Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 6 / 6
  • Yayın
    Jacques Derrida ve Ludwig Wittgenstein’in dilkuramları bağlamında Jaume Plensa, eserleri ve aracı dil arayışı
    (Sibel Kılıç, 2017-12-31) Tatlıcı, Gizem
    Dil ile dünya kavrayışı arasındaki bağ, sözsel ve görsel olmak üzere görünürde farklı olan iki ifade biçimiyle algılanmaktadır. Bu iki ifade biçimi de gerek edebiyatta gerek görsel sanatlarda kullanılan kelimelere dayanmaktadır. Kelimeler sesli olduklarında çoklu yorumlar içerirler. Buna karşılık görsel dilin dili yoktur; yani kelimeler sadece sesli olarak düşünülürse, görsel olarak böyle bir dilden değil, renkler ve biçimler aracılığıyla kendini ortaya koyan ve böyle olunca da sözsel dil ile görsel dil arasında bağlantı kuran aracı dilden bahsedilebilir. Bu aracı dil, bir dilin en yetkin biçimiyle karşılık bulduğu edebiyatın kullandığı kelime ve harfleri-sembolleri kullanarak görsel dille plastic dil arasında bir bağlantı kurmaya çalışır. Görsel sanatlarda ortaya konulan eserlerin, aracı dil ile yeniden okunduğu takdirde henüz çözülmemiş birtakım şifreler içerdiği keşfedilecektir. Bu şifreler çözüldüğünde sanatçının anlatmak istediği düşünce, her ne kadar görünürde anlaşılması zor olsa da, aracı dil vasıtasıyla tekrar yorumlandığında yeni ve aslında gizli, bir ifade biçimi kazandığı ortaya çıkacaktır. Başka bir deyişle, görsel sanatlarda soyutlama seviyesi arttıkça anlatımcının dilden uzaklaştığı zannedilen eserlerinin, aracı dil vasıtasıyla yeni bir ifade biçimi kazandığı söylenebilir. Bu makalede, Jacques Derrida ve Ludwig Wittgenstein’ın dile yaklaşımları karşılaştırılarak, bu aracı dilin ortaya çıkarılmasına çalışılacaktır. Ayrıca yapısökümünün sağladığı geniş imkanlar çerçevesinde Wittgensteincı dil anlayışının soyut eserleri yorumlama ve alımlamada daha etkili olduğu gösterilmeye çalışılacaktır. Aracı dilin bir sanat eserini alımlamada ve yorumlamada yeni imkanlar sunması ve aynı zamanda yapısökümcü kuramın aracı dili ortaya çıkarmada en önemli araç olduğu gösterilecektir. Bu iddianın bir uygulaması olarak, günümüz heykel sanatının önemli isimlerinden Jaume Plensa’nın eserleri bu aracı dil vasıtasıyla yeniden yorumlanarak farklı bir yöntemin gerekliliği ortaya konacaktır.
  • Yayın
    Büyük veri çağında sistem estetiği
    (TUFED Adına Prof. Dr. Murtaza KORLAELÇİ, 2021) Hekim Bülbül, Nazlı Zeynep
    Bu makale, bir sosyo teknik modelleme olarak Büyük Veri’nin sanat anlayışımızda ve sanatın sınırlarında nasıl bir değişim yarattığını, Büyük Veri’nin kavramsal olarak sanat tarihinde, sanat felsefesinde ve epistemolojik olarak nasıl konumlandığını ve bunun sonuçlarının neler olabileceğine dair yanıtlar aramaktadır. Bu kapsamda çalışma Büyük Veri Sanatının Burnham’ın sistem estetiği ve yine erken kavramsal sanatın ruhu Fluxus hareketi ile okunması gerektiği savını ortaya koymaktadır. Çalışmada tartışılan diğer bir konu ise Büyük Veri teknolojisinin sanat piyasası, sanat izleyicisi, sanatçı ile bizatihi sanat üzerindeki etkileri ile ilgilidir. Burada dijital kültürün akışkan imge bolluğunun olduğu bir ortamda sanatın analitik, istatistiklerle yönetilmesi halinin bizatihi sanatın varoluş nedeni ile biçimini değiştirdiği savı ortaya konmaktadır. Bu çalışmada çağdaş sistemik anlayışı kullanılarak Büyük Veri’nin sanat bağlamı çok yönlü bir biçimde analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle sanat kuramı, felsefe, sosyoloji, bilgi sosyolojisi ve sosyo-teknik gibi birçok toplum doğa ve beşerî bilimin ilgili alanı içeren disiplinler ötesi bir çalışmadır.
  • Yayın
    Jacques Derrida’nın yapısökümü kuramı ile ‘Love is Lost’ - bir müzik videosu çözümlemesi
    (İstanbul Üniversitesi, 2016-12-26) Güner, Barış
    Bu çalışmada, David Bowie’nin “Love is Lost” şarkısının videosu, Jacques Derrida’nın “Yapısökümü” [Déconstruction] kuramınından hareketle irdelenecek ve sözkonusu kuram merkez alınarak postmodern anlayışın popüler müzik alanındaki etkileri ve videokliplerdeki etkileri sorgulanacaktır. Bu çerçevede, Jean Baudrillard’ın Simülasyon kuramı da çözümlemede başvurulacak önemli katmanlardan biri olacaktır. Böylece bu çalışma, belki de günümüz müzik piyasasının bir uç örneği olarak kabul edebileceğimiz David Bowie’nin “Love is Lost” şarkısının videosunu, postmodern kuram ve argümanlar doğrultusunda tartışmayı deneyecektir.
  • Yayın
    Covid-19 ile sanatın dijital dönüşümü: sanatın sürdürülebilirliği
    (Tuzla Belediyesi, 2021-05-20) Öksüzömer Barlak, Ecem Hazal
    21. yüzyılın henüz ilk yarısında yer aldığımız bu dönemde içerisinde yeni bir “Küresel Deneyim” içerisinde bulunmaktayız. Bahsi geçen bu küresel deneyim bu defa bir salgın olarak karşımıza çıkmaktadır. 17 Aralık 2019 tarihinde ilk vakası Çin’de görülen COVİD-19 zamanla küresel hareketlilik sebebi ile tüm dünyayı tesiri altına almıştır. Pandemi süreci tüm dünyanın işleyiş biçiminde küresel değişikliğe sebep olmuş bulunmaktadır. İnsanlık her zaman olduğu gibi bu zaman diliminde de hayatta kalmak adına yeni girişimler ve sürdürülebilir değişimleri takip etmektedir. İnsan varlığını sürdürdüğü müddetçe onunla beraber güncel hayat ve rutinde işleyişini devam ettirecektir. Bu yeni düzen ile hayatımızın tüm alanlarında dönüşüm başlamıştır, bu alanlar; okul, iş, aile ve sosyal hayatlarımızdır. Bu dönüşümün merkezinde dijitalleşme yer almaktadır. Bu makalede COVİD-19 ile sanatın dijitalleşmesi üzerinden; sanatın sürdürülebilirliği özelinde yola çıkılması amaçlanmıştır. Belki ilk başlarda birçok kişi “Böyle bir zamanda sanatı nasıl düşünebiliriz?” sorusunu aklına getirmiş olsa da insan varlığının neye ihtiyacı olduğu zamanla gün yüzüne tekrar ortaya çıkmıştır: Dijital dönüşüm ve en az diğer alanlarda olduğu kadar sanatta sürdürülebilirlik.
  • Yayın
    Deleuze ve Bacon: yaşam için yeni olanaklar
    (Ayşe Sibel Kedik, 2020-05-04) Yıldız, İpek Ebru
    Fransız düşünür Gilles Deleuze, gerçeklikle ilişki kurarken mevcut olan baskıcı kalıpları kırarak yeni kavramlar yaratmıştır. Deluze, Felix Guattari ile birlikte geliştirdiği “Organsız Beden” kavramı ile ortaya koyduğu organizma eleştirisi doğrultusunda bizlere farklı yaşam olanakları olduğunu gösterir. Bu bir nevi, deneyleme ve oluşlar yolu ile bedenin olası yönlerini açığa çıkararak saf bir yaşam deneyiminin izini sürmektir. Deleuze, yarattığı organsız beden kavramı ile alışılagelen mevcut sistemi yıkmak ve düşünsel anlamda yeni yaşam olanaklarını yaratmak gayesindedir. Bunun en iyi yolu Deleuze için her zaman sanat olmuştur. Bu bağlamda, İngiliz ressam Francis Bacon da resimleri aracılığı ile düşündüren imgeler üretir. Bacon’ın resimlerinde var olan duyumsamanın şiddeti ve bedeni özgür kılma çabası, tıpkı Deleuze de olduğu gibi, yaşam için yeni olanakların ve akışların var olduğunu gösterir niteliktedir.
  • Yayın
    Anish Kapoor’un Leviathan adlı eserinde yücelik, bellek ve aşkınlık kavramları üzerine
    (Sibel Kılıç, 2018-07-31) Kilimci, Pelin
    Günümüzde sınırsız temalar ve malzemelerle geleneksel kültürden uzaklaşan heykel sanatı, farklı duygulanımlara sebep olup izleyenin katılımını gerektiren bir sürece girmiştir. Üç boyutlu sanat anlayışının da ötesinde, tarihsel ve kültürel olmak üzere büyük tapınak, büyük yapıt gibi anlamlar yüklenen heykel, her dönemde toplumsal süreçlerden ve politik iktidarlardan etkilenmiştir. Bu anlayışla benzer bir ifade sergileyen çağdaş heykel sanatçısı Anish Kapoor’un eserleri, yakından incelendiğinde, bir kısım işlerinin modern sanatın bilindik sınırlarını zorladığı söylenebilir. Kapoor’un eserleri ilk bakışta izleyiciler tarafından anlaşılabilir ve değerlendirilebilir gibi görülse de, gerek çok katmanlı sembolizmi, gerekse kavramsal ve felsefi çerçevesi açılarından ele alındığında çağdaşlarından ayrılmaktadır. Sanatçı, eserlerinde genel geçer bilimsel teorileri, mistik ve doğaüstü bir açıdan sorgulamaktadır. Kapoor’un eserleri; sonsuzluk, nitelik, güzellik, varlık-yokluk ve bilimselliği tartışmaya açar ve aynı zamanda bazı kavramların özüne inerek onların ne anlama geldiğini irdeler. Çalışma, Anish Kapoor’un bu özelliklerini değerlendirmek için sanatçının 2011’de Paris Grand Palais’de sergilediği Leviathan adlı eserinin derinlemesine bir biçimde incelemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırma da, öncelikli olarak izleyicide yarattığı fiziksel etkileşimin yanı sıra kültürel, felsefi ve politik yönleriyle eser değerlendirilmiştir. Thomas Hobbes’un siyaset felsefesinin ana hatlarının ele alındığı Leviathan adlı yapıtın, Kapoor’un aynı isimli eseri üzerindeki etkisi çalışmada ortaya konmuştur. Romantik akım ile birlikte gelişen, Alman İdealist felsefesinin ve Kant’ın temel problematiklerinden olan aşkınlık-yücelik (süblim) gibi kavramların sorgulanması, eserin değerlendirilmesine katkı sağlamıştır. Ayrıca Jean François Lyotard’ın postmodermizm ile ilgili fikirleri ile kurulan anlatılar, Leviathan adlı eserin çağdaş sanattaki önemini kavrama ve Kapoor’un eserlerini derinlemesine anlamlandırma fırsatını ortaya çıkarmıştır.