11 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 10 / 11
Yayın Sağlık çalışanlarında ikincil travmatik stres: Covid-19 pandemi sürecine özgü bir çalışma(Işık Üniversitesi, 2022-06-17) Polat, Elif Aybüke; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu çalışmanın amacı sağlık çalışanlarının ikincil travmatik stresleri, psikolojik dayanıklılıkları ve uyum bozucu şemaların ilişkisini Covid-19 süreci içerisinde incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 190’ı (%72.8) kadın 71’i (%27.2) erkek olmak üzere toplamda 261 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılara çevrimiçi yollar ile ulaşılmıştır. Örneklemin yaş ortalaması 41.6±9.70’tir. Tüm katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, İkincil Travmatik Stres Ölçeği (İTSÖ), Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ) ve Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YSÖ) uygulanmıştır. Veri analizinde bağımsız gruplar t testi, tek yönlü ANOVA, Pearson korelasyon analizi, basit doğrusal regresyon ve çoklu doğrusal regresyon kullanılmıştır. Bulgular: Örneklemin çoğunluğunu kadın (%72.8), evli (%65.9), çocuğu olan (%68.2) ve doktor (%41.4) bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların çoğunun kendisi (%60.2) veya yakını (%87.4) Covid-19 enfeksiyonu geçirmiştir. Ayrıca büyük çoğunluğu yalnız yaşamamaktadır (%91.2). Sonuçlarımız, uyum bozucu şemaların psikolojik dayanıklılığı yordadığını, uyum bozucu şemalar ile psikolojik dayanıklılığın ise ikincil travmatik stresi yordadığını göstermektedir. Kadın, hemşire, yalnız yaşamayan, Covid-19 ile doğrudan temas eden ve yakını Covid-19 geçiren katılımcıların ikincil travmatik stres düzeylerinin anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bu bulgular sonucunda uyum bozucu şemalara sahip olan bireylerin psikolojik dayanıklılıklarının daha düşük düzeyde olduğu; Covid-19 pandemi sürecinde uyum bozucu şemalara sahip olan ve psikolojik dayanıklılıkları düşük olan sağlık çalışanlarının daha fazla ikincil travmatik stres geliştirme eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır.Yayın The Covid 19 effect on macroeconomic indicators(PressAcademia, 2020-12-31) Deniz, E. Asena; Teker, DilekPurpose- From the moment covid 19 started to spread in the world, its effects began to be seen simultaneously in financial markets and economy.The purpose of this study is to observe Covid 19 effect on EURO/USD,gold ,oil and wheat prices. Methodology- The database includes the Daily prices of EUR/USD, wheat ,gold , brent oil prices and COVİD 19 numbers between the period of 31.12.2019-04.09.2020 which consist of 180 daily data. Natural logaritm for each indicator is used. First, the stationarity of the series were analyzed with ADF (Augmented Dickey Fuller) unit root test. Lag lengths are determined. Interactions between the series were analyzed by theARDL, Impulse- Response Function and Variance Decomposition method. Findings- The series are found out to not to be stationary as a result of Unit root test.After, the lag length criteria using VAR models were checked and this lag length criteria for them were determined as one . According to the ARDL test result, cointegration could not be found between our data. Impulse response graphs indicate that all variables respond in a reducing way to reducing shocks occurred in each indicator. Shocks have lost their effect on average in 2 days. Conclusion- The results indicate that the effect of COVID 19 on EUR/USD , gold , brent oil and wheat prices do not have a strong effect. The results may be beneficial for only literatüre.Yayın Psychological distress of breast cancer survivors during the Covid-19 pandemic and related factors: a controlled study(KARE Publication, 2023-07) Taş, Beyza; Anuk, Dilek; Akçinar Yayla, BernaOBJECTIVE: Although the prevalence of breast cancer is high among women, survival rates are increasing. How-ever, breast cancer survivors (BCS) continue to experience various psychological problems after their treatments and are also exposed to additional stressors, such as the current Coronavirus disease 2019 (COVID-19) pandemic. The aim of this study was to examine the psychological distress and related factors (social support, intolerance of uncertainty, coping strategies) of BCS during the COVID-19 pandemic and the role of breast cancer diagnosis in this process. METHODS: This study included 95 BCS and 87 healthy women. Sociodemographic Information Form and depression anxiety stress scale, social support scale, intolerance of uncertainty scale, and coping strategies short form scales were administered to the participants. T tests and regression analyses were performed to examine the relationships between the variables. RESULTS: There was no significant difference between the two groups in terms of depression and anxiety, but the stress of BCS was lower than that of healthy women. In the regression analysis, the diagnosis of breast cancer was not a predictor for depression and anxiety, but it was a significant predictor for stress. Com-mon predictors of increased depression, anxiety, and stress were decreased social support, increased uncertainty intolerance, and increased emotion-focused coping. CONCLUSION: Focusing on the development of intolerance of uncertainty, social support, and problem-focused coping strategies of psychological interventions for women BCS during epidemics such as COVID-19 may reduce their psychological distress while maintaining and increasing their psychological well-being.Yayın Evolution of business models during the Covid-19 pandemic(PressAcademia, 2022-07-30) Teker, Suat; Örendil, EmrePurpose - The purpose of this study is to propose a comprehensive definition for business models, reviews and summarizes the findings of a previous work by Guckenbiehl and Corral de Zubielqui (2022) about how business models have evolved by providing insights from reshaped businesses during the COVID-19 pandemic. Methodology - In this study, an extensive literature review is followed to learn about definition of business models and how business model have been adapted or even innovated during the times of the COVID-19 pandemic. Findings - Construction of a well-planned business model is a requirement for an organization to reach success. In the times of disruptive events, business models go through adaptive or innovative changes which is a necessity for survival and further success. It is observed that organizations generate different responses to crises (e.g., the COVID-19 pandemic) in means of business model changes. The understanding of these differences is facilitated by the aforementioned work through grouping organizations in six different clusters. Conclusion - The structure of a business model prior to the COVID-19 pandemic was also one of the determinants of a business’s response to the pandemic. Businesses either made no changes in their business models, or made notable innovations, or little adaptations in response to the disruptive environment.Yayın Obsesif kompulsif belirtiler, belirsizliğe tahammülsüzlük ve kaygı arasındaki ilişki: Covid-19 sürecine özgü bir çalışma(Işık Üniversitesi, 2022-06-16) İskenderoğlu, İrem; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu çalışmanın amacı, Covid-19 pandemi sürecindeki bireylerde obsesif kompulsif belirti, belirsizliğe tahammülsüzlük ve durumluk kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmada 233’ü (%70.2) kadın ve 99’u (%29.8) erkek olmak üzere toplam 332 yetişkin katılımcıya internet üzerinden ulaşılmış olup yaş ortalaması 32.11±10.89 yıldır. Tüm katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Padua Envanteri-Washington Eyalet Üniversitesi Revizyonu (PE-WEÜR), Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği Kısa Formu (BTÖ-12) ve Durumluk Kaygı Ölçeği (DKÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmada katılımcılar DKÖ toplam puanı bakımından karşılaştırıldığında, bekar, yalnız yaşayan, toplu taşıma kullanan, evinde Covid-19 risk grubundan bireyler ile yaşayan, ekonomik düzeyi düşük katılımcıların kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Yapılan basit doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre BTÖ-12 alt boyutlarından hem ileriye yönelik kaygının hem de engelleyici kaygının kaygı düzeyini yordadığı görülmüştür. Yapılan çoklu regresyon analiz sonuçlarına göre ise birlikte ele alındıklarında belirsizliğe tahammülsüzlük kaygıyı yordarken obsesif kompulsif belirtilerin kaygıyı yordamadığı saptanmıştır. Sonuçlar: Çalışmanın bulgularından yola çıkarak belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerinin obsesif kompulsif belirti düzeylerini yordayıcı bir etken olduğu gözlenmektedir. Pandemi sürecinin belirsizlik içeren doğası düşünüldüğünde, belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi yüksek olan bireylerin bu dönemde kaygı düzeylerinin de yüksek olması beklenen şekilde doğrulanmıştır.Yayın Başa çıkma tutumları, belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişki: Covid-19 sürecine özgü bir çalışma(Işık Üniversitesi, 2021-06-15) Salihoğlu, Hanife Nur; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu çalışmanın amacı, bireylerin başa çıkma tutumları, belirsizliğe tahammülsüzlükleri ve psikolojik belirtilerin ilişkisini Covid-19 süreci içerisinde incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 370’i kadın ve 205’i erkek olmak üzere toplam 575 yetişkin katılımcı dahil edilmiş olup yaş ortalaması 32.10±11.54’tür. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak sırasıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Veri analizinde Bağımsız Gruplar T Testi, Tek Yönlü Anova, Pearson Korelasyon ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Örneklemin çoğunluğunu kadın (%64.3), evli olmayan (%56.2), ekonomik durumu orta düzeyde (%67.5) ve sağlık sigortası olan (%90.4) bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların çoğunun hane halkından biri Covid-19 tanısı almamış (%89) ya da bu nedenle yakın kaybı yaşamamıştır (%85.2); ayrıca, büyük çoğunluğu evinde kişisel alana sahip (%85.9) olup çoğunluğunun hanesinde risk grubu (%84.3), 65 yaş üzeri (%64.2) ya da kronik hastalığı olan (%71.8) kişiler bulunmamaktadır. Sonuçlarımız, belirsizliğe tahammülsüzlüğün işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarını yordadığını; belirsizliğe tahammülsüzlük ve işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarının ise psikolojik belirtileri yordadığını göstermektedir. Aynı zamanda bu değişkenler sosyodemografik özelliklerle ve pandemi ile ilişkili tutumlarla ilişkili bulunmuştur. Sonuç: Belirsizliğe tahammülsüzlüğü yüksek olan bireylerin işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarına yönelme eğiliminde oldukları; Covid-19 sürecinde belirsizliğe tahammülsüzlüğü yüksek olan ve işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarına yönelen bireylerde psikolojik belirtilerin görülme sıklığının daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Bireylerin duruma yönelik algıları, belirsizliğe tahammülsüzlükleri, başa çıkma tutumları ve psikolojik faktörler salgınları yönetme stratejilerinin başarısında kritik bir öneme sahiptir.Yayın Korkunun psikolojik sağlamlık üzerindeki yordayıcı rolü: adil dünya inancı ve sıkıntıya tolerans(Hayrettin ivgin, 2023-06-27) Kazancı, Dilara; Akçinar, BernaBu araştırmada korkunun bireylerin psikolojik sağlamlıkları üzerindeki yordayıcı rolü ile adil dünya inancı ve sıkıntıya dayanma kapasitesi arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Korkuyu inceleyen araştırmalarda katılımcılara korkuya neden olan uyaranların genellikle laboratuvar ortamında sunulduğu görülmektedir. Günlük yaşantılarında gerçek bir tehditle karşı karşıya olan bireylerin yer aldığı araştırmalar sayıca azdır. Bu çalışmada Dünya Sağlık Örgütü tarafından birçok kişide yaygın korkuya neden olduğu açıklanan gerçek bir tehdit olan Covid Korkusu ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemi yaşları 18 ile 66 arasında değişen 300 katılımcıdan (226 kadın, 74 erkek) oluşmaktadır. Araştırmada Covid 19 Korkusu Ölçeği, Sıkıntıya Dayanma Ölçeği ve Adil Dünya İnancı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilere göre bireylerin korku düzeyleri ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Bireylerin korku düzeyi yükseldikçe psikolojik sağlamlık düzeyleri azalmaktadır. Bununla birlikte korku düzeyi psikolojik sağlamlık düzeyini yordamaktadır. Bireylerin sıkıntıya dayanma kapasiteleri ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki vardır. Bireylerin sıkıntıya dayanma kapasiteleri yükseldikçe psikolojik sağlamlık düzeyleri yükselmektedir ve sıkıntıya dayanma kapasitesi psikolojik sağlamlık düzeyini yordamaktadır. Genel adil dünya inancı ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişki beklenenin aksine negatif yönlü olmuştur. Bu bulgunun pandeminin kaotik yapısı ve bu dönemde şahit olunanlar sonucunda adil dünya inancına sahip bireylerin yaşamış oldukları olası bilişsel çelişki ile ilişkili olduğu düşünülmüştür. Bu konuda daha fazla araştırma yapılması önerilmiştir. Bireylerin psikolojik sağlamlık seviyelerinin cinsiyet ve medeni durumlarına göre farklılaştığı gözlemlenmiştir. Erkeklerin psikolojik sağlamlık düzeyleri kadınlara göre daha yüksektir. Evli katılımcıların psikolojik sağlamlık düzeyleri evli olmayanlara göre daha yüksektir. Araştırma sonuçları ilgili literatür kapsamında tartışılmıştır.Yayın Digital banking during the COVID-19 era in Turkiye(Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, 2023-31-12) Oğuz, Ahmet Bünyan; Soykut Sarıca, Yeşim PınarThe Covid-19 pandemic which began in early 2020 in Wuhan, China and spread around the world, created a serious impact on personal and business life for all. While individuals tried to protect themselves from the pandemic and continue their lives, businesses also tried to cope with the change in individual consumer behaviour. This study analyses the digital banking usage trends in Türkiye, focusing on the Covid-19 pandemic period, between January 2020 and June 2022, under the precautions imposed by the government such as lock-downs, curfews and public access limitations to businesses, using available quarterly transaction and usage data on virtual credit cards, mail order and phone payments, contactless cards, domestic credit cards, number of credit and bank cards, digital banking, internet banking and mobile banking. Research findings suggest that while internet and digital banking usage increased, significant changes have been observed in contactless card, virtual credit card transactions indicating a shift in user preference in banking during the pandemic period either voluntarily or with the effects of the restrictions and intention to realize their transactions distancing themselves from the crowds. Further research analysing whether this shift is permanent or not is recommended.Yayın Tracing the evolution of ecommerce: historical foundations, impacts of the pandemic, and future directions(Bayburt Üniversitesi, 2025-01-29) Örendil, EmreElectronic commerce, or ecommerce, has been a topic of interest particularly in the last years. While ecommerce activities are notably facilitated today, it has gone through notably different forms since its first seeds were planted. The COVID-19 pandemic was a crisis for most businesses but also an opportunity for some, especially for those who were able to pivot or transform their businesses with respect to the new needs of consumers. With the positive impact of the pandemic on ecommerce sector observed especially as of the second quarter of 2020, its trend has surpassed the expectations. This overperformance came with numerous sceptical questions about the future of ecommerce. This study investigates the historical evolution, pandemic-induced transformations, and future trends of ecommerce. It conveys a compilation of milestones through systematic literature review with a focus on the practicality. This paper provides with a timeline of the ecommerce history to bridge its evolution in the last 80 years by visualizing the phases it has been through along with its anticipated trend in the upcoming years. The studied data reveals how COVID-19 accelerated ecommerce growth and highlights its implications for global retail. The growth of ecommerce may slow down but it will endure its growth as online shopping has already become an indispensable habit.Yayın 2020 – 2021 Covid-19 pandemi dönemi’nin moda sektörü kadın giyim tasarımına, tedarik ve satın alma alışkanlıklarına etkileri(Işık Üniversitesi, 2023-05-23) Ütüler, Buse Naz; Günay, Ayşe; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Moda ve Tekstil Tasarımı Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Fashion and Textile DesignDünya üzerinde ekonomi ve sağlık sektöründe yaşanan en büyük tahribatlardan biri olarak gösterilen Covid-19 pandemisinin tekstil ve moda sektöründe de oldukça büyük sorunlara yol açtığını söylemek mümkündür. Araştırma içerisinde; pandeminin tekstil sektörüne etkileri, 2020-2021 giysi modası - renk tercihleri, marka iletişimi – defile sunumları ve bireylerin pandemi sürecindeki satın alma alışkanlıkları değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulgularında; pandemi döneminde hem bireysel hem de şirketler nezdinde dünya üzerindeki başta tekstil sektörü olmak üzere birçok sektörde ve toplumsal düzeyde üretim ve tüketim sistemlerinin sorgulandığı görülmüştür. İlk bir sene bireyler harcamalarında keyfi olanları eleyip daha çok ihtiyaç doğrultusunda alışveriş yapmaya yönelmişlerdir. Tekstil sektöründe pandeminin ilk 6 ayı üretim, perakende ve ihracat anlamında oldukça zor geçmiştir. Sonraki aylarda ise satış ve ihracat hacmi ikinci dalgaya kadar bir önceki yılın aynı ayına göre ivme kazanarak artış eğilimine girmiştir. İkinci dalga Covid-19 salgını ile düşüşler 2020 yılının ilk 6 aylık sürecine göre daha kısa süreli ve daha az oranlarda seyretmiştir. Bununla birlikte e-ticaret ve dijital dönüşüm hız kazanmış; markalar kapanan perakende mağazalarının boşluğunu çevirim-içi alışveriş platformlarında gerek kampanya gerekse çeşitli indirimler yaparak kapatmaya çalışmıştır. Pandemi döneminde yapılan anket ve araştırmaların çoğundan çıkan ana sonuç bireylerin yarısından fazlasının pandemi itibariyle internet üzerinden alışveriş yaptıklarını göstermektedir. 2020-2021 kadın giysi modasında sezonlara genel olarak bakıldığında; pandemi öncesi kurgulanmış olan 2020 İlkbahar/Yaz sezonu daha çok rahat giyim ürünleri ile ön plana çıkarken, pandemi döneminde tasarlanan 2020-2021 Sonbahar/Kış ve 2021 İlkbahar/Yaz sezonlarında rahat modellerin yanı sıra pandeminin yavaşlaması ve sokağa özlemden kaynaklı daha şık ve sokak stiline daha uygun trendlerin benimsendiği görülmüştür. Bu sonuç ile paralel şekilde tasarımlarda kullanılan kumaşların da sürecin ilk sezonunda daha spor ve esnek iken sonraki sezonlarda daha çeşitli bir nitelik kazandığını söylemek mümkündür. Renk tercihlerinde ise, genel olarak canlı renklerin kullanıldığı; bireyleri neşeli, dengeli ve huzurlu hissettiren renklerin moda haftalarına yansıdığı görülmektedir. Markalar pandemi sürecinde tüketiciler ile iletişimde değişikliklere gitmiş ve moda haftaları ve marka defileleri gibi önemli iletişim kanallarını dijitale taşımaya yönelmişlerdir. Kimi zaman film gösterimi veya defile video kaydı, kimi zaman reklam kampanyası, kimi zamansa tamamen dijital 3D programlar kullanılarak sunumlar gerçekleştirilmiştir.












