Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 10 / 37
  • Yayın
    Covid-19 sürecinde öz duyarlık ve psikolojik sağlamlık ile depresyon, anksiyete, stres arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2021-06-17) Önel, Selin Nur; Arıcı Özcan, Neslihan; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu çalışmanın amacı, pandemi sürecinde bireylerin öz duyarlıkları ve psikolojik sağlamlıkları ile depresyon, anksiyete ve stres düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek; öz duyarlık ve depresyon, anksiyete, stres düzeyleri arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracı rolünü belirlemek; Covid-19 tanısının varlığına göre depresyon, anksiyete, stres belirtilerinin farklılaşıp farklılaşmadığını taramak ve bu belirtilerin yaygınlığını saptamaktır. Araştırmanın örneklemini, 25-65 yaş aralığında (Ort=39.21, SS=12.19), Covid-19 tanısı alan 180 kişi ve Covid-19 tanısı almayan 410 kişi olmak üzere toplamda 590 kişi (kadın=351, erkek=239) oluşturmaktadır. Katılımcılara sırasıyla, Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu, Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Öz-Duyarlık Ölçeği (ÖDÖ), Depresyon- Anksiyete- Stres Ölçeği -21 (DASÖ-21) ve Connor - Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CD-RISC) uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde SPSS 23 paket programı ve Hayes’ Process Makrosu kullanılmıştır. Çalışma sonucunda öz duyarlık ile psikolojik sağlamlık düzeyi arasında pozitif yönde; psikolojik sağlamlık düzeyi ile depresyon, anksiyete ve stres düzeyleri arasında negatif yönde; öz duyarlık düzeyi ile depresyon, anksiyete ve stres düzeyleri arasında negatif yönde istatistiksel açıdan anlamlı ilişkiler olduğu saptanmıştır. Ayrıca psikolojik sağlamlığın, öz duyarlık düzeyi ile depresyon ve anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkide aracı bir rol oynadığı; öz duyarlık düzeyi ile stres düzeyi arasındaki ilişkide ise aracı bir rolünün bulunmadığı tespit edilmiştir. Covid-19 tanısı bulunan; Covid-19 için risk grubunda olunmasına yol açan kronik bir hastalığa sahip olan; kronik hastalığa sahip olan bireylerle aynı haneyi paylaşan; sevilen bir yakınını Covid-19 sebebiyle kaybeden ve sevilen bir yakını Covid-19 sebebiyle hastanede yatarak tedavi gören katılımcıların diğer katılımcılara oranla depresyon, anksiyete ve stres düzeylerinin istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Araştırmada ulaşılan sonuçlar, Covid-19 sürecinin zorlayıcı bir yaşam olayı olduğuna dair bulgular sunmuştur. Sonuçlar ayrıca, zorlayıcı yaşam olaylarının yol açtığı psikolojik belirtiler karşısında öz duyarlık ve psikolojik sağlamlık kavramlarının koruyucu bir rol oynadığına işaret etmektedir. Araştırma bulgularımızın Covid-19 kontrolü sırasında erken psikolojik müdahaleler için teorik, temel ve uygulanabilir stratejiler sağlayabileceği düşünülmektedir.
  • Yayın
    Dehb tanısı almış çocukların aile resmi çizimlerinin algılanan ebeveyn tutumları ve anksiyete düzeyleri ile ilişkisi
    (Işık Üniversitesi, 2017-08-07) Çakır, Büşra; Mazlum, Betül; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: DEHB çocukluk çağında en sık görülen nörogelişimsel bozukluklardan biridir ve sıklıkla öğrenme güçlüğü, gelişimsel dil patolojileri, içe atım ve dışa vurum sorunları başta gelmek üzere başka bozukluklarla birliktelik gösterir. DEHB’nin tedavisi sırasında bu komorbid durumların tanınması ve tedavisi de oldukça önemlidir. Bu çalışmada, DEHB tanısı alan çocukların aile resmi çizimleri ile çocukların algıladıkları ebeveyn tutumları ve anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma grubu 7-13 yaş arasında 36 çocuk ve annesinden oluşmuştur. Örneklemdeki tüm çocuklara Ana Baba Tutumları Envanteri, Kinetik Aile Çizim Testi ve Durumluk- Sürekli Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Anneler ise Conner’s DEHB Ebeveyn Değerlendirme Ölçeği ve Sosyodemografik Veri Formu doldurmuştur. Bulgular: DEHB tanılı çocuklar ve kontrol grubu arasında ana baba tutumları bakımından anlamlı fark bulunmuştur. Araştırma grubunun sürekli kaygı düzeyleri kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulunurken, durumluk kaygı düzeyleri iki grup arasında farklı bulunmamıştır. Ayrıca DEHB tanısı alan çocukların aile resmi çizimlerinin bu çocuklarda sürekli kaygı düzeyini yordamada faydalı olabileceği görülmüştür. Sonuç: Sonuç olarak çocuk resimlerinin, DEHB tanılı çocukların değerlendirme sürecinde muayeneyi tamamlayıcı önemli bir araç olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
  • Yayın
    Yüksek kaygı ve depresyon düzeyinin evlilik yaşamı ile ilişkisinin değerlendirilmesi
    (Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Durmuşoğlu Irmak, Beyza; Yücel, Saime Vicdan; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu çalışmada evli bireylerin evlilikleriyle depresyon ve kaygı düzeyleri arasında ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: 18 yaş ve üzeri en az 1 yıldır evli olan, İstanbul İli Kartal, Maltepe, Sarıyer ve Şişli İlçelerinde ikamet eden bireyler arasından amaçlı örnekleme tekniği ile seçilen 263 kişiye anket uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre sürekli kaygı; saplantılı bağlanma, kayıtsız bağlanma ve korkulu bağlanma düzeyini artırırken; güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Durumluk kaygı ise kayıtsız bağlanma ve korkulu bağlanma düzeyini artırmakta; güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Depresyon; kayıtsız ve korkulu bağlanma düzeylerini artırırken, güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Saplantılı bağlanma, evlilik süresi ve çocuk sayısına göre farklılaşmaktadır. Kayıtsız bağlanma; evlilik süresi, çocuk sayısı, eşin eğitim durumu ve aylık kazanca göre farklılaşmaktadır. Korkulu bağlanma; evlilik yaşı, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Güvenli bağlanma; evlilik yaşı, eşler arası yaş farkı, eş ile akrabalık durumu, çocuk sayısı, eğitim durumu ve eşin eğitim durumuna göre farklılaşmaktadır. Durumluk kaygı; evlilik süresi, evlilik yaşı, eşler arası yaş farkı, evlenme karar şekli, eş ile akrabalık durumu, çocuk sayısı, eğitim durumu, eşin eğitim durumu, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Sürekli kaygı; cinsiyet, yaş, eşler arası yaş farkı, çocuk sayısı, eşin eğitim durumu, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Depresyon; cinsiyet, evlilik yaşı, çocuk sayısı, eğitim durumu ve eşin eğitim durumuna göre farklılaşmaktadır. Sonuç: Kaygı ve depresyonun evlilik yaşantıları üzerinde olumsuz etkileri olduğu tespit edilmiştir.
  • Yayın
    Suriyeli sığınmacılarda Türklerle temas ve psikolojik iyi oluş ilişkisinde aracı değişkenler
    (Sanat ve Dil Araştırmaları Enstitüsü, 2019-10-10) Bağcı Hemşinlioğlu, Sabahat Çiğdem; Canpolat, Esra
    Son yıllarda Türkiye’de ve dünyada artan göç sayısı ile birlikte, farklı gruplar arasındaki ilişkileri düzenlemek ve uyum sürecinde çeşitli zorluklar yaşayan göçmen, sığınmacı ve mülteci grupların psikolojik iyi oluşlarını arttırabilmek adına gruplararası temasın etki mekanizmasının anlaşılması bir gereklilik haline gelmiştir. Bu araştırmanın amacı, Suriyeli sığınmacıların Türklerle temasının psikolojik iyi oluşlarıyla ilişkisinde gruplararası kaygı, içgrupla özdeşleşme ve toplumsal kabullenilmenin aracı rolünü incelemektir. Toplamda 163 Suriyeli katılımcı (88 kadın, 75 erkek) gruplararası temas, gruplararası kaygı, çoklu-grup kimlikle özdeşleşme, toplumsal kabullenilme ve psikolojik büyüme ölçeklerini cevaplandırmıştır. Araştırmanın sonucunda, olumlu temasın gruplararası kaygı ile olumsuz, içgrup kimlikle özdeşleşme ve toplumsal kabullenme ile olumlu yönde ilişkili olduğuna dair bulgular elde edilmiştir. Aynı zamanda, gruplararası kaygı, kimlikle özdeşleşme ve toplumsal kabullenilme psikolojik iyi oluşu anlamlı şekilde yordamaktadır. Gruplararası temas ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin doğrudan anlamlı olmadığı; ancak bu ilişkinin üç aracı değişken aracılığıyla dolaylı olarak anlamlı olduğu bulunmuştur. Bulgular Suriyeli sığınmacıların Türklerle olumlu temasının psikolojik iyi oluşlarına olumlu katkısının altını çizmektedir.
  • Yayın
    Psikoterapistlerde durumluk ve sürekli kaygı ile kişilik özelliklerinin terapötik ittifak üzerindeki yordayıcı rolü
    (Işık Üniversitesi, 2021-06-18) Büyükbaş, Serpil; Erdoğdu, Emel; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu araştırmanın amacı psikoterapistlerin terapötik ittifak düzeylerinin belirlenmesi, kişilik özellikleri, kaygı düzeyleri, terapi bağlamı ve diğer sosyodemografik özellikler ile ilişkisinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini aktif danışan gören psikolog, klinik psikolog, psikiyatrist olmak üzere 177 psikoterapist oluşturmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılara Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Terapötik İttifak Ölçeği Terapist Formu, Beş Faktör Kişilik Özellikleri Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda psikoterapistlerin algıladığı terapötik ittifak düzeyi ile durumluk ve sürekli kaygı arasında negatif yönde anlamlı ilişki gözlenmiştir. Terapötik ittifak ile sorumluluk, yumuşak başlılık, deneyime açıklık ve dışadönüklük kişilik özellikleri arasında pozitif, nevrotiklik arasında ise negatif yönde anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Aynı zamanda sorumluluk, yumuşak başlılık kişilik özellikleri ve durumluk kaygısı terapötik ittifak toplam puanı üzerinde yordayıcı etkiye sahip bulunmuştur. Yaş, psikoterapistlerin danışan gördüğü yıl ve danışan sayısı arttıkça terapötik ittifak düzeylerinin de arttığı görülmüştür. Terapi bağlamı ile terapötik ittifak ilişkisine bakıldığında, çevrimiçi terapi ve yüz yüze terapilerde kurulan terapötik ittifak düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Araştırma sonucunda aktif danışan gören psikoterapistlerin danışanları ile kurdukları terapötik ittifak düzeyleri üzerinde ilişkili olabilecek değişkenler incelenmiş ve anlamlı bulgulara ulaşılmıştır. Bu çalışmada incelenen tüm değişkenler arasından sorumluluk, yumuşak başlılık ve durumluk kaygısının psikoterapistlerde terapötik ittifak düzeyini öngörmede önemli faktörler olduğu ve çevrim içi ile yüz yüze terapi bağlamı için terapötik ittifak düzeyinin eşit derecede güçlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma bulguları ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
  • Yayın
    Bir grup üniversite öğrencisinde internet kullanım düzeyi, anksiyete ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2019-05-21) Polater, Ege; Yücel, Saime Vicdan; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Üniversite öğrencilerinde internet kullanımı, anksiyete ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi. İnternet kullanımının ve anksiyetenin uyku kalitesini yordayıcı etkisini araştırmak. Yöntem: Araştırmamıza, İstanbul ilinde yaşayan, özel ve devlet üniversitelerinde eğitim gören 18-29 yaş aralığında bulunan 132’si kadın ve 97’si erkek olmak üzere toplamda 229 kişi katılmıştır. Bütün katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi uygulanmıştır. Bulgular: 229 kişi ile yapılan çalışmada 219 (%95.6) kişinin internet bağımlılık semptomu göstermediği, 10 (%4.4) kişinin ise sınırlı semptom gösteren grupta olduğu bulunmuştur. İnternet bağımlılığı gösteren hiç bir katılımcı saptanmamıştır. Katılımcıların 89 (%38.9)’inin iyi uyku kalitesine, 140 (%61.1) tanesinin kötü uyku kalitesine sahip oldukları bulunmuştur. Yapılan Pearson korelasyon analizi sonucunda, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi’nin birbirleriyle pozitif yönde anlamlı ilişkili olduğu bulunmuştur. Çoklu regresyon analizi sonucunda internet bağımlılığının uyku kalitesini anlamlı bir şekilde yordadığı saptanmıştır. Çoklu regresyon analizi sonucunda anksiyete seviyesinin uyku kalitesini anlamlı bir biçimde yordamadığı saptanmıştır. Sosyodemografik değişkenlerden, sosyoekonomik düzeye ve internetin kullanım amacına göre internet bağımlılığı skorlarının anlamlı olarak fark gösterdiği bulunmuştur. Günlük internet kullanma saati ile internet bağımlılığı arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sosyodemografik değişkenler ile anksiyete ve uyku kalitesi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç: Bulgularımız sonucunda uyku kalitesinin, internet bağımlılığı tarafından yordandığını ancak, anksiyete seviyesinin uyku kalitesini anlamlı bir şekilde yordamadığı saptanmıştır. Çalışmanın literatüre katkıları, çalışmanın sınırlılıkları ve gelecek çalışmalar için öneriler bulgular sonucunda tartışılmıştır.
  • Yayın
    Üniversite öğrencilerinde bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile depresyon ve kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2018-06-04) Yöş, Begüm; Balkır Neftçi, Nazlı; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu çalışmanın amacı bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin depresyon ve kaygı düzeylerine göre nasıl farklılaştığı, hangi stratejilerin depresyona hangi stratejilerin kaygıya özgü olduğunu araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya 18-30 yaş arası İstanbul ilinde bulunan Marmara Üniversitesi ve Işık Üniversitesi öğrencileri ve mezunlarından 350 kişi katılmıştır. Katılımcılara Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği verilmiştir. Katılımcılar gruplara yapılan ölçeklerden elde edilen depresyon ve anksiyete skorlarına göre ayrılmıştır. Buna göre depresyon ve anksiyete skorları düşük olan ilk grup kontrol grubu, depresyon skoru yüksek anksiyete skoru düşük olan ikinci grup depresyon grubu, anksiyete skoru yüksek depresyon skoru düşük olan üçüncü grup anksiyete grubu, hem depresyon hem anksiyete skoru yüksek olan dördüncü grup depresyon+anksiyete grubu olmak üzere dört grup oluşturulmuştur. Bulgular: Elde edilen bulgulara göre 4 grup depresyon ve anksiyete skorları bakımından anlamlı derecede farklılık göstermektedir. Bilişsel duygu düzenleme stratejilerine bakıldığında ise yine bu 4 grup kendini suçlama, ruminasyon, olumlu yeniden değerlendirme, plan yapmaya yeniden odaklanma, olumlu yeniden odaklanma, olayın değerini azaltma ve felaketleştirme stratejilerinin kullanım sıklığı bakımından anlamlı derecede fark bulunmuştur. Anksiyete grubu, depresyon grubu ve anksiyete+depresyon grubu karşılaştırıldığında kendini suçlama, depresyon ve depresyon+anksiyete grubunda anksiyete grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Ruminasyon ve felaketleştirme depresyon+anksiyete grubunda, depresyon ve anksiyete gruplarına göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Olumlu yeniden odaklanma için 3 grup arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Plan yapmaya yeniden odaklanma, depresyon+anksiyete grubu, anksiyete grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Olumlu yeniden değerlendirme, depresyon ve depresyon+anksiyete grubunda anksiyete grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Olayın değerini azaltma, depresyon ve depresyon+anksiyete grubunda anksiyete grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Sonuç: Depresyon ve anksiyetede hangi bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin daha sık kullanıldığı ve hangilerinin anksiyete üzerinde özelleştiğini bilmek tedavi sürecine ışık tutacaktır.
  • Yayın
    9-12 yaş grubu çocukların çizdikleri resimlerle depresyon, kaygı ve özsaygı değişkenleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2018-06-04) Çelik, Fatma Yağmur; Aktan, Zekeriya Deniz; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu çalışmanın amacı 9-12 yaş grubu çocukların depresyon kaygı ve özsaygı gibi ruh sağlığı değişkenleri ile çocuk çizimlerinden ruh sağlığına dair elde edilen ipuçları arasındaki olası ilişkileri araştırmaktır. Toplamda 120 katılımcının bulunduğu bu çalışmada, katılımcıların ruh sağlığı değişkenlerini değerlendirmek adına Çocuk Depresyon Ölçeği, Coopersmith Özsaygı Ölçeği ve Çocuklar için Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Yöntem: Katılımcıların çizdikleri resimlerden ruh sağlığına dair elde edilen ipuçlarıyla, araştırma ölçeklerinden elde edilen puanların karşılaştırılması korelasyon analiziyle yapılmıştır. Diğer taraftan depresyon, özsaygı ve kaygı düzeyi üzerinde demografik özelliklerin etkilerinin anlamlılığı “T testi” analiz adımlarıyla incelenmiştir. Bulgular: Analizler sonucunda Coopersmith Özsaygı Ölçeğinden alınan puanlar ile çocuk resimlerinden düşük özsaygıya dair elde edilen puanlar arasında orta düzeyde anlamlı negatif bir korelasyon (r = -.47, p < .01) olduğu görülmüştür. Kovacs Depresyon ölçeğinden alınan puanlar ile çocuk çizimlerinden elde edilen depresyon ipuçları arasında orta düzeyde anlamlı (r =.80, p < .01) bir ilişki saptanmıştır. Çocuklar için Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri”nin Durumluk kaygı alt boyutundan alınan puanlar ile çocuk resimlerinden kaygıya dair ipuçları arasında ( r = .52, p < .01)Sürekli Kaygı Envanteri”nin Süreklilik kaygı alt boyutundan alınan puanlar ile çocuk resimlerinden elde edilen kaygı ipuçları arasında ise orta düzeyde anlamlı ( r = .60, p < .01) bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Bu araştırmadan elde edilen verilere göre çocuk resimlerinden elde edilen ipuçlarının ruh sağlığı değerlendirmesinde anlamlı bir araç olduğu söylenebilir. Tüm bu veriler değerlendirildiğinde bu çalışmanın, ebeveyn ile öğretmenlerin resimler aracılığıyla elde ettikleri ipuçlarına dayanarak, çocukların gecikmeden profesyonel destek alabilmelerine, teşhis ve tedavi sürecini hızlandırılabilmelerine ve çocukların duygusal ihtiyaçlarına daha hızlı cevap verebilmelerine destek olduğu söylenebilir.
  • Yayın
    COVID-19 döneminde algılanan tehdit, kaygı ve dürtüsel satın alma ilişkisinde algılanan duyarlılığın ve ciddiyetin moderatör rolü
    (Büşra Sena Çakmak (Yusen Yayıncılık), 2021-06-25) Sağlam, Mehmet; Tavman, Emine Başak
    Tüm dünyanın gündemine oturan küresel COVID-19 salgını milyarlarca insan arasında korku, panik ve belirsizliği tetikleyerek tüketicilerin dürtüsel satın alma davranışı sergilemesine neden olmuştur. Bu davranışın öncüllerinin ve düzenleyicilerinin neler olduğu ise merak konusudur. Bu çalışmada, Türkiye’deki COVID-19 salgını bağlamında uyarıcı-organizma-tepki (S-O-R) Paradigması ve Sağlık İnanç Modeli çerçevesinde, algılanan tehdidin (uyarıcı) kaygı (organizma) üzerindeki etkileri ve kaygının dürtüsel satın alma davranışı (tepki) üzerindeki etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Ek olarak, algılanan duyarlılık ve algılanan ciddiyet değişkenlerinin bu ilişkiler üzerindeki düzenleyici etkileri araştırılmıştır. Çalışmada kolayda örnekleme ve kartopu örnekleme yöntemi kullanılmış ve veriler Google Forms üzerinden online anket aracılığıyla toplanmıştır. Çalışma 403 katılımcı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 24 ve AMOS 24 programları kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, algılanan tehdidin kaygı üzerinde etkisi olduğu ve algılanan duyarlılık ve ciddiyetin bu ilişkide düzenleyici role sahip olduğu, ayrıca kaygının dürtüsel satın alma üzerinde etkisi olduğu ve yine algılanan duyarlılık ve ciddiyetin bu ilişkide düzenleyici role sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
  • Yayın
    Meme kanseri tanılı hastalarda hastalık algısı, anksiyete, depresyon ve eş uyumu ilişkisi: kontrollü bir çalışma
    (Işık Üniversitesi, 2017-01-05) Alamış, Buse; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Problemin tanımı: Bu araştırmanın amacı, meme kanseri tanılı hastalarda hastalık algısı, anksiyete, depresyon ve eş uyumu ilişkisini incelemektir. Yöntem: Çalışmada, cerrahi operasyon geçirmiş meme kanseri tanısı alan kadınlar ile meme kanseri tanısı olmayan ve başka bir nedenle cerrahi operasyon geçirmiş kadın hastalar karşılaştırılmıştır. Araştırmanın örneklemi, Özel Gaziosmanpaşa Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Merkezi'ne başvuran 35 kadından oluşurken kontrol grubu ise Genel Cerrahi Polikliniği'ne başvuran 35 kadından oluşmaktadır. Veriler Sosyodemografik Veri Formu, Çiftler (eşler arası) Uyum Ölçeği (ÇUÖ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) ve Hastalık Algısı Ölçeği (HAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışma ve kontrol grupları yaş ortalamaları sırasıyla 47.03±7.79 ve 44,51±9,00 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Çalışma grubu ile kontrol grubu arasında medeni durum, eğitim, meslek bakımından istatistiksel olarak fark bulunamamıştır. Çalışma ve kontrol grubu arasında menopoz yaşı, ailedeki meme kanseri öyküsü, hastalıktan çevreye bahsetme, ameliyattan sonra cinsel ilişki sıklığı, ameliyattan sonra cinsel ilişkiden alınan zevk, ameliyattan sonra giyim ve kendine bakım, ameliyattan memnuniyet, hastalık hakkında bilgi, hastalıktan sonra eş davranışı, radyoterapi, kemoterapi, ameliyattan sonra korku ve endişe açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Meme kanseri tanılı kadınlarda ÇUÖ puanları kontrol grubundaki kadın hastalara oranla anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Her iki gruptaki HADÖ ile ölçülen anksiyete ve depresyon düzeyleri karşılaştırıldığında benzer şekilde meme kanseri tanılı hastalarda anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. HAÖ ile ölçülen hastalık algısı toplam puanı ve alt boyutların her üçünden (belirtiler, algı ve nedenler) alınan puanlar, meme kanseri tanılı hastalarda kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Özetle çalışmamızda, kadınlarda çok sık rastlanan bir sağlık problemi olan meme kanserinde hastalık algısı ve eşler arası uyumun yanı sıra anksiyete ve depresyon düzeylerine dikkat çekilmiş, hastalık değişkenleri açısından incelenmiş ve sonuçlarımız literatür ışığında tartışılmıştır.