Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 5 / 5
  • Yayın
    Michel Foucault’nun “Öznel” ve “Yeni” kavramları ışığında “Las Meninas” ve “Narcissus”a bakış
    (Işık Üniversitesi Yayınları, 2025-07-25) Karakaya, Deniz
    Bu araştırmada, Michel Foucault’nun felsefesinde, özne ve iktidar ilişkileri ekseninde, öznel deneyimin hâkim söylem aracılığıyla kurularak bireyi tanımlaması ve özgürlüğü sınırlandırması olgusu ele alınmıştır. Foucault’nun, insanın, siyasi boyutları ile tarihsel olarak dayatılan kimliklerden sıyrılarak özgürlüğünü geri kazanabilmesi için önerdiği; karşı özneleşme ile yeni söylemler inşa etme ve yeni öznellikler kurma düşüncesi incelenmiştir. Bu bağlamda, resmedildiği çağda bir söylem değişikliğine neden olan, Foucault’nun da hakkında yazdığı Diego Velázquez’in Las Meninas eserinin, Pablo Picasso ve Salvador Dalí tarafından yeniden üretilmeleri, betimsel ve yoruma dayalı bir yaklaşımla çözümlenmiştir. Araştırmada, klasikleşmiş bir sanat eseri olan Las Meninas’ın, yorumlandığı çağın sanat anlayışının söylemi doğrultusunda yeniden kurularak; karşı özneleşmesini ve yeni bir öznellik sürecini nasıl gerçekleştirdiğinin, Foucault’nun felsefesine dayanan teorik çerçevede ilişkilendirilmesi amaçlanmıştır.
  • Yayın
    Soyut resimde imgenin arketipsel kökeni ve semboller
    (Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-06-23) Karakaya, Deniz; Hatipoğlu, Özüm; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Painting Master's Program
    Araştırma, soyut resimde tekrar eden imgelerin; okültizm, diyalektik felsefe, evrensel simgecilikler ve analitik psikolojideki kavramlarla olan ilişkisini ele almaktadır. Araştırmada; Spiritüalizm, Teozofi ve Antropozofinin; erken dönem soyut resmin öncüleri Hilma af Klint, Piet Mondrian, Wassily Kandinsky, František Kupka ve Kazimir Maleviç’in sanat anlayışlarını ne yönde etkilediği analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında, soyut resimdeki imgelerin salt estetik nitelik taşımadığı; metafizik, felsefi ve psikolojik bir arka plana sahip olarak bilinçli bir tercih doğrultusunda kurulduğu savunulmaktadır. Bu bağlamda; imgelerin hangi ontolojik ya da metafizik kaynaklara dayanmakta olduğu incelenmiştir. Soyut resmi etkileyen okült hareketlerin kökenindeki Hermetizm, Gnostisizm, Platonizm, Neoplatonizm, Doğu Mistisizmi, Kabala ve Simya gibi kadim öğretilerin, aynı zamanda modern felsefe ve modern psikoloji üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Sanat, felsefe ve psikolojiyi ortak bir tema ve temsiliyet üzerinden birleştiren düşünce sistematiği ve sembolizm yapısı araştırılmış; kolektif bir bilinç alanından kaynaklandığı düşünülen evrensel simgeciliklerle benzerlik taşıyan imge, sembol ve arketiplerin, analitik psikoloji kuramı ile nasıl açıklanabileceği sorusuna yanıt aranmıştır. Araştırmanın amacı; modern sanat kadar, modern felsefe ve modern psikolojiyi de etkileyen ve yüzyıllar içerisinde ezoterik gelenekler aracılığıyla aktarılan evrensel sembolizm bilgisinin; kolektif bilinçdışında mevcut olarak, özellikle sanatın her döneminde tezahür ettiğini, insanın psişesinde bulunan arketiplerle bağlantılı olduğunu ve soyut resimde imgenin üretimine kaynaklık ettiğini ortaya koymaktır.
  • Yayın
    Büyülü gerçekçiliğin kavramsal sorunsalı ve resim sanatındaki yorumu
    (Işık Üniversitesi, 2023-05-25) Ergene, Özlem; Koyunoğlu, Eren; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Painting Master's Program
    Büyülü Gerçekçilik, edebi bir akım olarak Latin Amerika kökenlidir ve resim sanatında da bir terim olarak da sıklıkla kullanılmaktadır. Resim alanında Büyülü Gerçekçilik ilk olarak Almanya’da 1919-1933 yılları arasında Weimar döneminde kendini göstermiştir. Weimar dönemi resim sanatı, sanatçıların toplumsal, politik ve kültürel değişimlere yanıt olarak çeşitli tarzlar ve estetik arayışlarla geliştirdikleri bir dönemdir. Bu dönemde Yeni Nesnelcilik (Neue Sachlichkeit) hareketi içinde ele alınan bu kavram, sanat tarihinde net bir tanımlama kazanamamıştır. Bu tez içerisinde, Büyülü Gerçekçi teriminin ortaya çıkışını sağlayan Alman sanat eleştirmeni Franz Roh'un kuramı detaylı bir şekilde ele alınmış, Büyülü Gerçekçi olarak adlandırılan sanatçıların eserlerine yer verilmiştir. Büyülü Gerçekçilik'in edebi alandaki uygulamaları da incelenerek, resim bağlamındaki ortak özellikler ve farklılıklar irdelenmiştir. İtalya’da Metafizik hareketi ile ilişkilendirilen bu eğilim, Nazi dönemi sonrası sanatçıların Amerika kıtasına göç etmesi ile farklı coğrafyalarda gelişimini sürdürmüştür. Latin Amerika'nın zengin kültürel dokusu ve siyasi etkileri, Büyülü Gerçekçilik akımının hem edebiyat hem de resim sanatında gelişimi için uygun bir zemin oluşturmuştur. Büyülü Gerçekçilik, Amerikan sanatının eyleme ve formalizme dayalı yapısı içinde figüratif bir tarzı benimsemesi nedeniyle kendini konumlandırma sürecinde zorluklarla karşılaşmıştır. Kültürlerarası etkileşim ile, Büyülü Gerçekçi yaklaşımlar farklı isimler altında adlandırılmış ve anlamlar kazanmıştır. Büyülü Gerçekçilik kavramı bağlamında değerlendirilebilecek öğelerin belirlenmesi konusunda bir epistemolojik belirsizlik mevcuttur. Geçmişte ve günümüzde, Büyülü Gerçekçilik başlığı altında önemli sanat kurumları sergiler düzenlemiştir. Ancak, burada yer alan sanatçıların sınıflandırılmasında belirleyici bir faktör bulunmamaktadır; zira her biri kendi içerisinde farklı yaklaşımları sergilemektedir. Tezde, Büyülü Gerçekçilik yöneliminin resim sanatındaki belirsiz durumuna sebep olan değişimler ve terminolojik karmaşa ele alınmıştır. Bu çalışmanın amacı, tüm bu kavramsal sorunların cevaplarını bulmak ve Büyülü Gerçekçilik'in sanat tarihi içindeki yerini belirleyebilmektir.
  • Yayın
    Endüstri toplumundan enformasyon toplumuna geçişte kitle iletişim araçlarıyla dönüşen sanatın sanallaşması
    (Işık Üniversitesi, 2023-07-22) Akıncı, Pınar; Hatipoğlu, Özüm; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Painting Master's Program
    Sanat, insanlık tarihi boyunca toplumun gelişimine paralel olarak sürekli evrim geçiren bir alan olmuştur. Her dönemde, kendine özgü kitle iletişim araçları ve teknolojileri kullanarak yeni dengeler oluşturmuş ve sanatın dönüşümüne katkı sağlamıştır. Bu tez çalışmasında, Endüstri toplumu döneminden günümüz enformasyon dönemine kadar olan süreçte, kitle iletişim araçlarında yaşanan dönüşümün sanata, sanatçıya, izleyiciye ve toplumun yapısına olan etkileri ve oluşturduğu kültürel farklılıklar incelenmektedir. Giriş bölümünde, tezin amacı ve kapsamı belirtilerek konunun önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, endüstri toplumundan günümüz enformasyon dönemine kadar olan süreçteki teknolojik ve toplumsal değişimlerin sanat üzerindeki etkisi açıklanmıştır. İkinci bölüm, popüler kültür, kültür endüstrisi ve kitle kültürü kavramlarının açıklanmasıyla başlamıştır. Bu kavramlar, çalışmanın temelini oluşturmakta ve kültüre dair çözümlemeyi sunmaktadır. Üçüncü bölümde, endüstri toplumunda icat edilen geleneksel kitle iletişim araçlarının sanatı eski bağlamından koparıp, teknolojinin olanaklarıyla nasıl yeniden üretilebilir hale getirdiği incelenmiştir. Sanata ve kültüre olan toplumsal bakış açısındaki değişimler düşünürler ve iletişim kuramcılarıyla birlikte sosyolojik bağlamda ele alınmıştır. Dördüncü bölümde, enformasyon toplumu döneminde kitle iletişim aracı olarak internetin, yeni medya teknolojileriyle sanatı nasıl sanallaştırdığı ele alınmıştır. Aynı zamanda, önceki bölümlerde bahsedilen kuramcıların teorileri ışığında belirli sanatçıların eserleri yorumlanarak, sanatın endüstriyel üretimden dijital üretime geçişinde karşılaşılan sorunlar, sanat eserlerinin gerçekliği ve özgünlüğü gibi konular da tartışılmıştır. Sonuç bölümünde, elde edilen bulgular özetlenmiş ve kitle iletişim araçlarının sanata ve topluma olan etkileri üzerine çıkarımlar yapılmıştır. Ayrıca, çalışmanın katkıları ve sınırlılıkları vurgulanarak, ileri araştırmalar için öneriler sunulmuştur. Bu tez çalışması, sanatın tarih boyunca süregelen evrimini ve kitle iletişim araçlarının sanat üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde inceleyerek, okuyuculara sanat ve iletişim alanındaki önemli dönüşümleri anlamalarına yardımcı olmayı hedeflemektedir.
  • Yayın
    Kinetik sanatta hareket, zaman ve mekanın süreçsel etkileşimli inşası
    (Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026-01-13) Çakır, Mehtap; Hatipoğlu Özüm; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Painting Master's Program
    Sanat, insanoğlunun var oluşundan bu yana dünya üzerinde çeşitli şekillerde evrim geçirmiştir. 19. yüzyılın getirdiği yenilikler ve hızla gelişim gösteren teknolojinin etkisiyle kendisini yeniden güncellemiştir. Bu çerçevede çağımızın getirdiği teknolojik olanaklar göz önünde bulundurulduğunda; sanatın ve sanat eserinin değişen anlamı, sanatın evrimi açısından önemli bir konumdadır. Bu tez çalışmasında, söz konusu değişim; kinetik sanatta hareket, zaman ve mekan algısı ile izleyici etkisi üzerinden bir bağ kurarak gözlemlenmiştir. Sanatta yaşanan bu evrime, çeşitli sanatçıların eserleri incelenerek dönemin önemli felsefecileri ve sanat eleştirmenlerinin düşünceleri rehberliğinde bir anlatı sunulmuştur. Bu çalışmada, kinetik sanat özelinde; geleneksel sanat anlayışının evrimine ve bu evrimin dönüşen etkileşimli sürecine yakından bakarak katkı sunmak hedeflenmiştir. Aynı zamanda sanatta oluşan bu değişime; yerli ve yabancı sanatçıların eserleri üzerinden bir karşılaştırma yapılması sonucunda ulaşılan etki yansıtılmıştır. Kinetik sanat, hareketin sanat eseri üzerinde yarattığı etkiyi, izleyici algısı ile birleştirmiştir. Bu birleşim doğrultusunda çeşitli değişimler gösteren sanatın anlamına dikkat çekmiştir. Böylelikle kinetik sanat, izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkararak onu sanat nesnesinin ayrılmaz bir parçası haline getirmiştir. Sanatta yaşanan bu yeni biçim anlayışı, hareket ve izleyicinin konumu ile sanatın anlamını yeniden dönüştürmüştür. Böylece sanat nesnesi, sabit olan tek bir anlamdan çıkarak izleyicinin mekansal ve zamansal katılımıyla sürekli değişim gösteren çok katmanlı bir deneyime olanak sağlamıştır. Bu sayede kinetik sanat özelinde bir araya gelen sanat nesnesi ve izleyici arasındaki bağın dönüştüğü ve sanat nesnesinin ortamın kendisiyle bütünleştiği gözlemlenmiştir. Buradan hareketle teknolojinin etkisi altında üretilen sanat eserlerinin, içinde bulunulan dijital çağa büyük bir hızla uyumlanarak dönüşüm göstereceği ve gelecekteki sanatçıların bakış açılarını genişleteceği gibi sanatın bu yöndeki anlamının sınırlarını da bir hayli zorlayacağı öngörülmüştür.