Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 10 / 12
  • Yayın
    Covid-19 sürecinde öz duyarlık ve psikolojik sağlamlık ile depresyon, anksiyete, stres arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2021-06-17) Önel, Selin Nur; Arıcı Özcan, Neslihan; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu çalışmanın amacı, pandemi sürecinde bireylerin öz duyarlıkları ve psikolojik sağlamlıkları ile depresyon, anksiyete ve stres düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek; öz duyarlık ve depresyon, anksiyete, stres düzeyleri arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracı rolünü belirlemek; Covid-19 tanısının varlığına göre depresyon, anksiyete, stres belirtilerinin farklılaşıp farklılaşmadığını taramak ve bu belirtilerin yaygınlığını saptamaktır. Araştırmanın örneklemini, 25-65 yaş aralığında (Ort=39.21, SS=12.19), Covid-19 tanısı alan 180 kişi ve Covid-19 tanısı almayan 410 kişi olmak üzere toplamda 590 kişi (kadın=351, erkek=239) oluşturmaktadır. Katılımcılara sırasıyla, Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu, Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Öz-Duyarlık Ölçeği (ÖDÖ), Depresyon- Anksiyete- Stres Ölçeği -21 (DASÖ-21) ve Connor - Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CD-RISC) uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde SPSS 23 paket programı ve Hayes’ Process Makrosu kullanılmıştır. Çalışma sonucunda öz duyarlık ile psikolojik sağlamlık düzeyi arasında pozitif yönde; psikolojik sağlamlık düzeyi ile depresyon, anksiyete ve stres düzeyleri arasında negatif yönde; öz duyarlık düzeyi ile depresyon, anksiyete ve stres düzeyleri arasında negatif yönde istatistiksel açıdan anlamlı ilişkiler olduğu saptanmıştır. Ayrıca psikolojik sağlamlığın, öz duyarlık düzeyi ile depresyon ve anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkide aracı bir rol oynadığı; öz duyarlık düzeyi ile stres düzeyi arasındaki ilişkide ise aracı bir rolünün bulunmadığı tespit edilmiştir. Covid-19 tanısı bulunan; Covid-19 için risk grubunda olunmasına yol açan kronik bir hastalığa sahip olan; kronik hastalığa sahip olan bireylerle aynı haneyi paylaşan; sevilen bir yakınını Covid-19 sebebiyle kaybeden ve sevilen bir yakını Covid-19 sebebiyle hastanede yatarak tedavi gören katılımcıların diğer katılımcılara oranla depresyon, anksiyete ve stres düzeylerinin istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Araştırmada ulaşılan sonuçlar, Covid-19 sürecinin zorlayıcı bir yaşam olayı olduğuna dair bulgular sunmuştur. Sonuçlar ayrıca, zorlayıcı yaşam olaylarının yol açtığı psikolojik belirtiler karşısında öz duyarlık ve psikolojik sağlamlık kavramlarının koruyucu bir rol oynadığına işaret etmektedir. Araştırma bulgularımızın Covid-19 kontrolü sırasında erken psikolojik müdahaleler için teorik, temel ve uygulanabilir stratejiler sağlayabileceği düşünülmektedir.
  • Yayın
    Konversiyon bozukluğunda psikolojik dayanıklılığın ve başa çıkma tarzlarının etkisi
    (Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Alpat, Başak; Özkol, Hivren; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Konversiyon bozukluğu tanısı alan ve almayan kişilerde psikolojik dayanıklılık düzeyinin ve kullanılan stresle başa çıkma tarzlarının farklı olup olmadığını incelemektir. Yöntem: Araştırmaya; DSM 5 tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı alan 36 kişi ve herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı almayan 36 kişi olmak üzere toplam 72 kişi katılmıştır. Psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzlarının konversiyon bozukluğu tanısı alanlarda faklı olup olmadığı, bağımsız örneklem t test analiz tekniği kullanılarak araştırılmıştır. Bulgular: Hasta grubu 32 kadın ve 4 erkek katılımcıdan oluşmaktadır ve yaş ortalamaları 35,94±10,65 olarak hesaplanmıştır. Kontrol grubunu oluşturan 32 kadın ve 4 erkek katılımcının yaş ortalaması ise 36,17±10,72 olarak hesaplanmıştır. Konversiyon bozukluğu tanısı alan kişiler ve herhangi bir tanı almayan kontrol grubu arasında psikolojik dayanıklılık düzeyi ve stresle başa çıkmada kullanılan tarzlar bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Sonuç: Araştırmada; konversiyon bozukluğu tanısı alan kişilerin psikolojik dayanıklılıklarının tanı almayanlara göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Stresle başa çıkma tarzlarının kullanımına yönelik elde edilen sonuçlar ise; konversiyon bozukluğu tanısı alanların duygusal odaklı (kaçınmacı) yöntemleri daha fazla tercih ettikleri, problem odaklı başa çıkma tarzlarını daha az kullandıkları yönündedir. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
  • Yayın
    Ergenlerde algılanan ebeveyn tutumu ve duygusal zeka arasındaki ilişkide, dijital oyun bağımlılığının aracı rolünün incelenmesi
    (ANP Publishing, 2021) Tetik, Gizem; Aktan, Zekeriya Deniz
    Amaç: Günümüzde ergenler için bir sorun haline gelen dijital oyun bağımlılığının, duygusal zeka düzeyi ve ebeveyn tutumu ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Araştırmanın hedefi, ergenlik dönemindeki algılanan anne-baba tutumları ile duygusal zekâ arasındaki ilişkide, dijital oyun bağımlılığının aracı (medyatör) etkisinin bulunup bulunmadığını araştırmaktadır. Yöntem: Araştırmaya 14-18 yaş aralığında olan 478 lise öğrencisi katılmıştır. Veri toplama aracı olarak; Sosyodemografik Bilgi Formu, Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği (DOBÖ-7), Anne-Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ) ve Bar-On Duygusal Zekâ Ölçeği Çocuk ve Ergen Formu (EQ-i (YV)) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonuçlarına gore yapılan regresyon analizi sonucunda, ergenlerin algıladığı kabul/ilgi alt boyutu ile duygusal zekâ düzeyleri arasındaki ilişkide dijital oyun bağımlılık düzeyinin kısmi aracı etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Yapılan ANCOVA analizi sonucuna göre, demokratik ebeveyn tutumuna sahip ergenlerin duygusal zekâ seviyelerinin diğer tutumlara göre daha yüksek, otoriter ebeveyn tutumuna sahip ergenlerin duygusal zekâ düzeylerinin ise diğer ebeveyn tutumlarına göre daha düşük olduğu görülmüştür. Sonuç: Günümüz ebeveynleri için önemli bir sorun olarak görülen dijital oyun bağımlılığının kontrolünde ebeveyn tutumlarının ne derece önemli olduğunu gösteren bu araştırma, çocukların hayatlarına yön veren duygusal zekâ kapasitesinin ebeveyn tutumuyla olan ilişkisini değerlendirmek adına bir rehber özelliği taşımaktadır. Bulguların nesnel gerçekliği yansıtması açısından gelecek çalışmalar, araştırmamızın kısıtlılıklarını göz önünde bulundurarak planlanmalıdır.
  • Yayın
    Paraoxonase (PON1) L55M and Q192R polymorphisms in major depression and bipolar affective disorder
    (Univ Sao Paulo, 2017-05/06) Yıldız, Mesut; Çam Çelikel, Feryal; Ateş, Ömer; Erdoğan Taycan, Serap; Benli, İsmail; Demir, Osman
    Background: Oxidative and nitrosative stress pathways, along with immune-inflammatory response, might play an important role in the pathogenic mechanisms underlying major depression and bipolar disorder. Objective: The aim of the present study is to investigate paraoxonase 1 polymorphisms and its correlations with disease parameters in patients with major depression and bipolar affective disorder. Methods: PON1 L55M and Q192R single nucleotide polymorphisms were analyzed in a group consisted of 100 patients with major depression, and 100 patients with bipolar affective disorder and 96 healthy controls. Polymorphisms were analyzed by using polymerase chain reaction. Results: Our findings reported no association between Q192R and L55M polymorphisms of PON1 and major depression and bipolar disorder. Additionally, there was no association between the PON1 genotypes and disease variables in both depressed and bipolar patients. Discussion: Evaluating the different stages of patients with affective disorders and and investigating the connection between PON1 polymorphisms and treatment outcomes will help us to clarify the relationship between PON1 and mood disorders.
  • Yayın
    Covid-19 pandemi sürecinde meme kanseri tanısı olan kadınlarda psikolojik sıkıntı ve travma sonrası gelişimin belirleyicileri: kontrollü bir çalışma
    (Işık Üniversitesi, 2022-01-24) Taş, Beyza; Akçınar Yayla, Berna; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu çalışmanın temel amacı, Covid-19 pandemisinden önce kanser gibi yoğun stresli bir yaşam olayı deneyimlemiş olan meme kanserinden sağkalan kadınların Covid-19 pandemi sürecindeki psikolojik sıkıntı (depresyon, anksiyete ve stres) ve travma sonrası gelişim (TSG) düzeyleri ile ilişkili olan faktörleri incelemektir. Çalışmanın örneklemini çalışma grubu olarak yaşları 26-74 arasında (Ort.= 49.86, SS= 9.31) değişen 95 meme kanserinden sağkalan ve kontrol grubu olarak yaşları 27-69 arasında (Ort.= 47.60, SS= 10.04) değişen 87 kanser tanısı bulunmayan olmak üzere toplam 182 kadın oluşturmaktadır. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DAS-21), Travma Sonrası Gelişim Envanteri (TSGE), Sosyal Destek Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12) ve Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği Kısa Formu (BÇSÖ-KF) uygulanmıştır. Çalışmanın hipotezlerini test etmek için sosyodemografik değişkenler, Covid-19 ile ilişkili değişkenler, sosyal destek, belirsizliğe tahammülsüzlük ve başa çıkma stratejileri ile psikolojik sıkıntılar ve TSG arasındaki ilişkiler bağımsız gruplar T-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), çok değişkenli varyans analizi (MANOVA), Pearson korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarında, meme kanseri tanısının kadınların Covid-19 pandemisindeki depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı ancak azalan stres düzeyi ile ilişkili olduğu ve meme kanseri tanısı almış olmanın artan TSG düzeyi ile ilişkili olduğu görülmüştür. Bağımsız değişkenlerden azalan sosyal destek düzeyi, artan belirsizliğe tahammülsüzlük ve artan duygu odaklı başa çıkmanın artan psikolojik sıkıntıları yordadığı azalan problem odaklı başa çıkmanın ise yalnızca artan anksiyete ve stres düzeylerini yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. TSG düzeyini arttıran değişkenler ise artan sosyal destek düzeyi, artan belirsizliğe tahammülsüzlük ve artan problem odaklı başa çıkma olarak belirlenmiştir. Covid-19 ile ilişkili faktörlere bakıldığında, kadınların bir yakınının Covid-19 tanısı alması ve kadınların Covid-19 nedeniyle hayatını kaybeden yakınlarının olması artan stres düzeyi ile ilişkiliyken kadınların kendisinin Covid-19 tanısı alması artan TSG düzeyi ile ilişkili bulunmuştur. Sosyodemografik değişkenler incelendiğinde ise yaşın stres düzeyi ile negatif, eğitim düzeyinin ise TSG düzeyi ile pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Son olarak, anksiyete düzeyi arttıkça TSG düzeyinin arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular değerlendirildiğinde sosyal destek, belirsizliğe tahammülsüzlük ve başa çıkmanın hem psikolojik sıkıntılar hem de TSG üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Bu sebeple alanda hem genel popülasyon hem de kanser gibi travmatik bir süreç yaşayan bireyler ile çalışan profesyonellerin mevcut faktörlere odaklanması uygulayacakları terapötik müdahalelerin Covid-19 dönemindeki olumsuz psikolojik sonuçların azalırken olumlu psikolojik sonuçların artmasına katkı sağlayacaktır.
  • Yayın
    Improving employee coping capabilities amid pandemic-induced remote working conditions via the application of MBSR (Mindfulness-based stress reduction) training
    (Işık Üniversitesi, 2022-06-17) Yelkencioğlu, İhsan; Yüksel, Ahmet Hakan; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Çağdaş İşletme Yönetimi Doktora Programı
    Remote working has become an essential part of the work environment since the COVID-19 pandemic. The old habits of business life changed instantly. Accordingly, some challenges emerged for both organizations and employees in adapting to the new situation. These challenges have created stress among employees, affecting their personal lives and business lives. This study examines the perceived stress, well-being, self-awareness, self-efficacy, and resilience levels of remote-working employees in Turkey before and after the eight-week, online Mindfulness-Based Stress Reduction (MBSR) Program was implemented during the Covid-19 pandemic. For the implementation of the study, three groups of employees - all working remotely – were assembled. The first experimental group was 20 employees from an insurance company. The second experimental group was 14 employees from a beverage company. They all received the MBSR training, which was given by the author, for eight weeks. The third group was the control group of 33 employees from different sectors, and they did not receive any MBSR training. Before and after the MBSR program, a survey was conducted among both the control group and the experimental groups. In this current study, “The Perceived Stress Scale” was used to determine the stress level of the participants, “The WHO Well-being Scale” was used to determine the well-being level of the participants, “The Mindfulness Attention Awareness Scale” was used to determine the self-awareness level of the participants, “The Brief Resilience Scale” was used to determine the resilience level of the participants, and “The General Self-efficacy Scale” was used to determine the self-efficacy level of the participants. The data collected from the surveys were evaluated through the IBM SPSS Statistics 25 program. The model employed by the research intends to indicate that there is a significant change in the perceived stress, self-awareness, self-efficacy, well-being, and resilience levels of those who received the MBSR training rather than in the levels of those who did not receive the MBSR training.
  • Yayın
    Evlilik uyumunu yordamada psikolojik iyilik hali ve cinsel doyumun rolünün incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2021-06-10) Urş, Melani; Karaköse, Selin; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Son yıllarda artan boşanma oranlarıyla beraber çiftler arasındaki evlilik uyumu ve çiftler arasında evlilik uyumunu etkileyen faktörler hakkında yürütülen çalışmaların sıklığı ve önemi artmıştır. Bireylerin psikolojik iyi oluşunu etkileyen stres, anksiyete, depresyon seviyelerinin evlilik uyumu ile yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. Buna ek olarak, evlilik uyumunda cinsel doyumun rolü de sıkça çalışılan bir konu haline gelmiştir. Buna karşın, stres, anksiyete, depresyon ve cinsel doyumun evlilik uyumu üzerindeki etkisini boşanmaların yüksek olduğu 0-5 yıl arası evli çiftlerde inceleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı boşanma oranlarının sıklığının görüldüğü 0-5 yıl arasında evli olan bireylerin depresyon, anksiyete semptomları ve stres seviyeleri ile cinsel doyum düzeylerinin, evlilik uyumları üzerindeki yordayıcı rolünün klinik olmayan bir örneklemde araştırmaktır. Araştırmanın örneklemini 21-50 yaş arası (Ort=30.08, SS=5.70) 95 evli çift (95 kadın, 95 erkek toplam 190 kişi) oluşturmaktadır. Araştırmada, Sosyodemografik ve Evlilikle İlgili Veri Formu, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ), Depresyon, Anksiyete, Stres-21 Ölçeği (DASÖ-21) ve Yeni Cinsel Doyum Ölçeği (YCDÖ) kullanılmıştır ve katılımcılara anket bataryası olarak internet üzerinden sunulmuştur. Sosyodemografik ve evlilikle ilgili değişkenlerin değerlendirilmesi ve bağımlı değişken üzerindeki farklılaştırıcı etkisini incelemek için betimleyici analizler ile bağımsız gruplar t-testi, araştırmanın hipotezlerini test etmek için ise korelasyon ve regresyon analizleri IBM SPSS 26.0 programı ile yürütülmüştür. Sonuçlara göre, her iki cinsiyet için de bireylerin stres düzeyinin evlilik uyumunu negatif yönde yordadığı, bunun aksine anksiyete semptomlarının evlilik uyumunu yordamadığı bulunmuştur. Kadınlarda Yeni Cinsel Doyum Ölçeği’nin eş-partner-cinsel aktivite merkezli alt boyutu, erkeklerde ise ben merkezli alt boyut evlilik uyumunu pozitif yönde yordamıştır. Depresyon seviyesinin ise sadece erkeklerde evlilik uyumunu negatif yönde yordadığı bulunmuştur.
  • Yayın
    Banka çalışanlarında stres algısı ve ruhsal durum arasındaki ilişkinin araştırılması
    (Işık Üniversitesi, 2017-01-05) Yıldız, Merve; Yücel, Saime Vicdan; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Çalışanlar; iş yoğunlukları, müşteri tutumları ve mesai arkadaşları ile ilişkilerinden kaynaklanan gerekçelerden dolayı strese maruz kalabilmektedir. Çalışanların maruz kaldıkları strese yönelik algılarının yüksek olması ve stres ile başa çıkamamaları durumunda psikolojik sorunlar yaşadıkları gözlenmektedir. Bu araştırma, farklı bankalarda çalışan bireylerin çalışma hayatındaki stres algısı ve ruhsal belirti düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma İstanbul ilinde çeşitli bankalarda faaliyet göstermekte olan 130 banka çalışanı üzerinde uygulanmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Kısa Semptom Envanteri ve Algılanan Stres Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında ttesti, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (One way) Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Tukey testi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, çalışanların algıladıkları stres düzeyi; anskiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostiliteyi artırmaktadır.
  • Yayın
    Occupational stress and mindfulness: an empirical study
    (PressAcademia, 2022-06-30) Yelkencioğlu, İhsan; Yüksel, Ahmet Hakan
    Purpose- There is a need for organizations to be innovative and keep on adapting to changes and new circumstances in today’s highly competitive world. Accordingly, some challenges emerged for both organizations and employees in adapting to the new situations as well as work-related daily routine tasks. Adaptation and coping capabilities of the employees have become an essential part of the work environment. These challenges have created stress among employees, affecting their personal lives and business lives. A concept of “Mindfulness” that enables people to be flexible and adaptable in adverse environments, and this, in turn, reduces people’s stress levels is used in business life as well. The purpose of this paper is to explore the factors affecting employees’ occupational stress and clarify their coping capabilities using mindfulness during turbulent times. Methodology- There are qualitative and quantitative studies about occupational stress and mindfulness in business and psychology disciplines. This research consists of an extensive literature review regarding the factors found in the literature, including stress and employee cooping capabilities in terms of mindfulness, and an empirical field study applied through an experimental group. They had an eight-week MBSR course and a survey applied before and after the training, in 2021. The data from the research was analyzed through the SPSS 25 program. Findings- According to literature, employees’ stress levels increased because of many factors like workload, time pressures and deadlines, extended working hours, work/family conflict, and an environment of uncertainty in general. On the other hand, in the literature, the factors affecting employees’ coping capabilities with stress are two crucial: employee well-being and resilience at work. The analyzed data from the experimental study supported the literature that mindfulness training reduces the stress level of employees while increasing their resilience and well-being levels. Conclusion- The study encourages Mindfulness-based Stress Reduction (MBSR) programs to be applied to employees during challenging times when there are high levels of uncertainty and stress. Experiential studies of mindfulness interventions demonstrate that mindfulness serves to reduce stress and improve well-being and resilience.
  • Yayın
    Associations between cerebral perfusion pressure, hemodynamic parameters, and cognitive test values in normal-tension glaucoma patients, Alzheimer’s disease patients, and healthy controls
    (Multidisciplinary Digital Publishing Institute (MDPI), 2025-05-24) Stoskuviene, Akvile; Chaleckas, Edvinas; Grusauskiene, Evelina; Bartusis, Laimonas; Çelikkaya, Güven; Januleviciene, Ingrida; Vaitkus, Antanas; Ragauskas, Arminas; Hamarat, Yasin
    Background/Objectives: Glaucoma and Alzheimer’s disease (AD) are neurodegenerative conditions with vascular underpinnings. This study aimed to explore the relationship between blood pressure parameters such as mean arterial pressure (MAP), pulse pressure (PP), and cerebral perfusion pressure (CPP) and cognitive performance in patients with AD, normal-tension glaucoma (NTG), and healthy controls. We hypothesized that NTG patients, like those with mild cognitive impairment (MCI), may experience subtle cognitive changes related to vascular dysregulation. Methods: Ninety-eight participants (35 NTG, 17 AD, 46 controls) were assessed for CPP, MAP, OPP, and cognitive performance. Statistical analyses compared groups and examined correlations. Results: AD patients showed lower CPP and MAP (p < 0.001), indicating systemic vascular dysfunction, while NTG patients had higher ocular perfusion pressure (OPP) (p = 0.008), suggesting compensatory mechanisms. CPP correlated with visuospatial abilities in AD (r = 0.492, p = 0.045). MAP correlated with the Clock drawing test (CDT) scores in the NTG group (r = 0.378, p = 0.025). PP negatively correlated with cognition in AD (r = −0.527, p = 0.016 for CDT scores) and controls (r = −0.440, p = 0.002 for verbal fluency and r = −0.348, p = 0.019 for total ACE scores). Conclusions: The study highlights distinct hemodynamic profiles: systemic dysfunction in AD and localized dysregulation in NTG. These findings emphasize the role of vascular dysregulation in neurodegeneration, with implications for personalized treatment approaches targeting vascular health in neurodegenerative conditions.