7 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 7 / 7
Yayın Beden imgesi ile sosyal anksiyete arasındaki ilişkide kişilik özelliklerinin biçimlendirici etkisi(Cyprus Mental Health Institute, 2020-12) Güney, Cansu; Aktan, Zekeriya Deniz; Yardımcı, EdaKişilik özellikleri, sosyal anksiyete ve beden imgesi arasındaki ilişkiye odaklanan bu araştırmanın temel amacı; Türkiye’de yaşayan ve yaşları 15 ile 18 arasında değişen ergenlerin sahip oldukları kişilik özelliklerinin, beden imgesi algılarına ve sosyal anksiyete yaşama düzeylerine olan etkisinin ölçülmesidir. Örneklemini İstanbul ilinde yaşayan 15-18 yaş arası 300 katılımcının oluşturduğu bu çalışmada, Beş Faktör Kişilik Envanteri (5FKE), Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ) ve Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği (EİSKÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde moderatör etki analizi için değişkenler arası ilişki “Pearson Korelasyon Analizi” tekniğiyle incelenmiş ve “Doğrusal Hiyerarşik Regresyon” analiz adımları izlenmiştir. İlk adımda değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiş ve beden imgesi ile sosyal anksiyete arasında (r=-.138, p<.05) ve sosyal kaygı toplam puanları ile kişilik özelliklerinden dışadönüklükük (r=-.298, p<.001), uyumluluk (r=-.255, p<.001), duygusal dengesizlik (r=-.348, p<.001), deneyime açık olma (r=-.295, p<.001) arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Beden imgesi ile sosyal kaygı toplam puanları arasındaki ilişkide Beş Faktör Kişilik Envanteri alt boyutlarının biçimlendirici etkilerine bakıldığında, beden imgesinin sosyal kaygı üzerinde anlamlı bir yordayıcı etkiye sahip olduğu (F(1, 298)=5.753, p<.05), fakat bu ilişki üzerinde biçimlendirici etkileri incelenen kişilik özelliği değişkenlerinden sadece sorumluluğun biçimlendirici etkisinin anlamlı olduğu görülmüştür (F(1,296)= 7.582, p<.05).Yayın Ergenlerde algılanan ebeveyn tutumu ve duygusal zeka arasındaki ilişkide, dijital oyun bağımlılığının aracı rolünün incelenmesi(ANP Publishing, 2021) Tetik, Gizem; Aktan, Zekeriya DenizAmaç: Günümüzde ergenler için bir sorun haline gelen dijital oyun bağımlılığının, duygusal zeka düzeyi ve ebeveyn tutumu ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Araştırmanın hedefi, ergenlik dönemindeki algılanan anne-baba tutumları ile duygusal zekâ arasındaki ilişkide, dijital oyun bağımlılığının aracı (medyatör) etkisinin bulunup bulunmadığını araştırmaktadır. Yöntem: Araştırmaya 14-18 yaş aralığında olan 478 lise öğrencisi katılmıştır. Veri toplama aracı olarak; Sosyodemografik Bilgi Formu, Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği (DOBÖ-7), Anne-Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ) ve Bar-On Duygusal Zekâ Ölçeği Çocuk ve Ergen Formu (EQ-i (YV)) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonuçlarına gore yapılan regresyon analizi sonucunda, ergenlerin algıladığı kabul/ilgi alt boyutu ile duygusal zekâ düzeyleri arasındaki ilişkide dijital oyun bağımlılık düzeyinin kısmi aracı etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Yapılan ANCOVA analizi sonucuna göre, demokratik ebeveyn tutumuna sahip ergenlerin duygusal zekâ seviyelerinin diğer tutumlara göre daha yüksek, otoriter ebeveyn tutumuna sahip ergenlerin duygusal zekâ düzeylerinin ise diğer ebeveyn tutumlarına göre daha düşük olduğu görülmüştür. Sonuç: Günümüz ebeveynleri için önemli bir sorun olarak görülen dijital oyun bağımlılığının kontrolünde ebeveyn tutumlarının ne derece önemli olduğunu gösteren bu araştırma, çocukların hayatlarına yön veren duygusal zekâ kapasitesinin ebeveyn tutumuyla olan ilişkisini değerlendirmek adına bir rehber özelliği taşımaktadır. Bulguların nesnel gerçekliği yansıtması açısından gelecek çalışmalar, araştırmamızın kısıtlılıklarını göz önünde bulundurarak planlanmalıdır.Yayın Paraoxonase (PON1) L55M and Q192R polymorphisms in major depression and bipolar affective disorder(Univ Sao Paulo, 2017-05/06) Yıldız, Mesut; Çam Çelikel, Feryal; Ateş, Ömer; Erdoğan Taycan, Serap; Benli, İsmail; Demir, OsmanBackground: Oxidative and nitrosative stress pathways, along with immune-inflammatory response, might play an important role in the pathogenic mechanisms underlying major depression and bipolar disorder. Objective: The aim of the present study is to investigate paraoxonase 1 polymorphisms and its correlations with disease parameters in patients with major depression and bipolar affective disorder. Methods: PON1 L55M and Q192R single nucleotide polymorphisms were analyzed in a group consisted of 100 patients with major depression, and 100 patients with bipolar affective disorder and 96 healthy controls. Polymorphisms were analyzed by using polymerase chain reaction. Results: Our findings reported no association between Q192R and L55M polymorphisms of PON1 and major depression and bipolar disorder. Additionally, there was no association between the PON1 genotypes and disease variables in both depressed and bipolar patients. Discussion: Evaluating the different stages of patients with affective disorders and and investigating the connection between PON1 polymorphisms and treatment outcomes will help us to clarify the relationship between PON1 and mood disorders.Yayın Etnik ve ulusal kimlikler ile dış grup tutumları ilişkisinde çatışma algısı ve dış gruba sorumluluk yükleme(Turkish Psychological Association, 2017-12) Bağcı Hemşinlioğlu, Sabahat Çiğdem; Çelebi, ElifBu araştırmada etnik ve ulusal kimliklerle özdeşim ile dış grup tutumları arasındaki ilişki, algılanan çatışma düzeyi ve dış gruba sorumluluk yükleme değişkenlerinin aracı rolü incelenerek değerlendirilmiştir. Sosyal kimlik teorisi ışığında, etnik kimliklerin olumlu dış grup tutumlarıyla negatif yönde ilişkili olacağı ve bu ilişkinin artan çatışma algısı ve dış gruba sorumluluk yükleme seviyeleri ile açıklanacağı; ortak iç grup kimlik teorisi ışığında ise ulusal kimliklerin olumlu dış grup tutumlarıyla pozitif yönde ilişkili olacağı ve bu ilişkinin azalan çatışma algısı ve dış gruba sorumluluk yükleme seviyeleri ile açıklanacağı öne sürülmüştür. Veriler Türkiye'nin değişik illerindeki üniversite kampüslerinde toplanmış, toplamda 320 Türk ve 153 Kürt üniversite öğrencisi arasında sınanmıştır. Yol analizleri sonuçlarına göre, her iki kimlikle özdeşim dış grup tutumlarıyla önerilen yönlerde ilişkili iken, algılanan çatışma seviyesi ve dış grup sorumluluk yükleme seviyesi bu ilişkilerde kısmi aracılar olarak rol almıştır. Ayrıca, Türk ve Kürt gruplar arasında dış grup tutumları ve algılanan çatışma seviyeleri arasında anlamlı farklılıklar gözlenmiştir. Türklerle karşılaştırıldığında Kürtler daha yüksek çatışma algısı ve dış gruba sorumluluk yükleme seviyeleri belirtmiştir. Aynı şekilde, Kürtler Türklere göre dış gruba karşı daha negatif tutumlar sergilemiştir. Türkiye'deki Türk-Kürt etnik gruplar arasındaki ilişkiler sosyal kimlik ve ortak iç grup kimlik teorileri göz önüne alınarak tartışılmıştır.Yayın Yeme tutumlarını yordamada öz anlayış ve yeme farkındalığının rolü: karşılaştırmalı bir çalışma(Cyprus Mental Health Institute, 2022-06-07) Yalın, Kübra; Karaköse, SelinSon yıllarda yeme bozukluğu tanısında görülen artış ile birlikte, klinik olmayan örneklemde de yeme tutumları sıklıkla araştırılmaya başlanmıştır. Yeme farkındalığı, yeme tutumlarını yordayıcı bir faktör olarak bilinirken, alan yazına yeni kazandırılmış bir kavram olan öz anlayışın yeme farkındalığı ve yeme tutumları ile yakından ilişkili olduğu bilinse de bu değişkenleri bir arada inceleyen bir çalışma henüz alan yazında yer almamaktadır. Bu çalışmanın amacı, öz anlayış ve yeme farkındalığının yeme tutumlarını yordayıcı rolünü diyetisyene giden ve gitmeyen kadınlarda araştırmaktır. Çalışmanın örneklemini, çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 18-59 yaş arası (Ort.=31.65, SS=9.31), kilo vermek için diyetisyene giden 230 (%52.9) ve 205 diyetisyene gitmeyen (%47.1) toplam 435 kadın katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara, Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu dışında, Yeme Tutum Testi (YTT-26), Yeme Farkındalığı Ölçeği (YFÖ-30), Öz Anlayış Ölçeği (ÖZAN) ve Yeme Tutum Testi (YTT-26) ile oluşturulmuş anket bataryası online olarak sunulmuştur. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonuçlarına göre, yeme tutumlarını yordamada, öz anlayış ve yeme farkındalığın rolünün diyetisyene giden ve gitmeyen bireylerde farklılaştığı, kilo vermek için diyetisyene giden kadınlarda yeme farkındalığı ve öz yargılamanın yeme tutumlarını yordarken, diyetisyene gitmeyen kadınlarda yeme farkındalığı ve öz anlayışın yordayıcı rolü olmadığı bulunmuştur. Örneklem gruplarında görülen bu fark, yeme tutumlarında, risk grubu ile genel örneklem grubu arasında farklı yordayıcıların olduğuna dikkat çekerek, yeme bozukluğunu önlemede bu yordayıcıların araştırılmasının önemini vurgulamaktadır.Yayın The mediating effect of humour in relation to early maladaptive schema domains and psychological wellbeing(Klinik Psikiyatri Dergisi, 2021) Yavuz, Burak Baran; Aka, Başak TürkülerObjective: Early Maladaptive Schemas may accompany and affect different areas of life and may cause psychological problems. Therefore, psychological wellbeing may get affected negatively. Individuals prefer different ways to cope with stress caused by schemas and humour is a common method that has been used since the very early ages of humanity. Recent study examines the mediational effect of humour in relation to early maladaptive schemas and psychological wellbeing. Method: 268 individuals (181 female, 87 male) between the ages of 17 and 67 (M = 29.09, SD = 9.58) participated in the current study and the data were collected online. The study measures were Young Schema Questionnaire (YSQ), The Humor Styles Questionnaire (HSQ) and the Warwick-Edinburgh Mental Well-Being Scale (WEMWBS). Results: Correlation analyses showed that psychological wellbeing negatively associated with maladaptive humour styles, and positively associated with adaptive humour styles. Only impaired autonomy and disconnection schema domains were found in association with psychological wellbeing, both negatively. Results of the bootstrap mediation indicated that aggressive humour mediates the relationship between impaired autonomy domain and psychological wellbeing, self-enhancing humour mediates the relationship between disconnection, impaired autonomy, impaired limits and psychological wellbeing. Lastly, self-defeating humour mediated the relationship between other-directedness, unrelenting standards and psychological wellbeing. Discussion: The results indicated that humour has a mediating role in the relationship between schema domains and psychological wellbeing. Specifically, it was discussed that the mediational roles of self-enhancing, self-defeating and aggressive humour might allow the therapists to intervene subtle mediums of self-harm (i.e. maladaptive humour) or strengthen the self-help (i.e. adaptive humour) and enhance psychological wellbeing.Yayın Decision-making and impulse-control disorders in parkinson’s disease: Influence of dopaminergic treatment(AVES, 2020-05-08) Yıldırım, Elif; Altınayar, Sibel; Çakmur, RaifObjective: Dopaminergic treatment is proved to ameliorate motor deficits in Parkinson’s disease (PD); however, it could have negative effects on behavior and cognition, including impulse controlling and decision-making. We aimed (1) to investigate the decision-making and impulse-control disorders (ICDs) of PD patients and their correlations with sociodemographical and clinical variables, dopaminergic treatment in particular, and (2) to determine the relation of decision-making with ICDs. Methods: The sample of 39 patients with PD and 37 healthy controls underwent cognitive tests and the task which analyzed decision-making (Iowa Gambling Task [IGT]). Besides assessing motor and nonmotor symptoms of patients with PD, ICDs were also scanned using the Questionnaire for Impulsive-Compulsive Disorders in Parkinson’s Disease. Results: Although patients with PD performed similarly to healthy controls on IGT, decision-making profile in PD related to clinical variables: dopaminergic treatment and duration of illness. In addition to this younger age of onset, higher dose of dopamine agonists, longer duration of illness, and impaired decision-making were together accounted for a substantial amount of variance in impulsive behaviors. Conclusions: Dopaminergic medication likely contributes to the impairment in decision-making, which may be the underlying mechanism of ICDs. Further studies will be necessary to understand the potential implications of this finding.












