Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 10 / 32
  • Yayın
    Resim kursunun cezaevindeki tutuklu ve hükümlü kadınların üzerinde yarattığı etkileri : Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu
    (Işık Üniversitesi, 2019-01-16) Cığırlı, Eda; Kara Sarıoğlu, Didem; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    Sanatın gelişim süreci ve insanların iç dünyasındaki değeri ilk çağlardaki insanların yapmış oldukları üretimlerden itibaren gözlemlenebilmektedir. Sanat, semboller ve imgeler ile bir araç olarak yüzyıllar boyu kullanılmış, değişen insanların ve toplulukların ifade biçimi olmuştur. Günümüzde dinamik, değişken, iyileştirici ve dışavurumcu yapısı ön plana çıkarak önem kazanmış ve önemli bir bilim dalı olan psikolojide yerini almıştır. Psikoloji, sanatın katmanlarıyla birleşerek pozitif sonuç veren sağaltım metotları geliştirmiştir. Sanatın yaygın dalı olan görsel sanatlar, psikolojinin uygulamalı alanlarında “görsel sanatlar terapisi” tanımlamasıyla bir sağaltım yöntemi olarak kullanılmaktadır. Uygulama örneklerini dünyanın dört bir yanına taşıyan ve Türkiye’de de yerini bulan bu metotlardan biri “sanatla terapi” başlığı olarak ortaya çıkmıştır. Günümüzde toplumlar yeni hümanistik değer yapılanmalarını oluşturmakta ve sanatla terapiyi insanların öz saygınlığına, korkularına, tükenmişliğine, sevgisizliğine, hissizlik duygularına odaklayarak çalışmalarını sürdürmektedir. Korkunun güvene, öfkenin de şefkate dönüştürülebildiği bir süreçten söz edilmektedir. Bugün sanatın bu işlevi, sadece toplumsal normlarla uyumlu bir birliktelik sürdüren bireyleri kapsamamaktadır. Sanat artık bu çerçevenin dışına doğru genişleyerek, özel koşullar altında yaşayan insanlar için de bir ifade alanı yaratmaktadır. Bu tez çalışmasının örneklendirdiği gibi uzun zamandır farklılaştırılmış ve panoptikon mimari yapısı içinde hapis, nezaret altında tutma, tecrit, zorla çalıştırma, eğitim ve hastane gibi kurumların içinde yaşamakta olan insanlar için resim dersleri özgür ifade alanları olmaktadır. 20. yüzyılda başlayan yeni toplum sistemi içinde bütünü gözetlemek anlamına gelen “panoptikon” sistemi, bireyleri kendi gözetiminde tutarak belirli sınırlar içinde sağaltım ve motivasyon etkinlikleri oluşturmaktadır.21. yüzyılda tüm dünyada yaygınlık kazanan bu sistemin kendi modelini, topluluklar üzerinde sessiz bir baskıyla görünür kıldığı ve bireyleri yalnızlaştırdığı, sosyologlar tarafından ifade edilmektedir. Panoptikon sisteminin yaygın olarak hapishanelerde uygulandığı bilinmektedir. Yalnızlaşan ve her an gözetlendiğini hisseden insanların davranışları böylece kontrol altına alınmaktadır. Bu ortam içinde bulunan bireylerde kişilik bozuklukları oluşabilmektedir. Panoptikon sistemi bu oluşuma karşı bir çözüm olarak sanatı ön plana çıkartmaktadır. Bu incelikli müdahale ile yapı içinde yaşamakta olan insanlara, sınırlı zaman ve alan içinde “ikincil savunma” olarak sanat üretim hakkı tanınmaktadır. Bu tez çalışması hapishane örneği üzerinden, toplumdan tecrit edilmiş insanların sanat yoluyla yeniden beceri kazanabilecekleri ve bu süreç içinde sağaltımlarını gerçekleştirebilecekleri düşüncesini referans almaktadır. Çalışma çerçevesinde Ekim 2015–Haziran 2016 tarihleri arasında Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta olan adli ve siyasi tutuklu ve hükümlü kadınların yaptıkları resimlerden –kursa katılımları ve üretimdeki devamlılıkları esas alınarak- oluşan bir seçki incelenmiş, atölye çalışmalarında resim yapabilirlik süreçleri ortaya konmuştur. Tez çalışması kapsamında, kurs süresince katılımcıları gözlemleme ve onlarla birebir çalışma deneyimi edinilmiştir. Bunun sonucunda beceri gelişimleri, içerisinde bulundukları kapalılık ortamında baskılanmış olan duygularının resim aracılığıyla aktarımını ortaya koymuştur. Bu aktarım süreci içerisinde ortak ifade biçimleri, sembol ve renkler kullanıldığı belirlenmiş bunun yanı sıra gruplar arasında tercihe bağlı olarak farklılaşan sanat malzemesi kullanımı olduğu tespit edilmiştir.
  • Yayın
    Andy Goldsworthy ekseninde arazi sanatına genel bakış
    (Işık Üniversitesi, 2011-05-31) Uzunokur, Olca; Çınar, Bülent; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans Programı
    21. yüzyılın çağdaş İngiliz arazi sanatçısı Andy Goldsworthy, yaptığı eserlerle önemli bir konuma sahiptir. Topografya, malzeme ve tarih dahil bir yerin niteliklerini iyi inceleyip bu şartlara en uygun cevabı vererek yaptığı geçici ya da kalıcı eserlerinde, yetenek ve kavramsallığın birleştiği bir içeriğe yönelen yeni eğilimlerin temsilcisidir. 20. yüzyılda sanatçılar, resim ve heykele karşı alternatif teknik ve malzeme kullanarak; sanatçının, izleyicinin rolü ve sanat nesnesinin felsefi açıdan sorgulamaya başlayarak sanat tanımını genişletmiştir. 1960'larda Amerika'da gelişmeye başlayan çevre bilinci ile Arazi Sanatı Akımı'nın içinde yer alan sanatçılar, galerilerin ve sanat pazarlayıcılarının kısıtlayıcı ve materyalist ticari zorlamalarına karşı çıkmak amacıyla, galeri ve müze gibi sergileme alanını terketmişlerdir. Dönemin çevreci hareketininde etkisiyle doğaya yönelerek çarpıcı yapıtlar üretmeyi hedeflemelerine rağmen fotoğraf, harita ya da araziden taşıdıkları taş, toprak, kum gibi malzemeleri galerilerde sergileyerek, muhalefet ettikleri güçlü sermaye gruplarına, müzelere ve galericilere gereksinim duydukları gözlemlenmiştir. Arazi Sanatı'nda bir eserin etik ve estetik açıdan doğruluğunun yamsıra ekonomik ölçüsü açısmdanda incelediğimizde; bütünlüğü, dengeyi ve biotik toplumun güzelliğini koruduğu ölçüde doğrudur, tersi ise yanlıştır. Akımın çıkışındaki hedefler ile sınırlandırılmak ya da sınıflandırılmak istemeyen Goldsworthy'nin eserlerinde; bütünlük, denge ve biotik toplumun güzelliği korunarak, insanları başka şekilde bulunamayacakları alanlara çeker, bu tutum takdir edilebilecek ve hatta koruma sağlayabilecek bir aracı görev üstlenir. Arazi Sanatçıları evrene, belki micro düzeyde etkileri olabilecek eserler yaparken insan varlığının ayırt edici özniteliğini kaybetmeme yolunu seçerek doğa üzerindeki varlığımızı sorgulama, geleceği şekillendirme ve toplum bilincini artırma eğilimini gösterirler.
  • Yayın
    Resim sanatında görsel algılama biçimleri açısından dinamizm
    (Işık Üniversitesi, 2012-09-12) Sertkan, Aslınur; Temizsoylu, Nuri; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans Programı
    Görsel algının dinamik bir süreç olmasının nedeni: Gözümüzle algıladıklarımız, Sadece nesneler, renkler ve şekiller ile yapılmış farklı düzenlemeler değildir. Belirli yönlere sahip gerilimlerin birbiriyle ilişkisi denge ya da karamsarlık yaratır. Görsel bir unsura ait büyüklük, şekil, konum, renk vb. Hepsi birer görsel güç'tür. Farklı görsel güçlerin algılanması, görme ve algılama sürecindeki dinamizmi oluşturur. Dünyayı, duyu organlarımız yoluyla algılarız. (Görmek, işitmek, dokunmak, tat almak, koklamak) Görsel uyarıların göze ulaşması, görsel duyu sürecidir. Bu uyarının anlamı ise, görsel algı sürecinin bir sonucudur. Doğal şeylerin bir sanatçı tarafından irdelenmesi ve işlenmesiyle sanat eseri ortaya çıkar. Sanatın temeli yaratıcılık tarafından belirlenir. Sanatçı izleyiciye ulaşana kadar birçok üretim sürecini izler. Bu süreci; algı, imgelemler, deneme-araştırmalar, bulma ve araştırmalar, yeniden yorumlama ve özgünlük olarak sıralayabiliriz. Düşünmenin yanı sıra algının bu sıralamada rolü büyüktür. Sanatçının algı ile etrafını fark etmesi ile başlayan bir öğrenme süreci vardır. Sanatçı iç dünyasını dışa vurma gereksinimini yaratma süreci ile tamamlamaktadır. Sanat her zaman sanatla beslenmiştir, sanatçılar diğer sanatçıların buluşlarından etkilenmiş ya da onları reddetmişlerdir. Bu şekilde devam eden süreç içinde akımlar birbirini izlemiş ve bunlar sanatsal kültürel yapıyı oluşturmuştur. Yaratıcılık bir iç sorgulamayla başlayabilmektedir. Görsel sanatlar özellikler sanatçının fizyolojik görsel yapısına ve ortaya koyduğu, yorumladığı işin görsel dinamik yapısına bağlıdır. Buna varabilmek ve gereken yolu oluştururken neleri irdelemek gerektiğini çalışmamızda algı, görme, gestalt kuramı, görsel öğelerin psikolojik etkileri ve temel sanat eğitiminde görsel etkilerin kişi ve eğitimindeki eğilimleriyle gerekli sonuca varılmaya çalışılmıştır.
  • Yayın
    Lacan ve resimde arzunun kayıp nesnesi
    (Işık Üniversitesi, 2021-08-31) Kaçmaz, Zülküf; Hatipoğlu, Özlem; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans Programı
    İnsanın arzu nesnesiyle ilişkisi ruhsal yapısının şekillenmesinde önemli rol oynar ve bu ruhsal yapı yaşamı derinden etkiler. Dolayısıyla insanı anlamanın yolu ruhsal yapıyı anlamaktan geçer. Burada psikanaliz, ruhsal yapıdan hareketle insana ait olanı anlamaya çalışırken sanat ise yine ruhsal yapıdan hareketle insana ait olanı anlatmaya çalışır. Nitekim ruhsal yapı, her iki disiplinin kesiştiği nokta olmaktadır. Lacan’a göre yaşamın ilk aylarında özne dünyayı imgeler aracılığıyla algılar. Ardından özne bir kimlik sahibi olacağı “ayna evresine” girer. Başlangıçta ayna karşısında kendi imgesini tanıyamayan çocuk geçen zamanla birlikte kendini tanır ve buna bağlı olarak ego sahibi olmaya başlar. İmgesel dönemin ardın çocuk dil aracılığıyla yasayla karşılaşır. Bu yasa Öteki’nin yasasıdır ve Lacan buna “simgesel düzen” adını verir. Çocuk burada yaşayacağı dünyanın kurallarıyla karşılaşır. Ayrıca simgesel düzenin dışında kalan ve dil öncesi döneme ait yaşantıların oluştuğu gerçek düzendeki etkiler de yaşama dokunur. Dolayısıyla sanatçı bilinç dışının bu etkilerini derinden hisseder ve yer yer yapıtında anlatmaya çalışır. Çalışmamızda sanat ve psikanalizin kesiştiği nokta olan ruhsal yapıyı şekillendiren arzu nesnesinin adı geçen sanatçıların yapıtlarındaki iz düşümleri renk, biçim, teknik, üslup, konu gibi ögeler üzerinden incelenecektir. Lacan’a göre Öteki’nin arzusunu arzulamanın, imkansızın peşine düşmenin ve arzunun o kayıp nesnesinin ruhsal dünyada yarattığı etkiler imgesel, simgesel ve gerçek bağlamında incelenecek, bununla birlikte bu durumun sanat yapıtlarındaki yansımaları analiz edilecektir. Nitekim bu çalışmada insanın ruhunu anlamaya yönelik bir kuram ortaya koyan Jacques Lacan’ın, kullandığı Öteki’nin bakışı, objet petit a, arzu nesnesi, bakış, Baba’nın yasası, kaygı, skoptik dürtü, tukhe ve automaton gibi kavramları ve bunların ruhsal dünyaya etkileri bağlamında bu etkilerin sanat yapıtında renk, biçim, teknik, konu gibi iz düşümlerle kendini göstermesi yer almaktadır. Sanat yapıtı oluşma sürecinde ruhsal dünyadan beslenir ve doğrudan izleyicinin ruhuna temas eder. Neticede psikanalist insanı anlamaya çalışırken sanatçı yapıt aracılığıyla onu anlatır.
  • Yayın
    İnsan-doğa ilişkisinde yaşanan değişimler ve sanata yansımaları
    (Işık Üniversitesi, 2022-02-05) Kara, Nagehan; Öndin, Nilüfer A.; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans Programı
    Dünyanın 4,5 milyar, canlı hayatının 3,8 milyar yıllık tarihi içinde yaklaşık sadece 300 bin yıllık bir geçmişe sahip insan, günümüzdeki çevre ve iklim krizinin nedeni, Dünyayı yok oluşa götürecek ve yeni bir jeolojik döneme geçilmesini sağlayacak kadar önemli bir etken olarak görülmektedir. 2000’lerin başında, J. Paul Crutzen tarafından öne sürülen Antroposen/Anthropocene (İnsan Çağı) tezine göre, Sanayi Devrimi ile girilen yeni jeolojik dönemde yerküre üzerindeki değişim, kirlenme, çevre ve iklim sorunlarının yaratıcısı insandır. İnsanın doğa üzerindeki dönüştürücü, yıkıcı etkileri, küresel ısınma, iklim krizi, çevre sorunları gibi meseleler, sanatın/sanatçının bu sorunlar karşısında yapabilecekleri Türkiye kültür sanat ortamında yoğun olarak tartışılan bir olgudur. Çalışma günümüzde yaşadığımız çevre ve iklim krizini ortaya çıkaran tarihsel nedenleri, süreçleri, bu süreçlerde insanın doğa düşüncesinde ve algısında yaşanan değişimleri ve sanata yansımalarını araştırmayı amaçlamaktadır. Sadece belirli bir kuramsal teoriye, tarihsel döneme ya da bir sanat akımına bağlı kalmak yerine insanın doğa ile olan ilişkisindeki dönüşüm geriye dönük incelenmeye çalışılmış, jeolojik dönemler ana başlıkları altında toplanmıştır. İnsanın doğaya bakışı, doğa ile olan ilişkisindeki değişimler, onu yorumlama tarzındaki değişimlerin en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmakta, dönemin sanat formlarına, üretilen biçem ve içeriğe de yansımaktadır. Çalışmada değişen doğa algısının, düşüncesinin sanata nasıl yansıdığı, sanatı ve sanatçıları nasıl etkilediği, insanın/sanatçıların doğayı, çevreyi nasıl yorumladıkları ekoeleştirel bir yaklaşımla incelenmeye çalışılmıştır.
  • Yayın
    Sanatta yeni figürasyon olgusu ve yeni dışavurumcu resim anlayışı
    (Işık Üniversitesi, 2012-06-04) Zeki, Semih; Akdeniz, Halil; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    Bu tezin temel amacı, sanatta Yeni Figürasyonun ortaya çıkışı, bunu hazırlayan sanat oluşumları, Yeni Dışavurumculuğa zemin hazırlayan Dışavurumcu sanatın, resimsel bağlamda oluşum süreçlerini ortaya koymaktır. İlk bölümde öncelikle Dışavurumcu Sanatın ortaya çıkışını, 1950 öncesindeki Amerika ve Avrupa’daki sanat oluşumlarını, sonraki bölümde ise Soyut Dışavurumculuk ve buna karşı gelişen Pop Art’tan başlayarak, Foto(Hiper) Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik hareketleri ele alınmıştır. Daha sonraki bölümlerde ise Yeni Dışavurumcu Sanatın Almanya, İtalya ve Amerika üçgenindeki öne çıkan sanatçıları, son bölümde de Postmodernizm ve resimde yeni dönem ile beraber Yeni Figürasyon ve Yeni Dışavurumcu Sanat’ın Türkiye’deki yansıması irdelenmiştir.
  • Yayın
    Edward Hopper ile günümüzde ruhunu kaybeden insanlara bakış
    (Işık Üniversitesi, 2018-08-31) Fazla, Pınar; Tandırlı, Emre; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    Ressam Edward Hopper'ın sanatı ile günümüzde soyutlanma yaşayan bireylerin yaşamları arasındaki benzerlik ortaya konmuştur. Günümüzdeki bireylerin yaşamlarındaki soyutlanma, ruhsal yönden incelenmiştir. Günümüzdeki bireylerin yaşadığı soyutlanma ve ruhsuzlaşmanın nedenleri incelenmiştir. Bu soyutlanma ve ruhsuzlaşma sorunundan kaynaklanan yalnızlaşma olgusu olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alınmıştır. Ruhsal rahatsızlıkların nasıl ortaya çıktığı, geçmişte ve günümüzde bu hastalıklara nasıl tedaviler uygulandığı ve bireylerin yaşamakta olduğu soyutlanma, yalnızlık ve ruhsuzlaşma sorununun nereye varabileceği araştırılmıştır. Bu sorunların ortadan kalkması yahut en aza indirgenmesi için, bireylerin, ailelerin, eğitimcilerin ve sanatın neler yapması gerektiği konusunda farkındalık oluşturmak amaçlanmıştır.
  • Yayın
    Merleau-Ponty, Sartre ve Lacan'ın yaklaşımları ekseninde sanatta 'bakış'
    (Işık Üniversitesi, 2014-09-15) Delemen, Gül; Akdeniz, Halil; Şahiner, Rıfat; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans Programı
    Bu tezin temel amacı, Merleau-Ponty, Sartre ve Lacan’ın sanatta ‘bakış’ görüşlerini ortaya çıkarmaktır. Bunu yaparken de, sanattaki ‘bakış’ın değişkenliğini; çağa,zamana, zamanın ruhuna dönük biçimlenmesini anlamak, anlatmaktır. Tezde öncelikle; ilk bölümde bakmak, görmek arasındaki fark belirtilerek, felsefe ile sanatın ortak izdüşümü olan algının ifadesi, diğer bölümlerde ise; Merleau-Ponty, Sartre ve Lacan’ın sanatta ‘bakış’ın izdüşümü irdelenmiştir.
  • Yayın
    Sanat yapıtının farklı mekanlarda anlam problematiği
    (Işık Üniversitesi, 2015-05-14) Mengeş, Ferahi; Akdeniz, Halil; Zeytinoğlu, Emre; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans Programı
    Tarih boyunca, sanat ve mekan arasındaki ilişki sürekli değişim gösterir. Nadire kabineleri, değerli nesnelerin biriktirilip gösterildiği mekansal düzenlemelerin ilk örnekleridir. Tarihsel aşamalar boyunca gelişen ve büyüyen kabineler, müzelere dönüşmeye başlar. Kabinelerdeki akıldışı ve hayal gücüyle oluşturulan düzen, müzelerde yerini akılcı, bilimsel ve tarihsel disiplinlere bırakır.Nesnelerin teşhir edildikleri mekanlarla olan bağları, tarihsel süreci kapsayan gelişmelere paralel olarak,değişim göstermiştir. Sosyo-ekonomik ve kültürel politikaların kuşattığı sistemin etkisi sonucu dönüşen sanat, daima özgürlük arayışı içinde olmuştur. Sanatçıysa, yeni anlatım biçimleri ve deneyimlerle, sistemin yönlendiriciliği ve tahakkümleri karşısında yer almaktadır.
  • Yayın
    Şamanizmin günümüz sanatına yansımaları
    (Işık Üniversitesi, 2015-07-31) Tanpolat, Nihal; İslimyeli, Balkan Naci; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Yüksek Lisans Programı
    İçinde yaşadığımız dünyada her şey doğanın bir parçasıdır. İlkel insan, kendi imgesini oluştururken tamamen doğal malzemelerle, doğal alanlarda hareket etmiştir. Doğa bir anlamda sanatçının sözlüğüdür. Sanat insanın yeryüzünde var olabilme nedeni, dayanak noktası, yol göstericisi olmuştur. Sanat özünde bir büyüdür. Bu yüzyılda gelişen avangart sanat kavramları ise sanatçıya ilkel kültürlerde olduğu gibi bir şaman değeri yüklemiştir. Şamanizm’in etkileri, batı sanatında olduğu gibi çağdaş Türk sanatçılarının eserlerine yansımıştır.