireyde veya ailesinde psikiyatrik bir hastalık tanısı, daha önce intihar düşüncesine ve girişime sahip olmak ve sosyal çevrelerinde intihar girişiminde bulunan birinin olması şeklindedir. Araştırmanın ikinci aşamasında katılımcıların intihar düşüncelerini belirginleştiren temalar: bireyde veya ailesinde psikiyatrik tanı olması, yalnızlık, kişilerarası ilişki sorunları, yaşamsal zorluk ve sorunlar şeklindedir. İntihar düşüncelerine karşı koruyucu olduğu belirlenen durumlar ise geride kalan insanların duyguları, sosyal desteğe sahip olma ve rahatlatıcı etkinliklere başvurmadır. Sonuç: İntihar olasılığı kişilerarası ilişkiler, çocukluk/yetişkinlik çağı travmaları ve birçok sosyodemografik-klinik faktörlerden etkilenmektedir. Depresyon, çocukluk çağı travmaları, psikolojik acı ve çok boyutlu algılanan sosyal destek puanlarının intihar olasılığı üzerinde yordayıcı rolü bulunmaktadır. Bununla birlikte, depresyonun intihar olasılığını üzerindeki yordayıcı rolünde psikolojik acının kısmi aracı etkisi tespit edilmiştir.
  • Yayın
    Kişilerarası döngüsel modelin ebeveynleşme ve evlilik uyumu arasındaki ilişkide aracı etkisinin değerlendirilmesi
    (Işık Üniversitesi, 2023-04-04) Yola Çetin, İrem; Akçinar, Berna; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı
    Ebeveynleşme ebeveynin çocuğu kendi ebeveyni yerine koyduğu; buna uygun ihtiyaçlarını ve/veya kişisel beklentilerini çocuktan karşılamasını beklediği, kendisine ait rolü ve sorumluluğu çocuğa yüklediği ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkide özel bir bozulma olarak tanımlanmaktadır. Baskın, kinci, soğuk, sosyal olarak çekinik, kendine güvenmeyen, sömürülebilir, aşırı bakım verici ve intrusifmüdahaleci şeklinde sekiz kişilerarası problem alanı tanımlanmış ve kişilerarası döngüsel bir model geliştirilmiştir. Evlilik uyumu, evlilik ilişkisinde sıkıntılı farklılıkların, eşler arasındaki gerilim ve kişisel kaygının, evlilik doyumunun, çift uyumunun ve evlilik işlevselliği için önemli konularda fikir birliğinin derecesi olarak tanımlanmıştır. Ebeveynleşmenin kişilerarası problemler ve evlilik uyumu ile ilişkisi gösterilmiştir. Araştırmanın amacı ebeveynleşme ve evlilik uyumu arasındaki ilişkide kişilerarası döngüsel modelin aracı etkisinin değerlendirilmesidir. Araştırmada nicel ve nitel yöntem kullanılmıştır. Nicel çalışmaya 368 evli katılımcı ve nitel çalışmaya 7 evli katılımcı katılmıştır. Araştırmanın nicel kısmında kullanılan ölçekler Filial Sorumluluk Envanteri-Yetişkin Formu, Çift Uyum Ölçeği ve Kişilerarası Problemler Envanteri’dir. Nicel çalışmanın sonuçlarına göre ebeveynleşme ve evlilik uyumu ile çift fikir birliği arasındaki ilişkide baskın-kontrolcü ve aşırı fedakar kişilerarası problemin aracı etkisinin olduğu gösterilmiştir. Ebeveynleşme ve duyguların ifadesi arasındaki ilişkide ise aşırı fedakar kişilerarası problemin aracı etkisi olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte çocukluk çağında ebeveynleri boşanan kişilerin ebeveynleri boşanmayan kişilere göre ebeveynleşme düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Çocukluk çağında ailesinin gelir düzeyini düşük algılayan katılımcıların yüksek algılayan katılımcılara göre ebeveynleşme düzeylerinin yüksek olduğu bulunmuştur. Nitel çalışmadan elde edilen bulguların nicel çalışma sonuçlarını desteklediği, ebeveynleşme kavramının anlaşılmasına katkı sağladığı, literatürle uyumlu ve farklılaşan önemli yanları ortaya çıkardığı düşünülmüştür. Elde edilen bulgulara göre ebeveynleşme yaşantısına özgü terapi tekniklerinin geliştirilmesi, ebeveynleşme açısından risk altında olan çocuk ve ergenlere yönelik koruyucu çalışmaların yapılması, ebeveynlere yönelik bilgilendirme ve seminer çalışmalarının düzenlenmesi ile ebeveynleşme kavramının kültürlerarası çalışmalarla değerlendirilmesi önerilmiştir.
  • Yayın
    Çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve bağlanma stilleri ile ağrı duyarlılığı ilişkisi: reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı rolü
    (Işık Üniversitesi, 2023-07-03) Koçyiğit Ocak, Buket; Deveci, Ezgi; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı
    Biyolojik, sosyal ve psikolojik bir deneyim olarak tanımlanan ağrı, multidisipliner yapısı gereği hemen hemen her kültürde yaygın bir sorundur. Yüksek ağrı duyarlılığının, ağrının kronik hale gelmesinde önemli bir rolü olduğu bilinmektedir. Ağrı duyarlılığı ile ilişkili sosyal ve psikolojik risk faktörlerinden birkaçı; çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, yetişkin güvensiz bağlanma stilleri, reddedilme duyarlılığı ve kaygı olarak belirlenmiştir. Bu çalışmanın temel amacı; çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, yetişkin kaygılı bağlanma stili ve yetişkin kaçıngan bağlanma stili ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı rollerini belirlemektir. Araştırmanın örneklemi 18-63 yaş arası (yaş ortalaması=29.50, SS=10.29) 252 kişiden (182 kadın, 70 erkek) oluşmaktadır. Katılımcılardan; çocukluk çağı olumsuz yaşantılarına maruziyeti belirlemek üzere Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOYÖ), bağlanma stillerini belirlemek üzere Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-2 (YİYE-II), reddedilme duyarlılığını belirlemek üzere Yetişkin Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği (YRDÖ), ağrı duyarlılığını belirlemek üzere Ağrı Duyarlılığı Anketi (PSQ-T) ile kaygı puanlarını belirlemek üzere Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeklerinin (STAI-S, STAI-T) doldurulması istenmiştir. Analiz sonuçları, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide, reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı etkisine dair modelin anlamlı olduğunu göstermiştir. Bu sonuç; çocukluk çağı olumsuz yaşantılarındaki artışın yüksek reddedilme duyarlılığı ve yüksek sürekli kaygı üzerinden ağrı duyarlılığındaki artış ile ilişkilendiğini göstermektedir. Diğer yandan, yetişkin kaygılı bağlanma stili ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı etkisine dair modelin anlamlı olduğu bulunmuştur. Bu sonuç; yetişkin kaygılı bağlanma stilindeki artışın yüksek reddedilme duyarlılığı ve yüksek sürekli kaygı üzerinden ağrı duyarlılığındaki artış ile ilişkilendiğini göstermektedir. Analiz sonuçlarına göre, yetişkin kaçıngan bağlanma stili ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı etkisine dair modelin anlamlı olduğu bulunmuştur. Bu sonuç; yetişkin kaçıngan bağlanma stilindeki artışın yüksek reddedilme stilindeki artışın yüksek reddedilme duyarlılığı ve yüksek sürekli kaygı üzerinden ağrı duyarlılığındaki artış ile ilişkilendiğini göstermektedir. Son olarak, sonuçlara dair limitasyonlar ve gelecek çalışmalara dair öneriler paylaşılmıştır.
  • Yayın
    Çocukluk çağı travmaları ile narsisizm ilişkisinde bireysel özellikler: aleksitimi ve beden algısının rolü
    (Işık Üniversitesi, 2023-08-02) Kazancı, Dilara; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı; Işık University, School of Graduate Studies, PhD (Doctorate) Program in Clinical Psychology
    Bu çalışmada çocukluk çağı travmalarının kırılgan ve büyüklenmeci narsisizmle ilişkisi ele alınmıştır. Bu ilişkide bireysel özellikler, aleksitimi ve beden algısının rolü araştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda yaşları 18 ile 66 arasında değişen 814 katılımcıya yer verilmiştir. Araştırmada nicel yöntemler kullanılmıştır. Araştırmada çocukluk çağı travmaları ile patolojik narsisizm arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu ve bu ilişkide aleksitimi ve beden memnuniyetinin kısmi aracı etkisi olduğu görülmüştür. Araştırmada beden algısının davranışsal (beden modifikasyonları), bilişsel (nesnelendirilmiş beden bilinci) ve duygusal (beden memnuniyeti) boyutlarının düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. Beden algısının davranışsal boyutunun (beden modifikasyonları) çocukluk çağı travmaları ile patalojik narsisizmin alt boyutu olan kendini feda özelliği arasında düzenleyici rolü vardır. Beden algısının bilişsel boyutunun (beden utancı ve beden gözetimi) beden memnuniyeti ile patolojik narsisizmin farklı alt boyutları arasında düzenleyici vardır. Beden utancının, beden memnuniyeti ile patolojik narsisizmin dört alt boyutu (kırılgan narsisizm, kırılgan kendilik, fark edilmeye yönelik beklentiler ve kendini feda) arasında düzenleyici rolü vardır. Beden gözetiminin beden memnuniyeti ile fark edilmeye yönelik beklentiler arasında düzenleyici rolü vardır. Beden algısının duygusal boyutunun (beden memnuniyeti) aleksitimi ile kendini feda arasında düzenleyici rolü vardır. Sonuç olarak çocukluk çağı travmaları ile narsisizmin alt boyutları, beden memnuniyeti ile narsisizm alt boyutları ve aleksitimi ile narsisizm alt boyutları arasındaki ilişkilerde beden algısının davranışsal, bilişsel ve duygusal boyutlarının düzenleyici rolü olduğu ortaya konmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlar bireylerin beden algısının karmaşık ve önemli rolüne işaret etmektedir. Beden algısının bir ipucu olarak ele alınarak değerlendirilmesinin, eş tanı olasılığının ortaya çıkarılması ve bütüncül bir tedavi planlaması yapılabilmesi için destekleyici nitelikte olacağı düşünülmektedir.