Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 10 / 79
  • Yayın
    Ebeveyn erken dönem uyumsuz şemalarının çocuğun problem davranışları ile ilişkisinde ebeveyn bağlanma stilinin aracı etkisi
    (Işık Üniversitesi, 2023-01-24) Demirtürk, Ecem; Aktan, Zekeriya Deniz; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu araştırmanın temel amacı, annelerin erken dönem uyumsuz şemalarının çocuğun problem davranışları ile ilişkisinde ebeveyn bağlanma stilinin aracı etkisini incelemektir. Buna ek olarak annenlerin erken dönem uyumsuz şemaları, annelerin bağlanma stilleri ve çocukların problem davranışları değişkenleri sosyo-demografik verilere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırma örneklemini 4-6 yaş döneminde çocuğu olan 211 anne oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan annelere Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri – II (YİYE-II, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Güçler ve Güçlükler Anketi (4/17) Ebeveyn Formu (GGA) ve Sosyo-Demografik Bilgi Form uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, annenin zedelenmiş otonomi şema alanı ve çocuk problem davranış ilişkisinde annenin kaygılı bağlanma stili aracı etki göstermezken kaçıngan bağlanma stilinde kısmi aracılık etkisi görülmüştür. Annenin kopukluk ve reddedilmişlik şema alanı ve çocuk problem davranış ilişkisinde annenin kaygılı ve kaçıngan bağlanma stili kısmi aracılık etkisi göstermektedir. Annenin zedelenmiş sınırlar şema alanı ve çocuk problem davranış ilişkisinde annenin kaygılı ve kaçıngan bağlanma stili tam aracı etki göstermektedir. Annenin diğeri yönelimlilik şema alanı ve çocuk problem davranış ilişkisinde annenin kaygılı ve kaçıngan bağlanması kısmi aracılık etkisi göstermektedir. Ayrıca annelerin yüksek standartlar şema alanının çocuk sayısı ve öğrenim düzeyi değişkenlerine göre, zedelenmiş sınırlar şema alanının annenin yaşı ve çocuğun yaşı değişkenlerine göre, diğeri yönelimlilik şema alanının çocuğun yaşı değişkenine göre ve anne kaçıngan bağlanma stilinin anne öğrenim düzeyine göre, çocuk problem davranışlarının ise annenin öğrenim düzeyi ve annenin yaşı değişkenlerine göre anlamlı bir farklılaşma gösterdiği görülmüştür. Araştırma sonuçlarının çocukların problem davranışlarının ortaya çıkmasında ebeveynlerin erken dönem uyumsuz şemalarının, bağlanma stillerinin ve diğer risk faktörlerinin değerlendirilebilmesine katkı sağlamasının yanı sıra elde edilen bulguların ebeveyn psiko-eğitim programlarına da kaynak oluşturulabileceği düşünülmektedir.
  • Yayın
    Genel öz yeterlik ve kişilerarası problemler arasındaki ilişkide utanç, suçluluk ve öfkenin aracı rolü
    (Işık Üniversitesi, 2022-06-17) Abay, Hatice Hale; Akyunus, Miray; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu çalışmanın amacı genel öz yeterlik ile kişilerarası ilişkilerde aşırı uyumluluk ve sosyal çekiniklik arasındaki ilişkide utanç, suçluluk ve öfkenin aracı etkisinin araştırmasıdır. Genel toplumdan, yaşları 18 ile 65 değişen (Ortalama=33.75; Standart Sapma=11.86) değişen 331 yetişkin katılımcı (149 erkek ve 182 kadın) çalışmaya katılmıştır. Data, Demografik Bilgi Formu, Genel Öz-Yeterlilik Ölçeği (GÖYÖ), Suçluluk- Utanç Ölçeği (SUTÖ), Suçluluk Envanteri (SE), Öfkeye İlişkin Derin Düşünme Ölçeği (ÖİDDÖ) ve Kişilerarası Problemler Envanteri Döngüsel Ölçekleri Kısa Formu (IIP-C) ile toplanmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, genel öz yeterlik ile utanç arasında anlamlı bir ilişkili bulunmazken, suçluluk ve öfke arasında negatif yönde zayıf düzeyde ilişkidir. Genel öz yeterlik ile kişilerarası güçlük düzeyi, aşırı uyumluluk ve sosyal çekiniklik arasında negatif yönde zayıf düzeyde ilişkiler bulunmuştur. Utanç, suçluluk ve öfke ile aşırı uyumluluk ve sosyal çekiniklik arasında pozitif yönde zayıf ilişkiler bulunmuştur. Genel öz yeterlik ile kişilerarası ilişkilerde aşırı uyumluluk ve sosyal çekiniklik arasındaki ilişkide suçluluğun aracı etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar ilgili literatürün ışığında değerlendirilmiş, ileri araştırma ve klinik uygulamalar için öneriler eşliğinde sunulmuştur.
  • Yayın
    Sağlık çalışanlarında ikincil travmatik stres: Covid-19 pandemi sürecine özgü bir çalışma
    (Işık Üniversitesi, 2022-06-17) Polat, Elif Aybüke; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu çalışmanın amacı sağlık çalışanlarının ikincil travmatik stresleri, psikolojik dayanıklılıkları ve uyum bozucu şemaların ilişkisini Covid-19 süreci içerisinde incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 190’ı (%72.8) kadın 71’i (%27.2) erkek olmak üzere toplamda 261 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılara çevrimiçi yollar ile ulaşılmıştır. Örneklemin yaş ortalaması 41.6±9.70’tir. Tüm katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, İkincil Travmatik Stres Ölçeği (İTSÖ), Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ) ve Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YSÖ) uygulanmıştır. Veri analizinde bağımsız gruplar t testi, tek yönlü ANOVA, Pearson korelasyon analizi, basit doğrusal regresyon ve çoklu doğrusal regresyon kullanılmıştır. Bulgular: Örneklemin çoğunluğunu kadın (%72.8), evli (%65.9), çocuğu olan (%68.2) ve doktor (%41.4) bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların çoğunun kendisi (%60.2) veya yakını (%87.4) Covid-19 enfeksiyonu geçirmiştir. Ayrıca büyük çoğunluğu yalnız yaşamamaktadır (%91.2). Sonuçlarımız, uyum bozucu şemaların psikolojik dayanıklılığı yordadığını, uyum bozucu şemalar ile psikolojik dayanıklılığın ise ikincil travmatik stresi yordadığını göstermektedir. Kadın, hemşire, yalnız yaşamayan, Covid-19 ile doğrudan temas eden ve yakını Covid-19 geçiren katılımcıların ikincil travmatik stres düzeylerinin anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bu bulgular sonucunda uyum bozucu şemalara sahip olan bireylerin psikolojik dayanıklılıklarının daha düşük düzeyde olduğu; Covid-19 pandemi sürecinde uyum bozucu şemalara sahip olan ve psikolojik dayanıklılıkları düşük olan sağlık çalışanlarının daha fazla ikincil travmatik stres geliştirme eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır.
  • Yayın
    Sosyal medya bağımlılığı ve ilişki doyumu arasındaki ilişkide psikolojik sıkıntının aracı rolü ve sosyal karşılaştırma yöneliminin düzenleyici rolünün incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2023-01-25) Alagül, Alara; Erdoğdu, Emel; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu çalışmanın amacı sosyal medya bağımlılığı ve ilişki doyumu arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide psikolojik sıkıntı ve sosyal karşılaştırma yöneliminin olası aracı ve düzenleyici rollerini incelemektir. Sosyal medya bağımlılığı ve ilişki doyumu arasındaki ilişkiyi sosyal karşılaştırma teorisi çerçevesinde incelemek hedeflenmiştir. Yöntem: Araştırma verileri 18 yaş üzeri yetişkin, bir romantik ilişki içinde olan ve sosyal medya kullanan gönüllülerin katılımıyla çevrimiçi olarak toplanmıştır. Çalışma örneklemi 282 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada katılımcılara “Bilgilendirilmiş Onam Formu”, “Sosyodemografik Bilgi Formu”, “İlişki Değerlendirme Ölçeği”, “Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği”, INCOM-T Sosyal Karşılaştırma Yönelimi Ölçeği” ve “Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu” sunulmuştur. Araştırma verilerinin analizi için bağımsız gruplar t-testi analizi, Pearson korelasyon analizi, doğrusal regreyon analizi ve PROCESS analiz yöntemi ile aracı etki analizi ve düzenleyici etki analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma bulguları sosyal medya bağımlılığının ilişki doyumunu negatif yönde yordadığını, sosyal medya bağımlılığının psikolojik sıkıntıyı (depresyon, anksiyete ve stresi) yordadığını, psikolojik sıkıntının ilişki doyumunu negatif yönde yordadığını ve psikolojik sıkıntının sosyal medya bağımlılığı ve ilişki doyumu arasındaki ilişkide aracı rol oynadığını göstermektedir. Bulgular sosyal karşılaştırma yöneliminin sosyal medya bağımlılığı ve ilişki doyumu arasındaki ilişkide istatistiksel olarak anlamlı bulunan düzenleyici bir rolü olmadığını göstermektedir. Herhangi bir değişkende cinsiyete göre farklılaşma olmadığı görülmüştür. Evli olan veya olmaya katılımcılar arasında yalnızca anksiyetenin farklılaştığı ve evli katılımcıların daha düşük anksiyete bildirdiği görülmüştür. Araştırma sonuçları çocuk sahibi olan bireylerin daha düşük ilişki doyumu bildirdiğini, daha düşük sosyal karşılaştırma yönelimine sahip olduklarını ve daha düşük anksiyete düzeyleri olduğunu göstermiştir. Katılımcıların yaşı ile ilişki doyumu, sosyal karşılaştırma yönelimi, sosyal medya bağımlılığı ve psikolojik sıkıntı arasında olumsuz bir ilişki bulunduğu görülmüştür. İlişki süresi ile sosyal karşılaştırma yönelimi, sosyal medya bağımlılığı ve anksiyete arasında olumsuz bir ilişki olduğu görülmüştür. Günlük sosyal medya kullanım süresi ile sosyal medya bağımlılığı ve sosyal karşılaştırma yönelimi arasında olumlu yönde ilişki olduğu görülmüştür. Sonuç: Sosyal medya bağımlılığının ilişki doyumunu olumsuz yönde yordadığı ve bu ilişkide psikolojik sıkıntının aracı rolü olduğunu görülmüştür. Sosyal karşılaştırma yöneliminin ise bu ilişkide düzenleyici bir rolü bulunamamıştır. Sonuçlar sosyal karşılaştırma teorisi çerçevesinde geliştirilen hipotezleri desteklememektedir. Bu ilişkiyi sosyal karşılaştırma teorisi perspektifinden inceleyen daha fazla araştırma gerekmektedir.
  • Yayın
    Beliren yetişkinlikte narsisizm, algılanan ebeveynlik biçimleri ve sosyal medyanın kendini nesneleştirme üzerindeki etkisi
    (Işık Üniversitesi, 2023-06-16) Akpınar, Damla; Aktan, Zekeriya Deniz; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu araştırmada, beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin kendini nesneleştirme düzeyleri üzerinde algılanan ebeveynlik biçimleri, narsisizm ve sosyal medya kullanım özelliklerinin etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 18-25 yaş aralığındaki 442 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında veriler Nesneleştirilmiş Beden Bilinci Ölçeği, Young Ebeveynlik Ölçeği, Aşırı Duyarlı Narsisizm Ölçeği ve Narsistik Kişilik Envanteri (NKE-16) aracılığıyla çevrimiçi ve yüz yüze olarak toplanmıştır. Araştırma kapsamında değişkenler arasındaki ilişkinin doğası çoklu doğrusal hiyerarşik regresyon analizi ve tek yönlü varyans analizi ile incelenmiştir. Algılanan ebeveynlik biçimleri, büyüklenmeci ve kırılgan narsisizmin çoklu hiyerarşik doğrusal regresyon analizleri ile kendini nesneleştirmenin beden gözetimi, beden utancı ve kontrol inancı alt boyutları üzerindeki etkisi ayrı ayrı incelenmiş olup analiz sonuçları kendini nesneleştirme için en güçlü yordayıcının kırılgan narsisizm olduğuna işaret etmektedir (p<.001). Büyüklenmeci narsisizmin beden utancı (p=.951) ile kontrol inancı (p=.179) alt boyutlarını anlamlı düzeyde yordamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ek olarak algılanan ebeveynlik biçimleri beden utancı (p<.001) ve kontrol inancı (p<.05) için anlamlı bir yordayıcıyken, beden gözetimi alt boyutunu anlamlı düzeyde yordamadığı görülmüştür (p=.526). Tek yönlü varyans analizi ile sosyal medya kullanım özelliklerine göre kendini nesneleştirmenin alt boyutları incelendiğinde ise üç alt boyutun da sosyal medya üzerinden fiziksel özellikleri arkadaşlar ve ünlüler ile kıyaslama düzeyine göre anlamlı şekilde farklılaştığı bulunmuştur. Bununla birlikte sosyal medyada gün içerisinde geçirilen süre, kullanılan sosyal medya sayısı ve sosyal medyada paylaşımda bulunma sıklığının alt boyutlara göre farklılaştığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçları genel olarak algılanan ebeveynlik biçimleri, narsisizmin büyüklenmeci ve kırılgan boyutları ile sosyal medya kullanım özelliklerinin kendini nesneleştirme üzerinde etkili değişkenler olduğuna işaret etmektedir. Bununla birlikte değişkenlerin alt boyutlarına göre sonuçların farklılaştığı gözlemlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular; kültürel temeli ve çeşitli psikopatolojiler üzerindeki etkisi de göz önünde bulundurulduğunda kendini nesneleştirmenin farklı çalışmalarla da incelenmesi gereken bir konu olduğuna işaret etmektedir. Kendini nesneleştirme üzerinde etkili mekanizmaların belirlenmesi ilişkili ruh sağlığı sorunları açısından koruyucu ve önleyici çalışmalara katkı sağlayacaktır.
  • Yayın
    Evli bireylerde güvensiz bağlanma, ruminatif düşünme biçimi ve evlilik uyumunun ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler ile ilişkisi
    (Işık Üniversitesi, 2023-01-25) Güler, Burçak; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu çalışmanın amacı evli bireylerde ruminatif düşünme biçimi ve evlilik uyumunun kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirtiler üzerindeki aracı rolünü araştırmaktır. Yöntem: Örneklem, yaşları 23-70 arasında değişen ve ortalaması 38,9±9,77 olan 351 evli bireyden oluşmaktadır. Örneklemin çoğunu kadın (%65,2), üniversite mezunu (%77,2), çalışan (%76,4) ve ilk evliliğini sürdüren (%96,3) bireyler oluşturmuştur. Çalışmada Sosyodemografik Form, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II Kısa Formu, Ruminatif Düşünme Biçimi Ölçeği, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği, Romantik İlişki Odaklı Obsesyon ve Kompulsiyonlar Ölçeği ve Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirtiler Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde, bağımsız gruplar t-testi, Pearson korelasyon analizi, hiyerarşik regresyon analizi ve PROCESS aracı etki analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre evli bireylerde romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyleri kaygılı bağlanma, kaçınmacı bağlanma ve ruminatif düşünme biçimi tarafından anlamlı düzeyde pozitif yönde, evlilik uyumu tarafından anlamlı düzeyde negatif yönde yordanmaktadır. Ek olarak, ruminatif düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide kısmi aracı rolü olduğu düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide kısmi aracı rolü olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, ruminatif düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide tam aracı rolü bulunmuştur. Sonuç: Evli bireylerde, romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeylerinin yordayıcıları olarak kaygılı bağlanma, kaçınmacı bağlanma, evlilik uyumu ve ruminatif düşünme biçimi bulunmuştur. İncelenen aracı modellerinde, güvensiz bağlanma stillerinin romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyleri ile doğrudan ilişkisinin olumsuz olduğu, bu ilişkinin artan ruminatif düşünme eğilimi ve azalan evlilik uyumu ile açıklandığı bulunmuştur.
  • Yayın
    Bireylerin Covid-19’a dair tükenmişliklerinin algıladıkları Covid-19 riski, dünyaya ilişkin varsayımları ve ebeveyn biçimleri ile ilişkisi
    (Işık Üniversitesi, 2022-06-13) Erdem, Büşra; Ünver, Buket; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Mevcut çalışmanın temel amacı bireylerin Covid-19’a dair tükenmişlikleri ile algıladıkları Covid-19 riski, dünyaya ilişkin varsayımları (DİV) ve algılanan ebeveynlik biçimlerinin ilişkisinin incelenmesidir. Aynı zamanda, Covid-19 tükenmişliği üzerinde sosyodemografik değişkenler ve Covid-19’a dair değişkenlerin farklılaşmasının incelenmesi de araştırmanın diğer amacını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda gerçekleştirilen çalışmanın örneklem grubunu 18-65 yaş aralığında yer alan 368 birey oluşturmaktadır. Çalışmanın veri toplama araçları katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Koronavirüs Tükenmişlik Ölçeği (COVID-19-BS), Algılanan Covid-19 Risk Ölçeği (CPRS), Dünyaya İlişkin Varsayımlar Ölçeği (DİVÖ) ve Young Ebeveynlik Ölçeği (YEBÖ) şeklinde sunulmuştur. Çalışmanın hipotezlerini test etmek amacı ile Covid-19 tükenmişlik düzeyinin sosyodemografik özelliklere ve Covid-19 değişkenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını görebilmek için t-test ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Ardından Covid-19 tükenmişlik düzeyinin; algılanan Covid-19 riski, dünyaya ilişkin varsayımlar ve algılanan ebeveynlik biçimleri ile ilişkisi Pearson korelasyon analizleri ile incelenmiştir. Son olarak sosyodemografik değişkenler, Covid-19 ile ilişkili değişkenler, algılanan Covid-19 riski, dünyaya ilişkin varsayımlar ve algılanan ebeveynlik biçimleri hiyerarşik regresyon analizine dahil edilmiştir. Yapılan istatistiksel analizlerin sonucunda sosyodemografik değişkenlerden kadın olmanın, çocuk sahibi olmamanın, düşük eğitim düzeyinin ve ekonomik durumu orta -alt ve orta-üste göre düşük ya da yüksek olanların, anne babası ile birlikte yaşayanların Covid-19 tükenmişlik düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Öte yandan Covid-19’a dair değişkenlerden pozitif tanı alanların, fiziksel/sosyal izolasyon yaşayanların, iş yerinde ve pandemi öncesine göre daha yoğun çalışanların, Covid-19 nedeniyle yakın kaybı yaşayanların ve yakın/yakınları risk grubunda olanların Covid-19 tükenmişliklerinin daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Ayrıca yapılan korelasyon analizleri incelendiğinde: Covid-19 tükenmişliği ile yaş arasında negatif yönde; algılanan Covid-19 riski ve bilişsel/duygusal alt boyutları ile pozitif yönde; DİV’in iyilik, adalet, şans ve kendilik değeri alt boyutları ve toplam DİV puanı ile negatif yönde; algılanan anne ebeveynlik biçimi ile pozitif yönde; algılanan baba ebeveynlik biçiminin ise küçümseyici/kusur bulucu, duygusal bakımdan yoksun bırakıcı, sömürücü/istismar edici ve kötümser/endişeli alt boyutları ile pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Son olarak hiyerarşik regresyon analizine dahil edilen tüm değişkenlerin toplam varyansın %40.8’ini anlamlı olarak [F= 8.690, p<.001] açıkladığı görülmüştür. Mevcut bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmış, çalışmanın sınırlılıklarına ve gelecek çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.
  • Yayın
    Çekingen kişilik inançları ve çocukluk çağında deneyimlenen duygusal ihmal arasındaki ilişkide yetişkin kaygılı ve kaçıngan bağlanma türlerinin aracı rolü
    (Işık Üniversitesi, 2023-01-24) Aksoy, Yağmur; Savaş, Esra; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Çocukluk çağında deneyimlenen ihmal ve istismar, nesilden nesle aktarılabilir ve ilerleyen dönemlerde farklı psikolojik problemlerin gelişimine zemin hazırlayabilir. Ancak literatür incelendiğinde, istismar ve ihmalin özellikle duygusal türünün incelendiği araştırmaların yetersiz olduğu gözlenmiştir. Araştırmanın amacı, çocukluk çağındaki duygusal ihmal yaşantısı ve çekingen kişilik inançları arasındaki ilişkide, yetişkin kaygılı ve kaçıngan bağlanma türlerinin aracı rolünü incelemektedir. Yaşları 18-65 yaş arasında değişen 393 katılımcı (O = 33.24, SS = 11.72) araştırmaya katılım sağlamıştır. Veriler, Kişilik İnançları Ölçeği (KİÖ), Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ-33) ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II) aracılığı ile çevrimiçi olarak toplanmıştır. Analiz sonuçları, duygusal ihmal ve istismar, fiziksel ihmal ve aşırı koruma-kontrol ile çekingen kişilik inançları ve yetişkin güvensiz bağlanma stilleri arasında anlamlı ve pozitif yönlü korelasyon bulunduğunu göstermektedir. Fiziksel ve cinsel istismar ile negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamsız ilişkiler saptanmıştır. Çoklu regresyon sonuçları, çocukluk çağı olumsuz yaşantılarından duygusal istismar ve ebeveynin aşırı koruma-kontrol davranışının çekingen kişilik inançları üzerinde pozitif yönde yordayıcı etkisi bulunduğunu göstermektedir. Benzer şekilde, güvensiz bağlanma stillerinin her ikisinin de çekingen kişilik inançları üzerinde yordayıcılık etkisine sahip olduğu bulgulamıştır. Diğer alt boyutlarla karşılaştırıldığında, özellikle duygusal istismarın ve kaygılı bağlanma stilinin etkilerinin ön planda olduğu belirlenmiştir. Kaygılı bağlanma ve duygusal istismar arasında stepwise metodu kullanılarak yapılan regresyon analizi, romantik ilişkilerdeki kaygılı bağlanmanın çekingen kişilik inançları üzerinde çocukluk çağında duygusal olarak ihmal edilmeye kıyasla, daha etkili olduğunu göstermektedir. Paralel aracılık modeli sonuçları, erken dönemde maruz kalınan duygusal ihmalin, çekingen kişilik inançları üzerindeki yordayıcılık etkisinin erişkinlik dönemi kaygılı bağlanma stili üzerinden sağlandığını göstermektedir. Çoklu regresyon analizi sonucunda, duygusal ihmalin çekingen kişilik inançlarını üzerinde yordayıcılık etkisinin olmadığı saptanmıştır. Bu nedenle çocukluk çağı ruhsal yaşantıları ile alternatif bir model kurulmuştur. Alternatif model de özellikle kaygılı bağlanma üzerinden giden ilişkilerin anlamlı olduğunu saptamıştır. Araştırmanın bulguları, mevcut literatür ışığında tartışılmış ve gelecek araştırmalara, klinisyenlere ve ailelere önerilerde bulunulmuştur.
  • Yayın
    Eşten algılanan sosyal destek, çift uyumu ve iş aile çatışmasının kadınların depresyonunu yordayıcı etkisi: nicel ve nitel inceleme
    (Işık Üniversitesi, 2022-06-15) Güzel, Sinem; Akçinar, Berna; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu araştırmada, Covid-19 döneminde, eşten algılanan sosyal desteğin, çift uyumunun ve iş aile çatışmasının kadınların depresyonu üzerindeki yordayıcı rolü nicel ve nitel araştırma yöntemleri ile incelenmiştir. 2-8 yaş aralığında çocuğa sahip ve partneri olan 265 anne ile anket çalışması yapılmış, 20 anne ile derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiştir. Nicel çalışmada katılımcılara, Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Çift Uyum Ölçeği, İş Aile Çatışması Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri?nin depresyon alt boyutu uygulanmıştır. Nitel çalışmada, yapılandırılmış soru formu kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, eşten algılanan sosyal destek kadınların depresyonunu negatif yönde; çift uyumu kadınların depresyonunu negatif yönde; iş aile çatışması kadınların depresyonunu pozitif yönde yordamaktadır. Çift uyumunun alt boyutlarından olan çift doyumunun iş aile çatışması ve depresyon arasındaki ilişkide koruyucu bir role sahip olduğu görülmüştür. Çift doyumu yüksek olan kadınlar yüksek düzeyde iş aile çatışmasına sahip olsalar dahi düşük düzeyde depresyon puanı almaktadırlar. Nitel analizler sonucunda, çalıştıkları için eşlerinden destek aldığını bildiren annelerin ilişki tanımlarında olumlu ifadeler söylediği tespit edilmiştir. Covid-19 pandemisi, anneleri en çok maddi, manevi, eğitim ve çocuk konularında etkilenmiştir.
  • Yayın
    Sağlıklı kişilerde Zihin Kuramı (ZK) becerilerini yordayan klinik altı psikotik ve psikopatik belirtilerin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2023-01-23) Atakan, Begüm; Yıldırım, Elif; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Başkalarının düşünce ve duygularını çıkarsama ve anlamlandırma yeteneği olarak tanımlanan Zihin Kuramı (ZK) becerileri, kişilerin sosyal yaşamları için oldukça önemli bir özelliktir. ZK becerilerinin, sağlıklı yetişkinlerde görülen klinik altı psikoz ve klinik altı psikopati belirtilerinin varlığında ne şekilde etkilendiğine ilişkin çelişkili bulgular mevcuttur. Bu hususta, bulgulardaki karışıklığın giderilmesi için bu belirtilerin ZK becerileriyle ilişkisinin araştırıldığı çalışmalar yapılması önemlidir. Mevcut araştırmanın amacı, ZK becerilerini yordaması beklenilen klinik altı psikoz ve psikopati belirtilerinin incelenmesi ve birlikte görülen klinik altı psikoz ve psikopati belirtilerinin etkileşiminin ZK üzerindeki etkisinin test edilmesidir. Yaşları 18-60 yaş aralığında olan 184 sağlıklı yetişkin (124 kadın 60 erkek) ile yürütülmüş olan çalışmada veriler, Demografik Bilgi Formu, Gözlerden Zihin Okuma Testi (GZOT), Toplumda Psişik Yaşantıları Değerlendirme Ölçeği (TPYÖ) ve Levenson Öz Bildirim Psikopati Ölçeği (LSRP) kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre klinik altı psikoz ve birincil psikopati belirtilerinin ZK becerilerini negatif yönde yordadığı görülürken; klinik altı psikoz ve birincil psikopati belirtilerinin etkileşiminin ZK becerileri üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak, kadınların ZK becerilerinin erkeklere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Klinik altı psikoz belirtilerinin ZK becerilerini negatif yönde yordadığını gösteren sonuçlar, psikoz belirtileri olan kişilerde, ZK ile ilişkili beyin bölgelerinde görülen değişikliklerin ZK bozulmalarında bir etkisi olabileceğini düşündürmüştür. Birincil psikopati belirtilerinin ZK becerilerini negatif yönde yordadığını gösteren sonuçların ise psikopatik kişilerin duygu ve empati ile ilgili olan amigdala ve anterior insulanın da dahil olduğu beyin bölgelerindeki aktivasyon azalmasıyla ilişkili olabileceği varsayılmıştır. ZK’nı ölçmek üzere kullanılmış olan farklı ölçüm araçları ve bu araçların özelliklerinin klinik altı psikoz ve birincil psikopati etkileşiminin ZK üzerinde herhangi bir etkisinin bulunmamasıyla ilişkili olabileceği düşünülmektedir.