3 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 3 / 3
Yayın Postmodern dönemde mimari ve heykel ilişkisi(Işık Üniversitesi, 2011-06-08) Kıran, Senem; Çınar, Bülent; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans Programı"Postmodem Dönemde Mimari ve Heykel İlişkisi" adı altında hazırlanan bu çalışma, özellikle batı sanat anlayışı üzerinden ilerleyerek geçmişten günümüze kadar uzanan heykel ve mimari ilişkisini inceleyerek, aralarında ki farkların, kaybolduğu postmodem dönemi incelemek üzere yapılmıştır. Mimari heykel ilişkisini incelerken en önemli çıkış noktası olarak, tarih öncesi ve sonrasında yazılı tarihin başlangıcı, yunan sütunlarında ki figürler ve yapı arasındaki ilişki irdelenerek çözümlemelere gidilmiştir. Özellikle batı sanatı üzerinden ilerlenmesinin sebebi, postmodem dönem ile ilişkilerin daha sağlam kurulabilmesi açısından yakın coğrafyalara sahip olmasıdır. Yunan heykel ve mimari ilişkisinin en doruk noktadaki örneklerinden olan Akropolis Tapınağındaki heykel kolonlarından yola çıkarak, tanrı heykelleri ve tapınaklarının yani mimarinin ve heykelin insan üzerinde bıraktığı etkileri gözeterek, mimari ve heykelin genel bir incelemesi yapılmıştır. İlerleyen dönemlerde gotik mimarinin ve heykelin arasındaki bağı irdeleyerek heykel sanatımn kendisini mimari içerisinde nasıl var ettiğini görmekteyiz. Rönesans ile beraber heykelin kiliseden kurtuluşunu ve bağımsız olarak bir sanat objesi haline dönüşümünü görerek ilerlemekteyiz. Barok heykel ve mimari ilişkisinin ve yeni kompozisyon anlayışlarıyla beraber modem döneme kadar mimari ve heykel ilişkisindeki değişiklikleri göz önüne konulmaktadır. Modemizm ve sanayi devriminin sanat çevrelerine getirdiği değişiklikler eşliğinde yaşanan gelişmeler bu gelişmeler eşliğinde ortaya konan yeni akımlar incelenerek 2.dünya savaşı sonrası ve postmodem döneme kadar olan bir inceleme yapılmıştır. {u2022}Postmodem Dönemde Mimari ve Heykel İlişkisi', günümüz anlayışlarının değişkenliği içerisinde kavramların birbirine girdiği, her şeyin çok hızlı üretilip tüketildiği bir dönemde, mimarinin ve heykelin arasındaki ilişkiyi irdelemektedir. Sınırların kaybolduğu bir ortamda heykelin heykel olabilmesi için olan sınırların yok olduğu ve aynılarının mimari içinde geçerli olduğu bir dünyada bu iki farklı kavramın nasıl tek bir çatı altında birleşerek her biri diğerinin varlığını devam ettirecek biçimde oluşum sergilediklerinin incelenmesidir. İlk bölümde tarih öncesi dönemden, modem dönemin sonuna kadar olan süreç incelenerek mimari heykel arasındaki ilişkiler ortaya konmuştur. İkinci bölümde postmodem süreç incelenerek tarihsel bağlamlarıyla ele alınmıştır. Bu bağlamların mimari ve heykel sanatı açısından nasıl yorumlandığı incelenmiştir. Üçüncü bölümde görsel ağırlıklı olarak son söze destek verecek ağırlıkta örnekler ile mimari heykel ilişkisi incelenmiştir. Dördüncü bölümde günümüz mimarisinin heykelleşme yolunda ilerlediğini ve bu durumla ilgili ortaya konan örnekler ile bir analiz yapılmıştır.Yayın Nöroestetik ve görsel düşünme perspektifinden sanatsal ve bilimsel yaratıcılık(Işık Üniversitesi, 2018-05-31) Çiftçi, Talat; Akdeniz, Halil; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Bilimi Doktora ProgramıSanat ve bilim alanlarındaki yaratıcılık ulusların rekabet gücünü oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında, Görsel Düşünme’nin yaratıcılıktaki rolünün ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Bu maksatla, beynin yapılaşması ile Gestalt, Nöroestetik ve Ayna Nöron kavramları incelenmiştir. Ayrıca, zihin modelleri ışığında beynin stratejik işlevleri ele alınmıştır. Sanat ve bilimin arakesitinde çalışan insanlar incelenerek, sanatsal ve bilimsel yaratıcılık arasındaki ilişki araştırılmıştır. Sahip olduğu görsel sanat eserleri ve iletişim yöntemleri, bir toplumun Görsel Okuryazarlık seviyesini belirlemektedir. Bu çalışmada, beynin yapılaşmasını yansıtan beş farklı stratejik bakış ile dış dünyanın gözlemlendiği ortaya çıkmıştır. Tarih boyunca oluşan sanat eserlerinden örnekler seçilerek, bu bakış açılarına göre Sanatın Periyodik Tablosu oluşturulmuştur. Sahip olunan Görsel-Uzamsal Zekâ, eğitim ve deneyimler, bireylerin özgün Görsel Düşünme yaklaşımlarını ortaya çıkarmaktadır. Önemli sanatsal ve bilimsel yaratıcılık örnekleri incelenerek, bu süreçlerde Görsel Düşünme’nin rolü tartışılmıştır. Özellikle sanat ve bilimin arakesitinde çalışan insanların hem sanat hem de bilim alanında çoklu beceriye sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Bu tez çalışmasında ortaya çıkarılan bulgulara dayanarak, küresel rekabet için yeni bir inovasyon kültürünün oluşturulması gerektiği anlaşılmıştır. Bu amaçla, Görsel- Uzamsal Zekâ açısından seçkin gençler belirlenerek, özel olarak yetiştirilmesi planlanmalıdır. Ayrıca, lise eğitiminde Görsel Düşünme’nin öğretilmesi gerekmektedir.Yayın Michel Foucault'nun panoptikon kuramı bağlamında sanat ve iktidar(Işık Üniversitesi, 2018-09-03) Canalp, Asude; Hızal, Meriç; Haşlakoğlu, Oğuz; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans Programıİnsanlık tarihinin başlangıcından beri, iktidar meselesi, bireylerin ve toplumun en büyük tartışma meselelerinden biri olmuştur. Bireysel bazda başkalarını etkileme, davranışlarını yönetme anlamına gelirken toplumsal olarak da devlet yönetimini elinde bulundurma ve devlet gücünü kullanma anlamına gelmektedir. İktidar devletin gücünü göstermekle birlikte toplumun ortak iyiliği için düzen ve hukuk kurmak suretiyle, kararları, topluma gerekirse zorla kabul ettiren kuvvet olarak da anılır; hatta bireylere verilecek özgürlüklerin sınırını belirleyen ve bu özgürlüğü güvence altına alan da iktidar kurumudur. XVIII.yüzyıldaki Sanayi Devriminin yarattığı yeni koşullarla birlikte iktidar, askeri ve siyasi gücü aşarak, ekonomik bir anlam kazanmıştır. Artık iktidar, ekonomik gücü elinde bulunduranındır. Ekonomik gücü sağlayan üretim ve tüketim ağının devamlılığı için yeni model iktidar, tepeden inme yerine, tabana yayılarak hayatın her alanını sarmaktadır. Bu yayılma sürecinde, Fransız düşünür Michel Foucault, tarihsel esinlerle ürettiği Panoptikon kuramıyla, iktidarın dolaşımda bulunarak, mikro düzeyde her alana etkilerini dile getirmektedir. Farklı olan, normale uymayan, disiplinci iktidar yöntemiyle toplumun dışına itilirken, her birey ve her topluluk, belli kurumlar aracılığıyla tektipleştirilir ve ekonomik düzenin sürekliliği için yönetilmeye devam eder. Mağara devrinden bu yana insanın kendini dile getirmesinin en etkili yollarından biri olan sanat da var olduğu günden bu yana belirli kurallar içinde, akademik gelişimini sağlamış ve ekonomik gücü elinde bulunduranların hakimiyetinde hareket alanı bulmaya çalışmıştır. Sanayi Devrimi, insana büyük prangalar yarattığı kadar, iletişim ve hareket kolaylığı sağladığı için, sanatın yön değiştirmesinde de etkili olmuştur. Teknolojinin gelişimiyle hem malzeme çeşitliliği artmış hem de siyasi hareketlilikten etkilenen sanatçı, bağımsız düşünme olanağına kavuşmuştur. Sanatın sahip olduğu alan artık sanatçının yaratıcılığına yetmemektedir, üstelik ekonomik zorunlulukların ve sanatı meta haline getiren piyasa koşullarının içinde… Sanatçı ancak, sanatı ticarileştiren galeri, müze, koleksiyon, müzayede gibi kurumlardan sıyrılarak özgür yaratma gücüne kavuşabilmektedir. Sanat eseri de biçim olarak değil, içeriği sayesinde değerli olmalıdır. XIX. yüzyıl itibariyle ivme kazanan toplumsal, siyasi ve ekonomik gelişim, sanat üretiminin de farklılaşmasını, yeni düşünce akımlarıyla, yeni üretim alanları oluşturmasını sağlamıştır. Devrimsel bir başlangıç yaratan Kübizmin ardından, Kavramsal Sanat, Arazi Sanatı, Arte Povera, Fluxus, İlişkisel Estetik, Opart, Performans sanatı ve dahası, sanat iktidarını kıran en önemli akımlar olarak modern sanatın gelişiminde önemli rol oynamıştır. Panoptikon kuramı bağlamında ele alınan sanat ve iktidar çözümlemesi, çalışmanın temasını oluşturmaktadır.












