7 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 7 / 7
Yayın Belgeselde mekân ve hafıza: Masumiyet belgeseli üzerine bir değerlendirme(Necbettin Erbakan Üniversitesi, 2023-12-29) Şeylan, SeherÖzü gereği yaşamın, yaşanmışlığın kaydını tutan belgesel bu yönü ile hafızaya da katkı sunmaktadır. En temel anlamı ve işlevi ile hafıza geçmişin yaşanmışlıklarını saklayan ve geri çağırarak hatırlamanın gerçekleştiği alandır. Belgesel sinema geçmişi geri çağırarak hatırlama edimini gerçekleştiren en önemli araçlardan biridir. Görsel işitsel perspektiften bakıldığında tarihsel bir yansıma ve kanıt özelliği taşıyan belgesel yaşanmışlıkların, anıların bu anıların bıraktığı duyguların bugüne ve geleceğe taşınmasını mümkün kılmaktadır. Belgesel toplumsal hafızanın hatırlaması istenen anılar içinde kullanılan araçlardan biridir. Bu yönü ile belgesel bireysel ve toplumsal hatırlama yolunu açarken, hatırlanan geçmişin kaydını tutma, belgeleme, görselleştirme özelliği ile bir hafıza mekânıdır. Çalışma boyunca hafızanın taşıyıcı olmakla beraber kendisi de olan belgeselin geçmişe götürme, hatırlatma, yüzleştirme ve bütün bu süreci bugüne taşıma özelliği ile hafıza mekânı olması Masumiyet (Hakan Aytekin, 2021) filmi üzerinden incelenmiştir. İçerik analizi ile incelenen belgesel geçmişi hatırlatma, anıları bugüne taşıma özelliği ile geçmişle yüzleşmeye bugün ile geçmiş arasındaki farkı tespit etmeye ve bunun üzerine düşünmeye yönlendirmektedir. Bu noktada belgesel geçmişi yaşanmışlıkları ve duyguları ile bugün ve geleceğe taşımak üzere bir hafıza mekânı görevi görmektedir.Yayın Çocukluk çağı amnezisi: Hatırlanan ilk çocukluk anısı yaşı ile ilişkili faktörler(İstanbul Üniversitesi, 2018) Yıldırım, Elif; Büyükişcan, Ezgi Soncu; Çolak, Merve; Akpınar, Sümeyye; Altan, BusenurÇocukluk amnezisi, gelişimin erken evrelerinde üretilen otobiyografik anıların yetişkinlik döneminde tam olarak hatırlanamaması olarak tanımlanan bir durumdur. Genel olarak hatırlanan ilk anıların ortalama 3- 4 yaşa ait olduğu kabul edilse de, ilk çocukluk anısının ait olduğu yaş tartışmalıdır. Bu çalışmada genç yetişkinlerde hatırlanan ilk çocukluk anısına ait yaşın belirlenmesi ve cinsiyet, anıya ilişkin faktörler, bağlanma stilleri ve çocukluk çağı travmatik olaylarının anı yaşı üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 137 üniversite öğrencisi katılmıştır. Katılımcılardan hatırladıkları ilk anıyı yazmaları ve anının yaşı ile sıradanlık düzeyi, netliği, emosyonel yoğunluğu, bütünlüğü gibi anı özelliklerini değerlendiren anketi doldurmaları istenmiştir. Buna ek olarak katılımcıların erken travmatik deneyimleri ve bağlanma stilleri de değerlendirilmiştir. Katılımcıların hatırladıkları ilk çocukluk anısına ait yaşın 24 ve 95 ay arasında değiştiği ve ortalamanın 52.44 (SS = 16.77) ay olduğu bulunmuştur. Kadın katılımcılarda ilk anı yaşının erkek katılımcılara kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptanmıştır. Cinsiyete ek olarak, çocukluk çağında yaşanan ebeveynler arasındaki ilişkiye dair travmatik olayların varlığı ilk anı yaşı ile ilişkili bir diğer faktör olarak ön plana çıkmıştır. Çocukluk çağı amnezisi otobiyografik belleğin ortaya çıkışının bir işareti olarak düşünülmektedir. Bulgular cinsiyet gibi bireysel özelliklere ek olarak erken çocukluk çağı deneyimlerinin çocukluk çağı amnezisi ile ilişkili olduğunu öne sürmektedir.Yayın Kent-bellek ilişkisinde güncel sanat pratikleri : İstanbul'u belgelemek(Işık Üniversitesi, 2017-06-01) Öz Baysal, Ezgi; Şarlak, Evangelia; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans ProgramıBu araştırma, gündelik yaşamımızın içinden geçtiği fiziksel çevrenin hızlı dönüşümünde İstanbul’u, kent hafızasını ve bu dönüşümün kentte yaşayana etkilerini anlamayı amaçlar. Günümüz sanat pratiklerinin kent-bellek ilişkisinde; hafıza mekânları ve kenti belgeleme yöntemi olan sanat pratiklerine odaklanır. Geçmişin birikemediği bir çevre karşısında kente ve kentte yaşayana ne olduğu sorusunu toplumsal, kültürel ve kentsel hafıza katmanlarında arar, günümüz sanat pratiklerine alternatif kent belleği çeşitliliği ile yaklaşır. Bugün kent, yani İstanbul, “yaratıcı yıkımla” “eski”yen yüzlerini yitirmekte, onları “daha karlı” olan “yeni”siyle değiştirmektedir. Çalışma boyunca kentin bütününde algılanan, tasarlanan, yaşanan mekânın üretimindeki süreçler toplumsal bağları ile ele alınır. Sosyal, kültürel, mekânsal gündelik yaşam pratiklerinin değişiminin izi güncel sanat pratikleri aracılığıyla sürülür. Bu çalışma, kent-bellek ilişkisinde sanatın rolünü sorgularken, günümüz sanat pratiklerine kentin farklı an ve anılarının kayıt aracı, hafızayı tetikleyen ve belgeleyen bir deneyim olarak yaklaşır.Yayın Alzheimer hastalığında olağan durum ağı bağlantısallığı(Türkiye Sinir Ve Ruh Sağlığı Derneği, 2019-12) Yıldırım, Elif; Soncu Büyükişcan, EzgiAmaç: Alzheimer hastalığı (AH) beyinde yapısal ve işlevsel değişimler meydana getiren nörodejeneratif bir hastalıktır. Gelişen beyin görüntüleme yöntemleri sayesinde AH patolojisine eşlik eden yapısal ve işlevsel bağlantılardaki bozulmalar gitgide daha görünür hale gelmiştir. AH’de dinlenim durumu bağlantısallığında, özellikle de olağan durum ağı (default mode network - DMN) olarak adlandırılan içsel bağlantısallık ağında farklılaşmalar görülmektedir. Bu çalışmada DMN bağlantısallık bulgularının incelenmesi ve tartışılması amaçlanmıştır. Yöntem: İşlevsel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) çalışmalarında en yaygın kullanılan 2 temel metodoloji (tohum temelli ve bağımsız bileşen analizi) temel alınarak alanda yapılan çalışmalar incelenmiştir. Bulgular: Çalışmalar genel olarak, DMN bağlantısallığının AH süreci boyunca ilerleyici bir şekilde bozulduğunu göstermektedir. DMN alt sistemlerinin AH’nin preklinik ve prodromal evrelerinde farklı bağlantısallık örüntüleri gösterdiği de belirtilmektedir. DMN’deki bozulmanın diğer bağlantısallık ağlarındaki farklılaşma ile ilişkili olabileceğini öne süren kanıtlar da mevcuttur. Buna ek olarak, bulgular DMN’nin AH ile ilişkili nöropatoloji ve genetik risk faktörleri ile olan ilişkisine de işaret etmektedir. Sonuç: AH’nin beyinde başta DMN olmak üzere diğer dinlenim durumu ağlarında işlevsel bozulmalara yol açan yaygın bir diskonneksiyon sendromu olduğu öne sürülebilir. Buna ek olarak, preklinik vakalarda ve risk taşıyan kişilerde de saptanabilen AH ile ilişkili işlevsel bağlantısallık değişimleri AH için muhtemel bir biyo-belirteç olabilir.Yayın 6 Şubat 2023 Depremi sonrası Antakya'da bir hafıza mekanı oluşturma önerisi(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024-08-28) Gülen Schenk, Talin; Şarlak, Evangelia; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Art Theory and Criticism Master's ProgramDepremler ve savaşlar gibi olaylar toplumları derinden etkiler; ancak bu olaylarda kaybolan kültürel miraslar ve yaşanan acılar zamanla unutulmamalıdır. Bu tür olayların kolektif hafızasının korunması, toplumların direnç kazanmalarına ve kültürel miraslarını koruyabilmelerine yardımcı olur. Hafıza mekânları ve bu mekânlarda sergilenen sanat eserleri, önemli olaylardan ders çıkarılmasına ve duyguların kolektif bir şekilde paylaşılmasına katkı sağlar. Bu çalışma, 6 Şubat 2023'te Türkiye'de meydana gelen depremin ardından kolektif hafızayı koruma ve toplumsal bütünlüğü pekiştirme yöntemlerini incelemektedir. Antakya'da depremi sanat yoluyla hatırlatmak amacıyla bir hafıza mekânı oluşturulması önerisi sunulmaktadır. Bu girişim, Antakya bölgesi ve çevresinde yaşanan derin acıların ve yok olan kültürel mirasın hatırlanmasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu araştırmanın kapsamında, hafıza, bireysel hafıza ve kolektif hafıza kavramları tanımlanmaktadır. Yurtiçi ve yurtdışından örnek hafıza mekânları incelenmiş, benzer felaketler sonrasında oluşturulan hafıza mekânlarının nasıl işlediği, kolektif hafızayı nasıl şekillendirdiği ve bireyler üzerindeki etkileri ortaya konmuştur. Özellikle, 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı, Weimar-Buchenwald Toplama Kampı Anıtı, Saraybosna Savaş Çocukluğu Müzesi, Tuna Nehri kıyısındaki Ayakkabılar Anıtı, Wenchuan Deprem Anıtı, Büyük Doğu Japonya Depremi Kesennuma Şehri Anıt Müzesi ve Tayvan'daki 921 Deprem Müzesi önemli referans noktaları olarak değerlendirilmiştir. Yapılan saha çalışmaları ve sanat terapisi üzerine gerçekleştirilen atölye çalışmaları neticesinde bir hafıza mekânı kurma önerisi geliştirilmiştir. Önerilen hafıza mekânı, depremin yarattığı travmaları sanat aracılığıyla ifade etmeyi ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, etkileşimli hafıza mekânlarının, gelecekte nesillere geçmişin acılarını hatırlatırken, bu acıların tekrar yaşanmaması için önemli bir kaynak oluşturduğu vurgulanmıştır. Hafıza mekânlarının oluşturulmasında sanatın ve toplumsal katılımın anahtar rol oynadığı savunulmuştur. Bu çalışma, gelecekteki depremlere karşı dirençli bir toplumun gelişimine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.Yayın Birbirine benzemezlerin bir araya geldiği yer: Bir Başkadır(IKSAD Publishing House, 2023-03-22) Şeylan, Seher; Küçüker, Emine; Gafurova, GulnazTemel malzemesi hareketli görüntü olan diziler ve filmler karakter ve karakterlerin başından geçen kurmaca öyküler inşa etmenin yanında, anlattığı öykülerle geçmişin ve bugünün arşivini tutar. Bu özelliği ile diziler ve filmler bir anlamda toplumun hafızasıdır. Seyir sanatı olmanın çok ötesinde özelliklere sahip olan sinema bu özelliği ile seyirciyi toplumun geçmişine ve bugününe doğru yolculuğa çıkartır. Bu yolculukta kimi zaman gündelik hayatın rutinleri kimi zaman siyasal geçmiş, kimi zamanda toplumsal olaylar yer almaktadır. Sinemanın geçmişle ve bugünle olan bu ilişkisi seyirciyi sadece edilgen olarak seyreden değil aynı zamanda gösteren / dile getiren, hatırlayan /hatırlatılan olarak bir biçimde yaşanılanlara tanık kılmaktadır. Geçmişten bugüne uzanan bu yolculukta ortak bir coğrafyada yaşayanların gerek yetiştirilme tarzları gerekse bireysel görüşleri sebebi ile birbirlerine ilişkin ön yargılı tavırları ayrışmanın temelini oluşturmaktadır. Birbirlerinin hayatlarına değmeden yan yana hayatlar yaşayanların yolları gün gelip kesiştiğinde anlaşılmanın ve anlamanın zorluğu ekseninde sessiz çatışmalar baş göstermektedir. Dijital platformların artışı ile birlikte yukarda sayılı özelliklere sahip diziler de göze çarpmaktadır. Çalışma boyunca, uluslararası dijital platform Netflix’te gösterilen yönetmenliğini Berkun Oya’nın üstlendiği Bir Başkadır (2020) yapımı üzerinden gündelik hayata ilişkin ilişkiler çerçevesinde birbirine benzemeyen karakterlerin çatışmalarının yer alış biçimleri incelenecektir. Çalışma sonucunda kimlik çatışmalarının ekseninde karakterlerin geçmişleri, yetiştikleri ortam ve bu bağlamda en çarpıcı biçimde modern muhafazakar ikileminin etkisi görülmüştür.Yayın Sözden görüntüye sözlü tarih ve belgeselin kesiştiği nokta: insan hikayeleri(ISPEC Publications, 2021-07-25) Şeylan, Seher; Nalbant, Kemal GökhanSözlü tarih, kişisel tanıkların anılarının ve / veya belirli bir döneme ait deneyimlerin derinliklerini çıkararak ve değerlendirerek toplumlar tarihinin inşasına katkıda bulunan, insanı nesne konumundan özne konumuna getiren bir araştırma yöntemidir. Sözlü tarih aracılığıyla farklı toplumlardan ve kültürlerden insanları dinler, onların anılarını, deneyimlerini ve yaşam öykülerini kaydederiz. Medya, bu hikayeleri aktarabilen araçlardan biridir, ancak sahiplik yapısı nedeniyle özellikle kitle iletişim araçları, egemen olanın ve çoğunluğun sesidir. Sesleri görmezden gelinen kadınlar, erkekler ve çocuklar ise kamusal alanda seslerini bağımsız belgeseller ile duyurabilir. Ticari kanallar gibi kar odaklı olmayan belgesel, sıradan insanları ve onların hayatlarını anlatmayı hedefler. Böylece kamuoyunu sosyal bir sorun hakkında bilgilendirebilir. Yönetmenlerinin bu amaçla kullandıkları yöntemlerden biri sözlü tarihtir. Belgeseller, sözlü tarih yöntemi ile yaşadığımız dünyayla ilgili hikayeler anlatır. Bunlar genellikle kültür içinde bastırılan hikayelerdir. Yaklaşımı gereği gerçeği sunması beklenen belgesel, insan hikayelerini sözlü tarih aracılığıyla aktarırken günümüze kadar ortaya çıkmayan hikayelerin kayıt altına alınmasını sağlar. Sözlü tarih, özelliği gereği toplum içinde görülmeyenlere yer verir. Böylelikle resmi tarihe dahil olmayan mağdurların sesleri sözlü tarih aracılığıyla kayıt altına alınmaktadır. Herhangi bir soruna karşı toplumsal farkındalık yaratmak için kullanılabilecek sözlü tarih yöntemi, belgesel ve diğer görsel-işitsel medya ürünlerinde kullanıldığında çok daha etkili olacak ve beklenen mesaj toplumun daha geniş kesimlerine ulaşacaktır. Bu çalışmada belgesel ile sözlü tarihin kesişimi, Türkiye'nin bazı bölgelerinde erken yaşta zorla evlendirilen çocukların hikayesini anlatan ödüllü belgeseller Zarok (Beyazdağ, 2013) ve Çirok (Beyazdağ, 2014) aracılığıyla anlatılacaktır.












