Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 10 / 12
  • Yayın
    Auteur teori bağlamında Reha Erdem sineması
    (Işık Üniversitesi, 2023-04-11) Aydın, Doğukan; Şeylan, Seher; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı
    Fransız film endüstrilerinin gelişimleri ile birlikte günümüze kadar uzanan sinema, Yeni Dalga Fransız sinemasının da doğmasına neden olmaktadır. Yeni Dalga Fransız sineması içinden bir teori olarak ortaya çıkan Auteur teori ile de sinema düşünmeye ve toplumdan bireye doğru uzandığı da görülmektedir. Başta Bazin olmak üzere Truffaut, Godard ve Resnais gibi sinemacılar toplum karşısında öteki kalan bireye değinirlerken düşündüren, sorgulatan bir sinema dilini oluşturmaktalardır. Dolayasıyla Auteur teori ile Fransa da yeniden doğan sinema, bu yenilikçi anlayış ile de Auteur sinema ve yönetmenlerini ortaya çıkarmaktadır. Dünya da gelişimine devam eden Auteur sinema Türkiye de Yeni Dönem Türkiye sinemasının oluşturmaktadır. Reha Erdem, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Yeşim Ustaoğlu, Semih Kaplanoğlu ve Derviş Zaim, Yeni Dönem Türkiye sinemasının Auteur yönetmenlerinden bazılarıdır. Yönetmenlerin filmlerine bakıldığında Reha Erdem’in ilk uzun metrajlı filmi olan A Ay, zaman ve mekan kavramlarının film hikayesinin bütününü temsil ettiğini görürüz. Kaç Para Kaç filminde yönetmen bu kez imge üzerinden filmin hikayesini oluşturur. Korkuyorum Anne filminde ana hikaye kısmını kimlik kavramı üzerinde oluşur. Beş Vakit filmde ise hikaye zaman ve mekan kavramları ile yol alır. Yönetmenin Hayat Var filminde de ana hikaye kısmını aidiyet kavramının oluşturduğu görülmektedir. Yönetmenin Kosmos filminde ise hikaye zaman ve mekan kavramları sağlanmaktadır. Jin filminde de ana hikaye aidiyet kavramı ile sağlanır. Koca Dünya filminin ana hikayesi ise zaman ve mekan kavramları oluşturmaktadır. Yönetmenin son uzun metrajlı yapımı olan Seni Buldum Ya filminde ise ana kavramı kimlik oluşturmaktadır. Öte yandan Nuri Bilge Ceylan’ın taşra üçlemesi, Zeki Demirkubuz’un karanlık üzerine öyküler üçlemesi, Semih Kaplanoğlu’un Yusuf üçlemesi, Derviş Zaim’in geleneksel Türk el sanatları üçlemesi ve Yeşim Ustaoğlu’nun filmleri ile yönetmenlerin sinema dillerini, daha çok bireysel konular ve zaman, mekan, kimlik, imge, aidiyet unsurları oluşturur. Buradan yola çıkarak çalışmada yapısal çözümleme yöntemi ile Reha Erdem’in yönetmenliğini yaptığı filmlerde ki zaman, mekan, kimlik, imge ve aidiyet unsurları incelenecektir.
  • Yayın
    Son dönem Türk televizyon dizilerinde anlatı yorgunluğu
    (Işık Üniversitesi, 2022-04-28) Demircan, Mustafa Sercan; Yılmaz, Burak; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı
    Son dönem yerli televizyon dizileri pek çok açıdan incelenirken, görece geride kalan analiz alanlarından birinin anlatı alanında olduğunu görmekteyiz. Dizilere bu açıdan baktığımızda, aynı anlatı öğelerinin sıklıkla kullanıldığı, tekrar eden unsurların bolca bulunduğunu görmekteyiz. Bu durumun çalışmada açıklayacağımız anlatı yorgunluğu kavramına neden olduğunu iddia edebilmekteyiz. Bu çalışmada, son dönem yerli televizyon dizilerinde bolca kullanılan anlatı öğelerinin yapısalcı analiz yönteminden yararlanılarak belirlenmesi ve anlatı yorgunluğuna sebep olan bu anlatı öğelerinin sıklıkla tekrarlandığının örneklem olarak seçilen diziler üzerinden gösterilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın önemi son dönemde yerli dizilerimizde sıklıkla aynı anlatı öğelerinin kullanıldığını son yedi yılda en çok reyting alan diziler üzerinden göstererek, bu konuda bir farkındalık oluşturmak ve bu konuyu literatüre kazandırmaktır.
  • Yayın
    Yeni Türkiye Sinemasında “Sınıf Mücadelesi”
    (Işık Üniversitesi, 2023-04-11) Yaşayancan, Çağrı; Şeylan, Seher; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı
    Sinema, doğduğu ilk günden itibaren tüm sanat dallarını içinde barından ve toplumsal olaylardan beslenen bir sanat dalı ve kitlesel iletişim aracı olmuştur. Sinemanın doğuşunu başlatan ilk gösterim, Lumiere kardeşlerin çekmiş olduğu günlük hayattan kesitleri anlatan görüntülerdi ve bu gösterim 28 Aralık 1895 yılında Paris’te bir kafede yapılmıştır. Birçok akım ve teoremden beslenen yönetmenler, insanlık tarihinin en büyük sorunların birisi olan sınıf mücadelesine de eserlerinde yer vermiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan toplumsal yıkımlar yönetmenleri toplumların yaşadığı güncel sorunları ele almaya itmiştir. Sergei Mikhailovich Eisenstein, Fritz Lang gibi yönetmenler sınıf mücadelesini ele alan eserlerin ilk örneklerini vererek farklı anlatım tarzlarıyla onlardan sonra gelen kuşaklara öncülük etmişlerdir. Günümüzde ise Bong Joon-Ho ve Galler Gaztelu Urrutia sınıf mücadelesine değinen yönetmenler arasında yer almaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrası tüm dünya ülkeleri gibi toparlanma sürecine giren Türkiye, 1960 yılına kadar sinemada pek varlık gösterememiştir. Darbe sonrası değişen hayatla birlikte toplumsal konulara yönelen yönetmenler, sınıf mücadelesini ele alan filmler çekmişlerdir. 1964 yılında Ertem Göreç’in çekmiş olduğu “Karanlıkta Uyuyanlar” adlı film Türkiye Sineması’nda sınıf mücadelesine değinen ilk filmlerden bir tanesi olmuştur. 1980’lerde ise Türkiye yeniden büyük bir darbe ile karşılaşmış ve çok yıpratıcı bir süreç başlamıştır. 1990’larda Eurimages’in Yeni Dönem Türkiye Sineması’na desteği ile Türkiye’de sinema yeniden canlanmış, Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim ve Zeki Demirkubuz gibi yönetmenler bağımsız sanat filmlerine yönelmişlerdir. Toplumsal eleştiri, cinsiyet ve kültürel kimlik gibi temalar Türk filmlerinde daha belirgin hale gelmeye başlamıştır. Buradan da yola çıkarak Marksist Kuram bağlamında Emin Alper, Tolga Karaçelik ve Seren Yüce’nin filmlerinde sınıf mücadelesinin nasıl ele alındığı incelenecektir.
  • Yayın
    Mit-kahramanlık olguları, dönüşümleri ve bu olguların Hirokazu Kore-eda sinemasındaki yansımaları
    (Işık Ünivresitesi, 2022-10-31) Kavut, Kenan; Eroğlu, Onur; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı
    İnsanın uzun çağlar boyunca kurduğu düşsel hikayelerin tahtını, masalların, mitlerin kahramanlarını hep soylular, yarı tanrı krallar, prensler işgal etmiştir. İnsanın ortak hikayelerinin ilk kahramanları; Yunan Tragedyaların baş karakterleri, Acem Kralları, Babil’in zorba liderleri gibi tanrının gücüne yakın görüldükleri için kahraman olmaya layık görülmüşlerdir. Diğer bir güçlü olasılık da insanın kendinde eksik gördüğü ve kendisinde olmasını arzu ettiği nitelikleri, yerinde gözü olan bu soylu kişiler üzerinden vücuda getirmeleridir. Uzun çağlar boyunca kahramanlar sıradan insanların safına neredeyse hiç inmemiştir. Sinema bu olgunun değişip dönüştürülmesinde önemli bir rol oynamıştır. ‘Karakter’i normalleştirerek daha rahat anlaşılıp algılanmasına, dolayısıyla gerçeklikle bağının kurulmasına ön ayak olmuştur. Bu tezin amacı ‘kahraman’ ve ‘karakter ‘olgularını bir karşılaştırmaya tabi tutmak; mit söylencelerinin doğaüstü güçlere sahip, tanrı, yarı tanrı, fantastik, soylu kahramanları ile çağdaş Japon sinemasının önemli yönetmenlerinden karakterlerini normalleştirmeyi, sıradanlaştırmayı başarabilmiş Hirokazu Kore-eda filmlerinin karakterleri arasında bir karşılaştırma yapmaktır. Psikanalizim ve yapısalcılığın bu konudaki bulgularını da dayanarak yaparak birtakım olguların analizlerini ortaya koymak ve iddia edilen dönüşüm ve değişimin bulgularını ortaya koymak hedeflenmektedir. Bellek, doğuş, ölüm, yeniden doğuş, Erginlenme, Kahraman ya da karakterin dönüşümleri gibi bulgular, mit ve sinema, Kore-eda filmleri bağlamında analiz edilecektir.
  • Yayın
    Christopher Nolan sinemasında karmaşık anlatı: Seymour Chatman penceresinden bakış
    (Işık Üniversitesi, 2023-06-23) Çalıkkocaoğlu, Emir; Yılmaz, Burak; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı
    Bu çalışmada, 1980’li yılların sonunda teorisyenler tarafından ortaya atılan ‘karmaşık anlatı’ kavramının, ‘klasik anlatı’ analizleri de göz önünde bulundurularak, derinliklerine kadar araştırılacak. Günümüzde karmaşık anlatının evirildiği nokta, Christopher Nolan’ın filmleri eşliğinde yeni, modern bir ‘karmaşık anlatı’ kavramına kapıları nasıl açtığı araştırılacaktır. Bu yeni anlatı biçiminin ismi ‘reformist anlatı’ olarak belirlenmiştir. Çalışmada amaçlanan, günümüz sinemasındaki gelişmeleri, modern çağımızın ‘yenilikçi’ yönetmenlerinden Christopher Nolan ve onun filmlerinin analizleri üzerinden tespit ederek yeni bir anlatım dilinin oluşmuş olabileceğine belirli bir açıklık getirmektir. Sinemanın geleceğinde önümüze çıkabilecek yeni bir anlatımın başlangıcına bir kapı aralayabilmektir. İnceleme sırasında klasik anlatı bağlamında Aristoteles’in Poetika eserinden araştırmaların yanı sıra, karmaşık anlatı üzerinde Thomas Elsaesser, Seymour Chatman, Jason Mittell, Warren Buckland ve Joseph Cambpell gibi teorisyenlerin günümüze kadar uzanan çalışmaları araştırılmıştır ve yeni anlatım dilinin temelini oluşturmak amacıyla baz alınmıştır. Analizi yapılan filmlerin totali Christoper Nolan’ın ikinci uzun metraj filminden günümüze kadar uzanan filmlerini kapsamaktadır. Çizgi roman karakteri ‘Batman’ üzerinden yapmış olduğu üçleme; Batman Begins, The Dark Knight ve The Dark Knight Rises filmleri esinlenilmiş hikayeler olduğundan analizin dışında bırakılmıştır. İncelemede yer alan filmlerin totali şu şekildedir; Dunkirk, The Prestige (Prestij), Memento, Tenet, Inception ve Interstellar (Yıldızlararası). Analizlerde eklenen ve kullanılan kavramların başında Chatman’ın yapısalcı analizi gelmektedir. Onun analizlerinin izinde yeni kavramlar geliştirilmiş ve çalışmanın totalinde bir analiz formatına oturtulmuştur. Chatman’ın yapısalcı analizinden alınan maddeler ve çalışma aracılığıyla eklenen yeni maddelerin totali şu şekildedir; neden – sonuç, olay örgüsü, zaman – mekan, karakterler, olgular, varlıklar – uzam, anlatıcı – seyirci ve görsel koşullandırmadır. İnceleme sonucunda, amaçlar doğrultusunda Christopher Nolan anlatıları aracılığıyla ‘reformist anlatı’ teriminin yeni sinema dünyasında önemli bir rol oynayacağı kanısına varılmış ve bahsedilen anlatım biçimi üzerinde inceleme yapılması gerekilen noktalar detayla belirlenmiş, açığa kavuşturulmuştur.
  • Yayın
    Anton Çehov tarzı anlatının Nuri Bilge Ceylan sinemasındaki yansımaları: Kış Uykusu ve Ahlat Ağacı örneği
    (Işık Üniversitesi, 2023-10-17) Bayazıt Sancarbarlaz, Zeliha; Yılmaz, Burak; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı
    Anlatı kavramının incelenmesi Antik Yunan dönemine kadar dayanmaktadır. Anlatı kavramını inceleyen kuramcıların, Aristotales’in ‘‘Poetika’’ adlı çalışmasından faydalandığı gözlemlenmektedir. Modern anlatı kavramını inceleyen yapısalcı analistler de bu çalışmadan faydalanmıştır. Anlatı sanatı, insanlık tarihi boyunca şekil değiştirmiştir. Sözel anlatılar yazınsal anlatılara dönüşmüş, yazınsal anlatılar da tiyatro yoluyla görsel anlatılara dönüşmüştür. Antik Yunan döneminden günümüze kadar varlığını sürdüren ve ifade ediliş biçimini sürekli yenileyen tiyatro, Rus yönetmen Stanislavski ve Rus yazar Anton Çehov’la beraber modern haline bürünmüştür. Çehov’un yazdığı yazınsal anlatılar, tiyatroyla beraber görsel anlatılara dönüşmüştür. Anton Çehov, yaşadığı dönemin sosyolojik yapısından oldukça etkilenmiştir. Çehov, Rusya’nın sosyolojik yapısında oluşan değişimleri gerçekçi bir dille eserlerine yansıtmıştır. Realizm akımından etkilendiği gözlemlenen Çehov, yaşadığı toplumun çarpıcı gerçeklerini sade ve basit bir halde anlatmıştır. Özellikle taşra sıkışmışlığı ve değişen dünyaya ayak uyduramama konularına değinmiştir. Günümüz sinemasından yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın, Çehov ile benzer kaygılar barındırarak eserler verdiği gözlemlenmektedir. Ceylan filmleri incelendiğinde Çehov ile benzer konulara değindiği, benzer karakterler yarattığı görülmektedir. Özellikle taşra sıkışmışlığı ve değişen dünya temalarını iki sanatçıda eserlerinde sık sık kullanmıştır. Eserlerinin İfade ediliş şekilleri farklı da olsa eserleri içerik ve tarz olarak benzemektedir. İncelemeler, Seymour Chatman’ın “Öykü ve Söylem: Filmde ve Kurmacada Anlatı Yapısı” adlı çalışmasından faydalanılarak yapılmıştır. Chatman’ın anlatı diyagramından yararlanılarak; “Öykü ve Olay Örgüsü”, “Eylemler ve Zaman”, “Karakterler” başlıkları altında hem Anton Çehov eserleri hem de Nuri Bilge Ceylan filmleri incelenecek ve ortak noktaları tespit edilecektir.
  • Yayın
    Anlatı yapısı bağlamında Zeki Demirkubuz sineması: Masumiyet filmi örneği
    (Işık Üniversitesi, 2022-04-21) Bayazit, Serkan; Yılmaz, Burak; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı
    1990’lı yıllar ve sonrasında Türk sinemasında yaşanan değişim ve evrim ile birlikte Türk sinemasının bir dönüşüme girdiği, yeni bir üslup ve biçimin geliştiği görülmektedir. 1990 öncesi döneme ait kötü ve vasat koşullar, 1990’lı yılların değişim ve dönüşüm zeminini hazırlamış, bu dönüşüm bağımsız, modern ve çağdaş anlatıyı benimseyen yönetmenlerin keşfine destek sağlamıştır. Bu yönetmenlerden birisi olarak Çağdaş Türk Sineması’nda önemli bir yere sahip olan Zeki Demirkubuz ve onun sinema anlayışı, çağdaş anlatı ışığında ve anlatı yapısı bağlamında Masumiyet (1997) filmi literatür taraması yapılarak incelenmektedir. Bu bilimsel çalışmada, anlatı kavramı ve tarihsel devinimini, anlatı kuramı ve anlatı yapıları, öykü ve söylem’e dair temel öğeler baz alınarak Zeki Demirkubuz’un Masumiyet (1997) filmi detaylı bir şekilde öykü ve söylem, zaman, mekan ve karakterler bakımından incelenmektedir. Bununla birlikte yönetmenin biçemi, üslubu, filmlerindeki konu, tema ve karakterleri baz alınarak benzerlikler ve zıtlıklar tespit edilmektedir. Bu çalışmada auteur yönetmen yaklaşımının Türk sinemasındaki yansıması olan Demirkubuz sinemasının sergilediği üslup ve temsili anlatılmaktadır. Dolayısıyla konu, tema ve karakter motifleri bakımından incelendiğinde, Demirkubuz’un, filmlerinde oturmuş ve yer edinmiş bir tarzı olduğu da görülmektedir. Filmlerinde öykü zamanı, söylem zamanı ve karakterlerin bu zaman çerçevesindeki tutumları ve benzerlikleri de saptanılmıştır. Böylelikle anlatı yapısı bağlamında, yönetmenin filmlerinde kendine has bir üslup geliştirdiği, filmlerinin ortak bir yapı ve dil gibi unsurlar barındırdığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte modern hayat, metropol ve kent insanın sıkışmışlığı, anlatı yapısı bağlamında anlatılıp aktarılmıştır.
  • Yayın
    Sinemada müziğin manipülatif etkisi : Dunkirk (Christopher Nolan, 2017) örneği
    (Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024-08-26) Demircan, İlayda Sude; Şeylan, Seher; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Cinema and Television
    Sinema, seyirciyle etkileşim kurma amacı güden bir sanat dalı olarak, görsel ve işitsel unsurları bir arada kullanır. Bu unsurlar bir araya gelerek film deneyimini zenginleştirmektedir. Bu ögeler arasında müzik, izleyiciyi hikayeye çekme ve duygusal bağ kurma konusunda etkili bir araç olarak öne çıkmaktadır. Sinemanın başlangıcında, müzik öncelikle gürültüleri maskeleme amacıyla kullanılmış, ancak zamanla filmlerin atmosferini belirleme ve duygusal derinlik katma işlevlerini üstlenmiştir. Müzik, sinema tarihinde önemli bir rol oynamıştır ve sesli filmlerin ortaya çıkmasıyla birlikte kaydedilmiş müzik parçaları film soundtrack'lerinde yer almaya başlamıştır. Günümüzde film müziği, geçmişteki amaçlarının yanı sıra farklı hedefler için de kullanılmaktadır. Bu bağlamda, filmlerinde kullanılan müziklerle öne çıkan Christopher Nolan iyi bir örnek olmaktadır. Nolan, özellikle Hans Zimmer gibi başarılı bestecilerle iş birliği yaparak müziği sadece bir fon değil, aynı zamanda anlatının bir parçası haline getirmektedir. Örneğin, Inception (Christopher Nolan, 2010) filminde müzik, karakterlerin içsel çatışmalarını ve hikayenin karmaşıklığını vurgulayarak izleyici üzerinde derin bir duygusal etki bırakmaktadır. Aynı şekilde, Interstellar (Christopher Nolan, 2014) filminde müzik, uzayın büyüklüğünü ve anlatının epik ölçeğini vurgulamada etkili bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın konusu da olan, Nolan'ın yazıp yönettiği Dunkirk (2017) filminin müziği ve ses tasarım teknikleri, shepard tonu ve leitmotif gibi yöntemlerle zamanı manipüle ederken, farklı sahnelerde tonal ilişkileri kullanarak duygusal geçişler vurgulanmaktadır. Shepard tonu tekniği kullanılan müzik, seyircinin zaman algısını manipüle ederek filmi derinleştirmektedir. Shepard tonu dinleyicide belli başlı duyguları uyandıran bir ses illüzyonudur ve özellikle gerilim hissini iyi bir şekilde iletebilmektedir. Dunkirk (2017) filminin senaryosu yazılırken bu ses illüzyonundan etkilenilmiştir. Tıpkı shepard tonun üç katmandan oluşması gibi, senaryo da üç ayrı hikaye katmanına sahiptir. Hans Zimmer da film müziğini bestelerken bu katmanlar arasındaki zamansal ilişkileri güçlendirmek ve seyirciyi hikayenin içine çekmek için shepard tonu tekniğini ustaca kullanmıştır. Bu çalışma, Dunkirk (2017) filminde kullanılan müzik ve ses tasarımı tekniklerinin seyircinin zaman algısını nasıl manipüle ettiğini ve film müziğinin nasıl anlatısal bir unsura dönüştüğünü ele almaktadır. Çalışmanın amacı Dunkirk (2017) filminde kullanılan müzik ve ses tasarımının hikayeyi ne şekilde etkilediğini ve filmdeki diğer unsurlarla bir araya geldiğinde ne gibi anlamlar ifade ettiğinin, filmden sahnelerin ele alınarak doküman analizi yöntemiyle açıklanmasıdır. Bu bağlamda filmde kullanılan müziğin anlatının bir öğesi haline gelip gelemeyeceğinin ortaya çıkarılmasıdır. Çalışma boyunca; “Geçmişten günümüze sinemada müzik kullanımı nasıl olmuştur? Müzik bir anlatı öğesi midir? Shepard Tonu nedir? Leitmotif nedir? Ses Köprüsü nedir? Tüm bu öğeler Dunkirk (2017) filminde müzik nasıl bir etkiye sahiptir?” sorularına Dunkirk (2017) filmi üzerinden cevap aranacaktır.
  • Yayın
    Türkiye’de dijital platformlar ve TRT Tabii : kamu yayıncılığı ve dijitalleşme
    (Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024-08-26) Gül, Sena; Yılmaz, Burak; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Cinema and Television
    Son yıllarda Türkiye, dijital platformların yükselişiyle büyük bir dönüşüm geçirmektedir. İnternetin yaygınlaşması, hızlı teknolojik gelişmeler ve değişen tüketici alışkanlıkları, Türk medya sektörünü derinden etkileyerek dijital platformların ortaya çıkmasını ve gelişmesini hızlandırmıştır. İnternet erişiminin yaygınlaşmasıyla birlikte, Türk tüketicileri televizyon ve radyo gibi geleneksel medya kanallarının yanı sıra çevrimiçi içeriklere erişim imkanına kavuşmuştur. Bu dönemde, video paylaşım platformları ve çevrimiçi dizi izleme siteleri popülerlik kazanmaya başlamıştır. Türkiye'deki dijital platformlar arasında yerel yapımların ortaya çıkması bu dijital platformların gelişmesini hızlandırmıştır. Uygulama tabanlı video hizmetleri, yerel film ve dizi yapımcılarının dijital platformlarda içerik üretmeye başlamasıyla birlikte daha da hız kazanmıştır. Bu platformlar, Türk izleyicilere özgün ve yerel içerikler sunarak kendi izleyici kitlesini oluşturmaya başlamıştır. Türkiye'de dijital platformların gelişiminde uluslararası dijital platformların rolü büyük olmuştur. Netflix, Amazon Prime Video, Disney Plus gibi küresel dijital platformlar, Türk pazarında da etkinlik göstererek yerel rekabeti arttırdığı görülmektedir. Dijital platformların, Türkiye'de medya sektörünün içerik üretim dinamiklerini değiştirmeye devam edeceği öngörülmektedir. Dijital platformların yükselişi, Türk izleyicilerin medya tüketim alışkanlıklarını da etkilemektedir. İzleyiciler, istedikleri içeriğe her an erişebilme ve kişiselleştirilmiş deneyimler yaşama avantajlarından dolayı dijital platformlara yönelmeye başlamıştır. Türkiye'de dijital platformların ortaya çıkması ve gelişmesi, medya sektöründe köklü bir değişimi beraberinde getirmiştir. İnternetin gücüyle birleşen bu platformlar, izleyici kitlesini genişletirken aynı zamanda içerik üreticilerine yeni fırsatlar sunmuştur. Türk medya sektörünün, dijitalleşme sürecindeki bu dinamik değişimle beraber geleceğe hazırlanması beklenmektedir. Dijitalleşmeyle birlikte, dünya genelinde kamu yayıncılığı yapan dijital platformlar, kültürel etkileşim ve ulusal kimlik konularında benzersiz stratejiler geliştirmektedir. İngiltere, Avustralya, Japonya ve Fransa gibi ülkeler kamu yayıncılığını dijital platformlara taşıyarak yayıncılıklarını genişletmiştir. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT), dijitalleşme çağına uyum sağlayarak kendi dijital platformunu oluşturmuştur. TRT Tabii’nin, geleneksel medyanın yanı sıra dijital ortamda da izleyicilere ulaşmayı hedefleyerek Türkiye'deki dijitalleşme sürecine kamusal bir boyut katması beklenmektedir. Bundan yola çıkarak, bu çalışmada Türkiye’deki dijital platformlar ve bunların arasında TRT Tabii’nin konumunun analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca çalışmada, TRT Tabii dijital platformunun İngiltere, Avustralya, Japonya ve Fransa gibi ülkelerin kamu yayıncılığı yapan kuruluşlarının dijital platformları arasındaki konumunu literatür tarama yöntemiyle ortaya çıkarmayı amaçlanmaktadır.
  • Yayın
    Derrida’nın “konukseverlik” kavramı bağlamında Kim Ki-duk filmleri çözümlemesi
    (Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-06-30) Kutun, Güler Merve; Eroğlu, R. Onur; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Cinema and Television
    Bu çalışma, Güney Koreli auteur yönetmen Kim Ki-duk’un Time (Zaman, 2006), Samaritan Girl (Fedakâr Kız, 2004), 3-Iron (Boş Ev, 2004) ve The Net (Ağ, 2016) filmleri aracılığıyla, Jacques Derrida’nın “koşullu” ve “koşulsuz konukseverlik” kavramları ekseninde toplumsal eleştirinin nasıl inşa edildiğini incelemektedir. Çalışmada sinema, kültürel ve politik gelişmeleri yansıtan düşünsel bir alan olarak ele alınmaktadır. Kendi toplumu ve ülkesindeki sinema endüstrisi içinde zaman zaman dışlanan bir yönetmen olarak Kim Ki-duk’un; dışlanmış olanlara, sınır ihlallerine ve ötekileştirmeye odaklanan sineması, Derridacı konukseverlik düşüncesiyle incelemeye elverişli bir anlatı zemini sunar. Kendi toplumu ve ülkesindeki sinema endüstrisi içinde zaman zaman dışlanan bir yönetmen olarak Kim Ki-duk’un; dışlanmış bireylere, sınır ihlallerine ve ötekileştirmeye odaklanan sineması, Derridacı konukseverlik düşüncesiyle analiz edilmeye uygun bir anlatı zemini sunmaktadır. Çalışmada, Derrida’nın konukseverlik anlayışı temelinde; birey-toplum, ev sahibi-misafir, içerideki-dışarıdaki gibi karşıtlıklar üzerinden gelişen temsiller analiz edilmiştir. Konukseverliğin iç yüzüne ışık tutmak amacıyla; “öteki”, “yabancı” ve “misafir” figürleri üzerinden karakterlerin nasıl temsil edildiği; sınırların nasıl kurulduğu ve nasıl aşıldığı; konukluğun hangi koşullarda mümkün veya imkânsız hâle geldiği sorgulanmıştır. Bir sonraki aşamada yönetmenin konuk veya evsahibini etik temsil yönünden nasıl ele aldığı incelenmiştir. Zaman’da (2006) kıskançlık ve güvensizlik duygularıyla tetiklenen bedensel dönüşüm, bireyin sadece karşısındakine değil, kendine de yabancılaşmasıyla sonuçlanır. Fedakâr Kız (2004) arkadaşlar arasındaki gerilimli ilişki ve ailedeki ahlaki normların hükmettiği koşullu bir konukseverliğin resmini çizer. Boş Ev (2004), mahrem mekâna, yani eve dair sınırların ihlalini konu ederek koşulsuz konukseverliğe başka bir açıdan bakarken; Ağ (2016) politik sınırlarda karşılıklı (ya da tek taraflı) konukseverliğin imkânsızlığını tartışmaya açar. Bu bağlamda çalışma, Kim Ki-duk’un filmlerinde bireyden topluma uzanan temsiller aracılığıyla Derrida’nın “konukseverliğin ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz” önermesi üzerinde yeniden düşünmeye ve yönetmenin topluma yönelik eleştirel duruşunu kavramaya davet eder. Konukseverlik ve sinema ilişkisi üzerine dört filmlik bir seçkide gerçekleştirilen bu sınırlı analiz, alanda yapılacak yeni çalışmalar için bir düşünsel başlangıç noktası sunmayı amaçlamaktadır.