Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 5 / 5
  • Yayın
    Yeraltı sanatının kurumsallaşması
    (Işık Üniversitesi, 2022-06-13) Ergen, İpek; Kara Sarıoğlu, Didem; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sanat Bilimi Doktora Programı
    Yeraltı kültürünün kimi iletişim ve ifade biçimleri; kısıtlı bir gruba yönelik ve çoğu zaman yasa dışı ilerleyen uygulamalardan, geniş bir izleyici kitlesine sahip, kabul edilmiş sanatsal pratiklere evrilmişlerdir. Galeri ve müze gibi kurumlar bir zamanlar dışlanan ve hatta suç unsuru olarak kabul edilen bu sanat türlerine programlarında yer vermeye başlamıştır. Böylelikle yeraltı sanatı terimi altında toplanan bu alternatif sanat pratiklerinin kurumsallaşma ile artan görünürlüğü, ardından akademik kabul, popülerleşme ve ticarileşme gibi adımları getirmiştir. Yeraltı sanatının kurumsallaşma aşamaları bu tezde ilk olarak graffiti ve sokak sanatı hareketlerinin sanat galerilerine geçiş süreci açısından ele alınmıştır. Günümüzde sokak sanatı kavramının bir çağdaş sanat akımı, pek çok yapıtın adı altında incelendiği bir tür olarak literatüre geçmesi sonucunda bu kavram dönüşüm geçirmiş ve sokak sanatı atölye ortamında üretilen, galerilerde, müzelerde, müzayedelerde sergilenen çalışmaları da kapsayacak şekilde genişlemiştir. Bu durum, yeraltı sanatının yaşadığı kurumsallaşma ardından gelen dönüşümü ortaya koyan en net örnek olarak paylaşılmıştır. Ardından Amerikan yeraltı kültürünün, sokak sanatı, çizgi roman gibi ifade biçimlerinden ilhamla hareket eden lowbrow sanat akımı üzerinden kurumsallaşma aşamaları ele alınmış; yaşanan dönüşüm bu hareketin temsilcisi olan galerilerin zaman içerisinde yaşadıkları gelişim şeması üzerinden irdelenmiştir. Son olarak Japonya'da iletişim, ifade ve hareketlerini kapalı gruplar ve daha önceki yeraltı kültürü örneklerinde görülen yöntemler üzerinden ilerleten bir altkültür olan otaku kültürü ve bu kültüre ait öğelerin yüksek sanat, popüler kültür ve tasarım ile buluşmasını sağlayan superflat akımı örnekleri incelenmiştir. Örnekler üzerinden kurumsallaşmanın aşamaları araştırılırken, bağlamından koparılan yapıtın bu süreç ve sonrasında yaşadığı dönüşümün yapıtın kendisi, çevresi ve izlerkitlesi açısından ortaya koyulması amaçlanmıştır.
  • Yayın
    Türk resim sanatındaki ekspresyonist yaklaşımların nedenselliği
    (Işık Üniversitesi, 2024-02-15) Konukcu, İrem; Kara Sarıoğlu, Didem; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sanat Bilimi Doktora Programı
    Türk resim sanatında ilk olarak 20. Yüzyıl başlarında batıdan alınan biçimsel etkiler doğrultusunda ortaya çıkan ve ardından da kendi sosyo-kültürel dinamikleri içinde şekillenerek gelişim gösteren ekspresyonist yaklaşımlar, Alman ekspresyonizminin birebir benzeri olmamış, zamansal ve kökensel olarak farklı bir kültürel sürecin ve bakışın izlerini taşımıştır. Bir sanat yapıtının ait olduğu toplumun kültürel yapısı ile kaçınılmaz bir bağı olduğundan, Türk resmindeki ekspresyonist yaklaşımlar da kendi lehçesinde ve sanatsal ikliminde biçim kazanmıştır. Bu durum ekspresyonizmin doğasındaki iç gerçeklikle örtüşmüştür. Bununla birlikte, Türk sanatçısının ortaya koyduğu ekspresyonist eğilimler, batıdaki örneklerinin aksine düşünsel ve toplumsal bir birikimin, bir geleneğin kırılmasıyla ortaya çıkmamış, sanatta ve toplumda bir devrim yaratmayı amaçlamamıştır. Almanya’da 20. Yüzyıl başında patlama noktasına ulaşan duygusal ve toplumsal reaksiyonlar, Türk sanatçısının daha geç bir dönemde yüzleşeceği farklı dinamiklerle doyum noktasına ulaşmış ve kendisini dışa vurmuştur. Bu durum ekspresyonizm olgusunun her iki kültürde aynı paralellikte incelenemeyeceğini ortaya koymuştur. İlgili görüşü referans alan ve konu başlıkları içerisinde bunu doğrulayan saptamalarda bulunan tez çalışması, Türk ressamlarını ekspreyonizme yönlendiren etkenler bağlamında bir gruplandırma yapmak ve Türk resmindeki dışavurumculuk olgusuna bu tespitler ışığında bakmayı öngörmüştür. Böylesi bir gruplandırma, dışavurumcu yönelimin ardındaki itkisel gücü ortaya koymak ve onu ayrıştırmak bağlamında gerekli görülmüştür. Ressamların yapıtları, yaşamları ve dönemin toplumsal koşulları dikkate alınarak yapılan analizler sonucunda, Türk resminde ekspresyonist üslup özellikleri gösteren ressamların dört ana grup altında sınıflandırılarak incelenebileceği tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise; tez içinde ele alınan gruplandırmalar, dönemin toplumsal dinamikleri odağında çözümlenerek, ilgili sanatçılarda ekspresyonist açılıma yön veren veya bunu kısıtlayan olgular, dönemin değişen kültürel ve sosyoekonomik yapısı ışığında çözümlendirilmiştir.
  • Yayın
    Soyut imge ve yapısalcılık ikilemi “Arı” soyut sanat miti
    (Işık Ünivresitesi, 2023-01-28) Taymaz, Damla; Şahiner, Rıfat; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sanat Bilimi Doktora Programı
    Sanat tarihinde arı soyut sanat, yaygın olarak doğanın biçimsel indirgemesi olarak değerlendirilir. Biçimci görüşler olarak tanımlanan bu yaygın yaklaşımlara göre arı soyut sanat; geometrik biçimselliğe sahip, modern insanın pozitivist ve materyalist görüşler ile şekillendirdiği, Aydınlanmacı zihinlerin doğal biçimlere uyguladığı mantıksal indirgemedir. Bu tarihsel sınıflandırmalara göre soyut sanatta estetik imge; Paul Cézanne, Georges Seurat ve Pablo Picasso’nun yolundan ilerleyerek anlatıdan, içerikten ve tanımlanabilir biçimlerden uzaklaşır. Biçimci görüşlere karşılık arı soyut sanatı kavramsal yönlerine odaklanarak inceleyen çalışmalara göre ise; soyut sanat metafizik evrenin sanatçı tarafından yorumlanmasıdır ve içeriksiz olmanın aksine metafizik bağlamda geliştirilmiş teorilere dayanan anlatılara sahiptir. Bu kümülatif anlatılar topluluğu, soyut sanatın dili veya teorisi olarak değerlendirilir. Yapısalcılık ile soyut sanat arasındaki ikilem ise ancak biçimci görüşler doğrultusunda, soyut sanat içeriksiz olarak kabul edildiğinde, tarihsellikten bağımsız ve yalnızca plastik unsurlara dayalı bir analizle incelendiğinde açığa çıkar. Bu ikilem, tez kapsamında Rosalind Krauss’un sessizlik terimiyle kavramsallaştırılmıştır. Sessizliği veya yapısalcılık ile ikilemi yaratan neden biçimci yaklaşımların teoriyi bir tarafa bırakması ve bu sayede toplumsal alanda soyut sanat mitinin yaratılması olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda, soyut sanatın dil sorunsalını veya yapısalcılık ile ikilemini çözümleyebilmek amacıyla soyut sanat miti, tarihsel bir okumayla irdelenmiştir. Mitin okunması için ise; soyut sanatın metafizik kökenleri derinlemesine incelenerek sanatçıların ve eleştirmenlerin görüşleri karşılaştırılmıştır. Sanatın ve mitin, yapısalcı görüşler çerçevesinde tanımlanması ve analiz yöntemlerinin sorgulanması aracılığıyla derlenen kuramsal literatürün yanında, soyut sanatın metafizik ilişkilerinin derlenmesi ile yürütülen araştırma sayesinde bu tez, arı soyut sanat mitini ve metafizik/materyalist ikilemleri irdeleyerek, arı soyut sanatın dilini çözümlemeye çalışmıştır.
  • Yayın
    İnsan ve makinede sanat içgüdüsü
    (Işık Üniversitesi, 2023-09-26) Yücel, Ece; Kara Sarıoğlu, Didem; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sanat Bilimi Doktora Programı
    Yapay zeka alanındaki özellikle son on yıla ait atılımlar sayesinde makine zekası ve yetisi insan becerilerine ortak ve hatta rakip haline gelmiştir. Bir çok endüstriyel alanda otonom sistemler insan iş gücünün yerini almaya başlamıştır. Günlük hayatında neredeyse her alanına müdahil olan yapay zeka her geçen gün daha da insanileşmekte ve insanın ötesine geçme olasılığı bilim insanları ve disiplinin uzmanları tarafından dile getirilmektedir. Bu durumun bir sonucu olarak insanlar için makinelerin yerlerini alması ihtimali ciddi bir endişe haline gelmiştir. Makineler sadece insan iş gücüne ve emeğine talip olmanın dışında son dönemde artan bir ivmeyle de sanat dünyasında etkin ancak tartışmalı bir aktör konumuna oturmuştur. Böylece uzun süre makinenin müdahalesinden muaf görülen sanat da zanaatkar ve yaratıcı yapay sistemlerle karşı karşıya kalmıştır. Günümüzde makineler şiir, resim, heykel, müzik, senaryo yazarlığı alanlarında hatta küratörlükte başarılı bir varlık göstermekte üstüne iddialı söylemlerde bulunmaktadır. Güncel dönemde üretilen literatürleri ve tartışmaların içeriğini oluşturan yapay zekâ ve sanat üzerine belirtilen olumlu ya da olumsuz yorumları ve argümanları genel olarak incelediğimizde makinenin sanata müdahil oluşu ve sanat yapabilirliği sorgulanmaktadır. Oysa makinenin sanatla buluşması günümüze ait yeni bir oluşum değildir. Endüstri devrimi ile başlayan süreçte farklı sanat akımları ve sanatçılar tarafından gelişen teknoloji sanata dahil edilmiştir. Bu çalışmada makine zekasının sanat yapma imkanı tartışılırken bu sorunsalın yeni bir sorgulamaya evrilmesi gerekliliği vurgulanmıştır. Makine ve insan arasında evrimsel, zihinsel ve bedensel paralelliklere analojik bir yaklaşım geliştirilmiştir. Böylece metindeki yeni sual makinenin sanat üretme niyeti ve ihtiyacı dolayısıyla sanat güdüsü olup olmayacağı tartışması olarak yeniden betimlenecektir. Makinenin insana benzeme yahut insansılaşma sürecinde hümanistik psikolojinin pozitif bakış açısı baz alınarak yeni Maslow İhtiyaçlar Hiyerarşisi modellemesi sunulacaktır.
  • Yayın
    20.yy sonrası Avrupa-Amerika ve Türkiye’de yönetmen odaklı avangart tiyatronun postdramatik örnekler üzerinden değerlendirilmesi
    (2022-04-01) Çetin, Yasin; Karabulut, Tufan; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sanat Bilimi Doktora Programı
    Tiyatro, ritüelistik kökeninden günümüze kadar birçok değişim ve dönüşüm geçirmiştir. Tiyatro tarihine panoramik bir perspektiften bakıldığında bu değişimler gözlemlenmektedir. Bu panoramada 20. yüzyılın ise tiyatro tarihi için çok hareketli bir asır olduğu gözlemlenmektedir. 20. yüzyılın tamamı tiyatro perspektifinden incelendiğinde, kökeninden 20. yüzyıla kadar olan dönüşümlerden daha fazla hareketliliğin yaşandığı bir dönem ortaya çıkmaktadır. Tiyatroda 20. Yüzyılın sonlarına kadar dramatik yapı üzerinden tartışmalar gerçekleşirken 21. yüzyıla doğru geçişte postdramatik tiyatro tartışılmaya başlandığı gözlemlenmektedir. Tiyatro, tarihsel serüveninde kökeninden 21. yüzyıla kadar Aristoteles’in Poetika’da çerçevesini çizdiği dramatik yapıyı öz olarak belirlemiş, biçim anlamında da zaman içerisinde yenilik ve deneme amacıyla dönüşümlere uğramış olduğu tespiti yapılmaktadır. 21. yüzyıl, tiyatro perspektifinden “postdramatik tiyatro” kavramının konuşulmasıyla başlayan bir asır olma özelliği taşımaktadır. Dolayısıyla postdramatik kavramının en büyük ayak izlerinin 20. yüzyıl tiyatrosunun içerisinde olduğu varsayılmaktadır. 20. yüzyıl, tiyatro açısından özellikle yönetmenlik kavramının ortaya çıkışıyla tiyatronun daha bir disipline, düzenli bir yapıya kavuştuğu, sahne, kostüm, oyunculuk, reji anlamında tiyatronun neredeyse tüm bileşenleri ile ilgili denemelerin yapıldığı bir asır olma özelliği taşımaktadır. Tiyatro üzerinde önce yönetmenlik kavramının keşfedildiği, sonrasında tarihsel avangartlar ve avangart yönetmen girişimleriyle tiyatronun seyir biçiminden, oyunculuk biçimine kadar sorgulandığı, yeniden yapılandırılmaya çalışıldığı bir asır olmuştur. Bu zaman diliminde ilk yönetmen Saxe Meiningen Dükü II. George, Rusya’da Stanislavski, Meyerhold, Vakhtangov, Tairov, Avrupa’da Richard Wagner, Otto Brahm, Adolphe Appia, Edward Gordon-Craig, Max Reinhardart, Erwin Piscator, Bertold Brecht, Antonin Artaud, Andre Antoine, Jeryz Grotowski, Ariane Mnouchkine, Peter Brook, Thomas Ostermeier, Eugenio Barba, Pina Bausch, Amerika’da Robert Wilson, Augusto Boal, Richard Schechner, The Living Theatre, Bread and Puppet Theatre, Çevresel tiyatro örnekleri, Türkiye’de ise Bilsak, TAL, Oyuncu Stüdyosu ve Ferhan Şensoy gibi tiyatro oyuncuları, yönetmenleri, grupları yeni denemeler yapmışlardır. Tüm bu denemeler, yeni girişimlerin oluşturduğu izlek takip edildiğinde en son postdramatik kavramının konuşulmasıyla 21. yüzyılın başladığı gözlemlenmektedir. Güncel tiyatro sahnelemelerinde 20. yüzyılda yaşamış tiyatro insanlarının tiyatroya kattığı yenilikleri, unsurları görmek mümkündür. Çünkü o dönemde bu yönetmen ve oyuncuların birbirlerini etkilediği, daha sonrasında ise ardıllarını etkileyerek yaptıkları denemelerin uzun yıllar etkisini sürdürdüğü tespit edilmektedir. Tam da bu noktada unsurların ve kavramların iç içe geçtiği dönemde ise postdramatik kavramının konuşulduğu, tartışıldığı gözlemlenmektedir.