Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 10 / 26
  • Yayın
    Travmatik yaşantıların obsesif kompulsif bozukluk ve dikkat eksikliği hiperaktive bozukluğu ile ilişkinde aracı ve düzenleyici değişkenlerin etkisinin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2023-10-02) Uzunoğlu Azman, Gülgün; Aktan, Zekeriya Deniz; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı
    Travmatik deneyimler insanların hayatlarında birçok olumsuzluklara neden olabilmekte ve etkisini farklı alanlarda, farklı belirtiler ile gösterebilmektedir. Bununla birlikte, Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB) ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) gibi psikopatolojik belirtiler biyolojik kökenli olabildiği gibi, travmatik yaşantıların etkisiyle dışsallaştırma bozukluğu olarak da açığa çıkabilmekte ve travmatik deneyimler sonrası gözlenen belirtiler ile benzer özellikte olabilmektedir. Ayrıca, ergenlerin içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerinin de etkisi ile, bu psikopatolojik belirtiler gelişim dönemine has olarak değerlendirilerek, bireylere yanlış bir bakış açısı sunabilmektedir. Bu doğrultuda, araştırmanın amacı 12-18 yaş arası ergenlerin OKB ile DEHB belirtilerinin varlığında travma ile ilişki ruhsal, duygusal ve bilişsel bileşenlerin önemini ortaya koymak ve DEHB ve OKB ile travma ilişkisinde, travma sebepli koruyucu, biçimlendirici, aracı olan ve risk oluşturan etmenleri değerlendirebilmek olarak belirlenmiştir. 794 katılımcı ile yürütülen araştırmada, Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, DSM-5 Travma Sonrası Stres Belirtileri Şiddet Ölçeği Çocuk Formu, Obsesif Kompülsif Bozukluk Ölçeği Çocuk Formu, Turgay Yıkıcı Davranış Bozuklukları Belirti Tarama Ölçeği, Ergenler için Benlik Algısı Ölçeği, Çocuk ve Ergenler için Sosyal Destek Değerlendirme Ölçeği, Bilişsel Esneklik Ölçeği, Ergenler için Duygu Düzenleme Ölçeği ve Ergenler için Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Birçok farklı analiz ile verilerin incelenmesi tamamlanmıştır. Araştırma bulgularına göre, travma ile OKB ve DEHB ilişkisinde benlik algısı, sosyal destek, bilişsel esneklik ve içsel işlevsel olmayan ile dışsal işlevsel olmayan duygu düzenlemenin aracı rolünün istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu; travmanın türünün, sayısının ve üzerinden geçen sürenin ise ayrı ayrı biçimlendirici rolünün istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur. Aracı ve biçimlendirici etkinin bir arada incelendiği araştırma modellerinin değerlendirmesinde ise sadece travmanın üzerinden geçen sürenin biçimlendirici değişken; benlik algısı, sosyal destek, bilişsel esneklik ve duygu düzenlemenin aracı değişken; travma belirti düzeyinin yordayıcı değişken ve DEHB belirti düzeyinin ise yordanan değişken olarak belirlendiği araştırma modelinin anlamlı bir etkileşim gösterdiği bulunmuştur. Araştırmanın katkısı, tüm bunlar ışığında, OKB’li ve DEHB’li ergenlerin tedavisinde travmatik yaşam olaylarının ve travma belirti düzeyinin başlı başına psikopatolojiler üzerinde belirleyici olabildiğinin ve bu ilişkilerde aracı ve biçimlendirici ruh sağlığı değişkenlerinin de göz önünde bulundurulması gerekmesinin öneminin anlaşılmasıdır.
  • Yayın
    Öz düzenleyici model kapsamında transdiagnostik yapıların hipertansiyon ve diyabet hastalarında değerlendirilmesi: başa çıkma ve duygu düzenlemenin aracı rolü
    (Işık Üniversitesi, 2023-08-23) Erbay Erşen, Merve; Akçinar, Berna; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı
    Bu araştırma, kronik hastalık tanılı kişilerin, hastalık temsillerinin duygu düzenleme, başa çıkma stilleri ve olumsuz ruh sağlığı sonuçları ile ilişkisini Öz Düzenleyici Model çerçevesinde incelemektedir. Araştırmanın temel amaçları, kişilerin algıladıkları hastalık tehdidi ile olumsuz ruh sağlığı sonuçları arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide var olan potansiyel mekanizmaların aracı rolünü test etmektir. Araştırmaya diyabet, hipertansiyon ve diyabet hipertansiyon eş tanısı bulunan 307 kişi (207 kadın, 100 erkek) katılmıştır. Ayrıca, araştırmanın katılımcılarından oluşan küçük bir örneklem ile yarı yapılandırılmış görüşmelerden oluşan bir nitel çalışma uygulanmıştır. Araştırmada katılımcılara Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Kısa Yeti yitimi Anketi, Kısa Hastalık Algısı Ölçeği, Stresli Durumlarla Başa Çıkma Envanteri- Kısa Form, Duygu Düzenleme Anketi ve Kısa Semptom Envanteri Depresyon, Anksiyete, Somatizasyon alt ölçekleri uygulanmıştır. Başa çıkma ve duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolünün sınandığı yol analizi modeli R Studio programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların hastalık temsilleri puanı depresyon, anksiyete ve somatizasyon belirtilerini yordamaktadır. Katılımcıların hastalıklarına dair algıladıkları tehdit arttıkça depresyon anksiyete ve somatizasyon belirtileri de şiddetlenmektedir. Yol analizi bulguları, hastalık temsilleri ile depresyon ve anksiyete belirtileri arasında duygu odaklı ve çözüm odaklı başa çıkmanın aracı rolünü göstermektedir. Araştırmanın nitel analiz aşamasında ise, yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen veriler ise Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Görüşmelerden elde edilen bulgulara göre üç ana tema ortaya çıkmıştır. Bu temalar “Tanıdan sonra hasta kimliği”,“Psikososyal zorluklar ve destek kaynakları”, “Sağlık sistemi içinde diyabet tanılı olmak” şeklindedir. Nicel ve nitel analizlerden elde edilen bulgular, diyabet ve/veya hipertansiyon tanılı kişilerde Öz Düzenleyici Model ’in temel çerçevesini doğrulamaktadır. Diyabet ve hipertansiyon hastalarının olumsuz sağlık sonuçlarının kontrol altına alınması ve yaşam kalitelerinin yükseltilmesinde, hastalık temsilleri ve başa çıkma stratejilerinin göz önünde bulundurulması önerilmiştir.
  • Yayın
    Beliren yetişkinlikte depresyon, intihar olasılığı ve çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişki: psikolojik acı ve koruyucu faktörlerin rolü
    (Işık Üniversitesi, 2024-02-07) Kılıç, Bengü Sare Sevda Pelin; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı
    Amaç: Çalışmanın ilk aşamasında beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerden intihar olasılığı ve diğer değişkenlerine yönelik nicel verinin toplanması ve depresyon, çocukluk çağı travmaları, çok boyutlu algılanan sosyal destek ve psikolojik acının intihar olasılığı üzerindeki yordayıcı rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Diğer amaç ise depresyonun intihar olasılığı üzerindeki yordayıcı etkisine psikolojik acının aracı etkisinin olup olmadığının incelenmesidir. Ayrıca, intihara karşı koruyucu olan/risk oluşturan klinik ve sosyodemografik faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında ise beliren yetişkinlik dönemindeki depresyon tanısı almış ve ayaktan tedavisi devam eden bireylerin intihar riskine ilişkin özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmaya 18-25 yaş aralığında 1189 katılımcı (773 kadın ve 416 erkek) dahil edilmiştir. Birinci aşamada İntihar Olasılığı Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Çocukluk Çağı Travmaları Anketi, Psikolojik Acı Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında ise nitel yöntem kullanılarak 18-25 yaş aralığında depresyon tanısı almış 10 katılımcı (6 kadın ve 4 erkek) ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Depresyon puanları intihar olasılığı puanlarındaki varyansın yaklaşık %54’ünü açıklarken, bu oran çocukluk çağı travmaları puanları için yaklaşık %6, psikolojik acı puanları için %3.4 ve çok boyutlu algılanan sosyal destek için %1.8 olmuştur. Depresyonun intihar olasılığı üzerindeki yordayıcı etkisinde psikolojik acının kısmi aracı etkiye sahip olduğu görülmektedir. İntihara dair belirlenen koruyucu faktörler içerisinde ortalama üzeri eğitim, algılanan sosyal desteğin yüksek olması, romantik bir ilişkiye ve orta veya yüksek sosyoekonomik duruma sahip olmak tespit edilmiştir. İntihar olasılığına dair belirlenen risk faktörleri ise yüksek depresyon, çocukluk çağı travmaları ve psikolojik acı puanlarına sahip olmak, parçalanmış bir ailede büyümek, bireyde kronik ağrı, fiziksel bir hastalık tanısı, bireyde veya ailesinde psikiyatrik bir hastalık tanısı, daha önce intihar düşüncesine ve girişime sahip olmak ve sosyal çevrelerinde intihar girişiminde bulunan birinin olması şeklindedir. Araştırmanın ikinci aşamasında katılımcıların intihar düşüncelerini belirginleştiren temalar: bireyde veya ailesinde psikiyatrik tanı olması, yalnızlık, kişilerarası ilişki sorunları, yaşamsal zorluk ve sorunlar şeklindedir. İntihar düşüncelerine karşı koruyucu olduğu belirlenen durumlar ise geride kalan insanların duyguları, sosyal desteğe sahip olma ve rahatlatıcı etkinliklere başvurmadır. Sonuç: İntihar olasılığı kişilerarası ilişkiler, çocukluk/yetişkinlik çağı travmaları ve birçok sosyodemografik-klinik faktörlerden etkilenmektedir. Depresyon, çocukluk çağı travmaları, psikolojik acı ve çok boyutlu algılanan sosyal destek puanlarının intihar olasılığı üzerinde yordayıcı rolü bulunmaktadır. Bununla birlikte, depresyonun intihar olasılığını üzerindeki yordayıcı rolünde psikolojik acının kısmi aracı etkisi tespit edilmiştir.
  • Yayın
    Kişilerarası döngüsel modelin ebeveynleşme ve evlilik uyumu arasındaki ilişkide aracı etkisinin değerlendirilmesi
    (Işık Üniversitesi, 2023-04-04) Yola Çetin, İrem; Akçinar, Berna; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı
    Ebeveynleşme ebeveynin çocuğu kendi ebeveyni yerine koyduğu; buna uygun ihtiyaçlarını ve/veya kişisel beklentilerini çocuktan karşılamasını beklediği, kendisine ait rolü ve sorumluluğu çocuğa yüklediği ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkide özel bir bozulma olarak tanımlanmaktadır. Baskın, kinci, soğuk, sosyal olarak çekinik, kendine güvenmeyen, sömürülebilir, aşırı bakım verici ve intrusifmüdahaleci şeklinde sekiz kişilerarası problem alanı tanımlanmış ve kişilerarası döngüsel bir model geliştirilmiştir. Evlilik uyumu, evlilik ilişkisinde sıkıntılı farklılıkların, eşler arasındaki gerilim ve kişisel kaygının, evlilik doyumunun, çift uyumunun ve evlilik işlevselliği için önemli konularda fikir birliğinin derecesi olarak tanımlanmıştır. Ebeveynleşmenin kişilerarası problemler ve evlilik uyumu ile ilişkisi gösterilmiştir. Araştırmanın amacı ebeveynleşme ve evlilik uyumu arasındaki ilişkide kişilerarası döngüsel modelin aracı etkisinin değerlendirilmesidir. Araştırmada nicel ve nitel yöntem kullanılmıştır. Nicel çalışmaya 368 evli katılımcı ve nitel çalışmaya 7 evli katılımcı katılmıştır. Araştırmanın nicel kısmında kullanılan ölçekler Filial Sorumluluk Envanteri-Yetişkin Formu, Çift Uyum Ölçeği ve Kişilerarası Problemler Envanteri’dir. Nicel çalışmanın sonuçlarına göre ebeveynleşme ve evlilik uyumu ile çift fikir birliği arasındaki ilişkide baskın-kontrolcü ve aşırı fedakar kişilerarası problemin aracı etkisinin olduğu gösterilmiştir. Ebeveynleşme ve duyguların ifadesi arasındaki ilişkide ise aşırı fedakar kişilerarası problemin aracı etkisi olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte çocukluk çağında ebeveynleri boşanan kişilerin ebeveynleri boşanmayan kişilere göre ebeveynleşme düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Çocukluk çağında ailesinin gelir düzeyini düşük algılayan katılımcıların yüksek algılayan katılımcılara göre ebeveynleşme düzeylerinin yüksek olduğu bulunmuştur. Nitel çalışmadan elde edilen bulguların nicel çalışma sonuçlarını desteklediği, ebeveynleşme kavramının anlaşılmasına katkı sağladığı, literatürle uyumlu ve farklılaşan önemli yanları ortaya çıkardığı düşünülmüştür. Elde edilen bulgulara göre ebeveynleşme yaşantısına özgü terapi tekniklerinin geliştirilmesi, ebeveynleşme açısından risk altında olan çocuk ve ergenlere yönelik koruyucu çalışmaların yapılması, ebeveynlere yönelik bilgilendirme ve seminer çalışmalarının düzenlenmesi ile ebeveynleşme kavramının kültürlerarası çalışmalarla değerlendirilmesi önerilmiştir.
  • Yayın
    Çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve bağlanma stilleri ile ağrı duyarlılığı ilişkisi: reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı rolü
    (Işık Üniversitesi, 2023-07-03) Koçyiğit Ocak, Buket; Deveci, Ezgi; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı
    Biyolojik, sosyal ve psikolojik bir deneyim olarak tanımlanan ağrı, multidisipliner yapısı gereği hemen hemen her kültürde yaygın bir sorundur. Yüksek ağrı duyarlılığının, ağrının kronik hale gelmesinde önemli bir rolü olduğu bilinmektedir. Ağrı duyarlılığı ile ilişkili sosyal ve psikolojik risk faktörlerinden birkaçı; çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, yetişkin güvensiz bağlanma stilleri, reddedilme duyarlılığı ve kaygı olarak belirlenmiştir. Bu çalışmanın temel amacı; çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, yetişkin kaygılı bağlanma stili ve yetişkin kaçıngan bağlanma stili ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı rollerini belirlemektir. Araştırmanın örneklemi 18-63 yaş arası (yaş ortalaması=29.50, SS=10.29) 252 kişiden (182 kadın, 70 erkek) oluşmaktadır. Katılımcılardan; çocukluk çağı olumsuz yaşantılarına maruziyeti belirlemek üzere Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOYÖ), bağlanma stillerini belirlemek üzere Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-2 (YİYE-II), reddedilme duyarlılığını belirlemek üzere Yetişkin Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği (YRDÖ), ağrı duyarlılığını belirlemek üzere Ağrı Duyarlılığı Anketi (PSQ-T) ile kaygı puanlarını belirlemek üzere Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeklerinin (STAI-S, STAI-T) doldurulması istenmiştir. Analiz sonuçları, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide, reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı etkisine dair modelin anlamlı olduğunu göstermiştir. Bu sonuç; çocukluk çağı olumsuz yaşantılarındaki artışın yüksek reddedilme duyarlılığı ve yüksek sürekli kaygı üzerinden ağrı duyarlılığındaki artış ile ilişkilendiğini göstermektedir. Diğer yandan, yetişkin kaygılı bağlanma stili ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı etkisine dair modelin anlamlı olduğu bulunmuştur. Bu sonuç; yetişkin kaygılı bağlanma stilindeki artışın yüksek reddedilme duyarlılığı ve yüksek sürekli kaygı üzerinden ağrı duyarlılığındaki artış ile ilişkilendiğini göstermektedir. Analiz sonuçlarına göre, yetişkin kaçıngan bağlanma stili ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı etkisine dair modelin anlamlı olduğu bulunmuştur. Bu sonuç; yetişkin kaçıngan bağlanma stilindeki artışın yüksek reddedilme stilindeki artışın yüksek reddedilme duyarlılığı ve yüksek sürekli kaygı üzerinden ağrı duyarlılığındaki artış ile ilişkilendiğini göstermektedir. Son olarak, sonuçlara dair limitasyonlar ve gelecek çalışmalara dair öneriler paylaşılmıştır.
  • Yayın
    Korkunun psikolojik sağlamlık üzerindeki yordayıcı rolü: adil dünya inancı ve sıkıntıya tolerans
    (Hayrettin ivgin, 2023-06-27) Kazancı, Dilara; Akçinar, Berna
    Bu araştırmada korkunun bireylerin psikolojik sağlamlıkları üzerindeki yordayıcı rolü ile adil dünya inancı ve sıkıntıya dayanma kapasitesi arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Korkuyu inceleyen araştırmalarda katılımcılara korkuya neden olan uyaranların genellikle laboratuvar ortamında sunulduğu görülmektedir. Günlük yaşantılarında gerçek bir tehditle karşı karşıya olan bireylerin yer aldığı araştırmalar sayıca azdır. Bu çalışmada Dünya Sağlık Örgütü tarafından birçok kişide yaygın korkuya neden olduğu açıklanan gerçek bir tehdit olan Covid Korkusu ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemi yaşları 18 ile 66 arasında değişen 300 katılımcıdan (226 kadın, 74 erkek) oluşmaktadır. Araştırmada Covid 19 Korkusu Ölçeği, Sıkıntıya Dayanma Ölçeği ve Adil Dünya İnancı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilere göre bireylerin korku düzeyleri ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Bireylerin korku düzeyi yükseldikçe psikolojik sağlamlık düzeyleri azalmaktadır. Bununla birlikte korku düzeyi psikolojik sağlamlık düzeyini yordamaktadır. Bireylerin sıkıntıya dayanma kapasiteleri ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki vardır. Bireylerin sıkıntıya dayanma kapasiteleri yükseldikçe psikolojik sağlamlık düzeyleri yükselmektedir ve sıkıntıya dayanma kapasitesi psikolojik sağlamlık düzeyini yordamaktadır. Genel adil dünya inancı ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişki beklenenin aksine negatif yönlü olmuştur. Bu bulgunun pandeminin kaotik yapısı ve bu dönemde şahit olunanlar sonucunda adil dünya inancına sahip bireylerin yaşamış oldukları olası bilişsel çelişki ile ilişkili olduğu düşünülmüştür. Bu konuda daha fazla araştırma yapılması önerilmiştir. Bireylerin psikolojik sağlamlık seviyelerinin cinsiyet ve medeni durumlarına göre farklılaştığı gözlemlenmiştir. Erkeklerin psikolojik sağlamlık düzeyleri kadınlara göre daha yüksektir. Evli katılımcıların psikolojik sağlamlık düzeyleri evli olmayanlara göre daha yüksektir. Araştırma sonuçları ilgili literatür kapsamında tartışılmıştır.
  • Yayın
    “Anneciğim burada dur.”: ayrılma kaygısı bozukluğu vakasının çocuk merkezli oyun terapisi ile sağaltımı (Olgu sunumu)
    (Psikoterapi Enstitüsü, 2024-01-30) Köroğlu, Arif Erdem
    İnsan yaşamının her döneminde ayrılıklar önemli bir yer edinmiştir. Diğer türlere göre dünyaya daha hazırlıksız bir şekilde gelen insan türü için bu çaresizlik durumuna çare annenin varlığıdır. Bu yüzden anneden ayrılma çocuğun sosyoduygusal gelişiminde karşılaşılan en büyük sorunlardan biri olmuştur. Ayrılma kaygısı bozukluğu çocuk ruh sağlığı alanında en sık karşılaşılan bozukluklardandır. Evden veya bağlı olduğu kişilerden ayrılmakta zorlanan çocuk için bu duruma yönelik tedavilerden biri oyun terapisidir. Oyun çocuğun kendisini ifade etmenin en doğal aracı olduğu için çocuk gerginlik, hayal kırıklığı, güvensizlik, saldırganlık, korku, kafa karışıklığı ve şaşkınlık gibi birikmiş duygularını dışa vurma imkanına erişmiş olur. Oyun terapisinin terapötik bir araç olarak çocuk ruh sağlığı alanında kullanımı giderek artmaktadır. Okul öncesi psikolojik sorunlara yönelik geliştirilen tedavi yöntemlerinden biri olan oyun terapisi, kaygı bozukluklarında ve depresyon belirtilerinin azaltılmasında etkili yöntemlerden biridir. Bu çalışmada ayrılma kaygısı bozukluğu tanısı alan 6 yaşında bir çocukla yürütülen 24 çocuk merkezli oyun terapisi seanslarından oluşan bir uygulamanın sonuçları sunulmaktadır. Terapistin gözlemleri, çocuğun oyun davranışlarındaki değişim, ailenin ve psikiyatri uzmanının geri bildirimleri doğrultusunda sürecin sonunda çocuğun kaygılarında önemli düzeyde azalma olduğu ve günlük işlevselliğinin arttığı belirlenmiştir.
  • Yayın
    Korku duygusunun dikkat yanlılığındaki rolü üzerine bir derleme
    (Sanat ve Dil Araştırmaları Enstitüsü, 2021-09) Kazancı, Dilara; Saltoğlu, Seren
    Bu derleme makalenin amacı korku duygusu ve dikkat yanlılığı ilişkisini ele alan araştırmaları inceleyerek, bireylerin hayatta kalmaları için önemli bir bilişsel mekanizma olan dikkat süreçlerinin tehdit sinyalleyen uyaranlarla karşılaştıklarında nasıl etkilendiğini değerlendirmektir. Bireyler bir duyguyu deneyimleme esnasında fizyolojik genel uyarılmışlık (arousal), bu uyarılmışlık sonucunda oluşan değişimin dışarıya yansıması (ifade edici davranışlar) ve duygunun farkındalığını yaşamaktadırlar. Duygulara eşlik eden uyarılmışlık düzeyinin (arousal) artması organizmanın çevresindeki dikkat ettiği ipuçlarının aralığını/çeşitliliğini etkileyebilmektedir. Bu makalede, evrimsel açıdan algılanmasının önemli olduğu birçok çalışmada ifade edilen atalardan kalma tehdit edici uyaranların (ör, yılan, örümcek) yanı sıra modern tehditlere (ör, silah, bıçak) ve öğrenme (yönerge) temelli korkulara yer verilmiştir. Bununla birlikte, dikkat körlüğü durumunda ve gerçek hayatta karşılaşılan tehditlerin (ör, ağrı, salgın hastalık, bomba patlaması) etkileri ele alınmıştır. Bireysel farklara odaklanan çalışmalar değerlendirilerek tehdit edici uyaranlara dikkat yanlılığına yansıyan yaş, cinsiyet, kültür, duygusal zekâ, kişilik özellikleri, yalnızlık, kaygı seviyesi gibi birey kaynaklı faktörler anlaşılmaya çalışılmıştır. İncelenen araştırmalardan elde edilen sonuçlar, genel olarak tehdit edici uyaranların nötr uyaranlara göre daha fazla dikkat yanlılığına neden olduğuna işaret etmiştir.
  • Yayın
    Exploring the impact of Flash technique on test anxiety among adolescents
    (SAGE Publications Ltd, 2025-07) Çitil Akyol, Canan; İnci İzmir, Sevim Berrin
    This study aims to investigate the specific effects of Flash Technique (FT) on adolescents with test anxiety. This follow-up study consists of 38 adolescents, 14–17 years of age (M = 15.39, SD = 1.13). Pre-post assessments were conducted using the Test Anxiety Inventory (TAI), Scale of Attitudes Negatively Affecting the Performance I/Test (POET), and Beck Anxiety Inventory (BAI) at baseline, at the end of the 4thand 12thweeks of therapy. The FT was applied for 12 weeks, with one weekly session as an intervention. As a result of the therapy process, the baseline means of total BAI scores decreased from 25.26 to 2.18; the baseline means of TAI decreased from 149.79 to 39.13, and the baseline mean of POET decreased from 298.47 to 73.84 at the end of the 12th week of therapy. Also, the baseline means of SUD scores decreased from 9.42 to zero at the end of the 12th week of treatment. All the adolescents showed complete improvement after the 12th week of the FT. The study findings showed that the test anxiety symptoms significantly decreased with the treatment of the FT. FT can be an effective intervention for test anxiety in adolescents.
  • Yayın
    HIV ile yaşayan kişilerin sağlık çalışanları tutumlarından bekledikleri stigmatizasyonun psikopatolojik semptomlar üzerindeki yordayıcı etkisi
    (Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024-08-13) Yardımcı, Eda; Aktan, Zekeriya Deniz; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Ph.D. in Clinical Psychology
    HIV, kan veya cinsel yolla bulaşan tedavi alınmadığı taktirde immun sisteme zarar vererek AIDS tablosuna evrilen bir virüstür. Tedavi alınması halinde bulaşın ve olumsuz prognozun ortadan kaldırılabilmesine rağmen HIV epidemisi dünyada hala devam etmektedir. Epideminin kontrol altına alınamamasındaki en güçlü etkenlerden biri HIV stigmatizasyonu ve ayrımcılıktır. HIV ile yaşayan kişiler tanı ve tedavi süreçlerinde de stigmatizasyon ve ayrımcılığa maruz kalmakta, bu durum tanı sürecinin gecikmesine ve/veya tedavi uyumunun düşmesine neden olabilmektedir. Stigmatizasyon ve ayrımcılığa maruz kalmak kişinin psikopatolojik semptomlar geliştirmesinde etkilidir. HIV ile yaşayan kişilerin tanı ve tedavi süreçlerinde bekledikleri ve maruz kaldıkları stigmatizasyon alanyazında ele alınsa da bu değişimi ölçen standardize bir ölçek bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı HIV ile yaşayan kişilerin tedavi süreçlerinde bekledikleri stigmatizasyon ve ayrımcılığı ölçen bir ölçek geliştirmek ve geliştirilen ölçek aracılığıyla HIV ile yaşayan kişilerin tanı ve tedavi süreçlerinde bekledikleri stigmatizasyon ile psikopatolojik semptomlar arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmanın ilk bölümünde 18 yaş ve üzeri HIV ile yaşayan 224 kişiye ulaşılmıştır. Ölçeğin yapı geçerliğinin sınanması için Açımlayıcı ve Doğrulayıcı Faktör analizleri yürütülmüştür. Analiz sonuçlarına göre varyansın %72’sini açıklayan, uyum indeksine gör kabul edilebilir uyum değerlerine sahip ikfaktörlü bir yapı ortaya çıkmıştır. İlk faktör “HIV Tedavisine Yönelik Beklenen Stigmatizasyon”, ikinci faktör ise “HIV Statüsüne Yönelik Beklenen Stigmatizasyon” olarak isimlendirilmiştir. Ölçeğin birleşen geçerliğinin sınanması için HIV/AIDS Damgalama Ölçeği ile ilişkisi incelenmiş beklenildiği gibi iki ölçek arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ölçeğin görünüm geçerliğinin sınanması için iki enfeksiyon uzmanı, bir klinik psikolog ve bir HIV ile ilişkili danışmanlık hizmeti veren Sivil Toplum Kuruluşu çalışanından uzman görüşü alınmıştır. Ölçeğin güvenirliğinin sınanması için toplam puan ve faktör yapılarının iç tutarlılık kat sayıları hesaplanmıştır. Ölçeğin iç tutarlık katsayılarının iyi düzeyde olduğu saptanmıştır. Geliştirilen HIV Tedavisinde Beklenen Stigmatizasyon Ölçeği psikometrik özellikler açısından yeterli düzeydedir fakat örneklem genişliği ve örneklem içi çeşitlilik arttırılarak psikometrik özelliklerin tekrar sınanması alanyazına katkı sağlayacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde geliştirilen HIV Tedavisinde Beklenen Stigmatizasyon Ölçeği kullanılarak HIV ile yaşayan kişide tedavide beklenen stigmatizasyonun psikopatolojik semptomlar üzerindeki yordayıcı etkisi incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünün örneklemi 18-25 yaş aralığında 101 HIV ile yaşayan kişiden oluşmaktadır. Literatür ile uyumlu olarak HIV tedavisinde beklenen stigmatizasyonun depresyon, anksiyete, hostalite, olumsuz benlik ve somatizasyon belirtileri üzerinde yordayıcı etkisinin bulunduğu saptanmıştır. Bulgular literatür verileriyle karşılaştırılarak tartışılmıştır. İkinci bölümde öne sürülen tüm hipotezler doğrulanmıştır fakat çalışmanın önemli kısıtlılıklara da sahiptir. En önemli iki kısıtlılık örneklem sayısı ve örneklem içi çeşitliklitir. Örneklem sayısı ve örneklem içi çeşitliliğin arttırılarak çalışmanın tekrarlanması bulguların güvenirliğinin arttırması açısından alanyazına katkı sağlayabilir.