Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 10 / 12
  • Yayın
    Çocukluk çağı travmaları ile depresyon ilişkisinde dini başa çıkmanın aracı rolü
    (Işık Üniversitesi, 2019-05-21) Cankılıç, Nazan; Balkır Neftçi, Nazlı; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Çocukluk çağı travmaları ile depresyon ilişkisinde dini başa çıkmanın aracı rolünün değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Literatürde yer alan bulgulardan yola çıkarak, çocukluk çağı travmaları, depresyon, dini başa çıkma ilişkisi incelenmiştir. Yöntem: Araştırma toplam 366 kişi olmak üzere; 257’si kadın 109’u erkek üniversite öğrencisi ile yürütüldü. Bu öğrencilerin yaş ortamaları 23,51’dir. (ss:5,317). Değişkenleri ölçümlemek için Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇTQ-28), Kısa Semptom Envanteri (KSE), Dini Başa Çıkma Ölçeği (DBÇÖ), Beck Depresyon Envanteri (BDE), kullanıldı. Bulgular: Araştırmanın bulguları incelendiğinde çocukluk çağı travmaları ile depresyon arasında anlamlı bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Öngörülenin aksine çocukluk çağı travmaları ile olumlu dini başa çıkma arasında negatif anlamlı ilişki saptanmış fakat olumsuz dini başa çıkma ile çocukluk çağı travmaları arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Korelasyon analizlerinde olumlu dini başa çıkma ile depresyon arasında negatif anlamlı ilişki bulunmasına rağmen mediasyon analizlerinde aynı sonuca ulaşılamamıştır. Çocukluk çağı travmaları ile psikiyatrik ilaç kullanımı değişkenleri kontrol edildiğinde olumlu dini başa çıkma ile depresyon arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç: Araştırmanın sonuçları çocukluk çağı travmalarına maruz kalmış bireylerin olumlu dini başa çıkma stratejilerini kullanımının daha düşük ve depresyon şiddetlerinin yüksek olduğunu göstermektedir. Travmatik yaşantıların patolojik sonuçlarından biri olan depresyonun olumsuz seyrine, travmanın dini başa çıkma tutumlarına olan olumsuz etkisi katkı sağlıyor olabilir. Bireylerin travma öyküsünü dikkatle değerlendirilmesi gerektiği, manevi/spritüel yönelimlerinin belirlenmesinin tedavi hedeflerinin oluşturulması için önem taşıdığı, dini başa çıkma tutumlarını destekleyici, müdahale programları oluşturulmasının depresyonun seyrine etkisi olabileceği ve terapötik etkinliğin izlenmesi açısından önem taşıdığı düşünülmektedir.
  • Yayın
    Bir grup öğretmenin algıladıkları sosyal destek ve yaşam doyumu ile depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2019-05-21) İzgiş, Hülya; Yücel, Saime Vicdan; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu araştırma, bir grup öğretmenin algıladıkları sosyal destek (aile, arkadaş, özel insan) ve yaşam doyumu düzeyleri arasındaki ilişkide, depresyon düzeyinin aracı rolünün olup olmadığı incelenmek amacıyla gerçekleşmiştir. Yöntem: Araştırmaya, İstanbul ili Çekmeköy semtinde bulunan özel ve devlet okullarında ilkokul, ortaokul ve lise kademelerinde çalışan toplamda 300 öğretmen katılmıştır. Araştırmada, Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Veriler, bağımsız t-testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon, meditör analiziyle saptanmıştır. Bulgular: Araştırmanın bulgularında; cinsiyete göre öğretmenlerin algıladıkları sosyal destek, yaşam doyumu ve depresyon düzeylerinde anlamlı olarak farklılık bulunmuştur. Boşanan öğretmenlerin depresyon düzeyinin, evlilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Yaş, okul türü, eğitim kademesi ve ek gelire sahip olup olmama durumuna göre öğretmenlerin algıladıkları sosyal destek, yaşam doyumu ve depresyon düzeylerinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Algılanan sosyal destek ve yaşam doyumu arasında pozitif bir ilişki, algılanan sosyal destek ve depresyon arasında negatif bir ilişki saptanmıştır. Depresyon ve yaşam doyumu düzeyleri arasında da negatif bir ilişki bulunmuştur. Algılanan sosyal destek ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide depresyonun kısmi aracılık rolü olduğu saptanmıştır. Sonuç: Araştırmada, öğretmenlerin algıladıkları sosyal destek arttıkça yaşam doyumunun arttığı görülmüştür. Aynı zamanda algıladıkları sosyal destek arttıkça depresyon düzeyleri düşmektedir. Öğretmenlerin algıladıkları sosyal destek ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide depresyon kısmi aracılık rolü vardır.
  • Yayın
    Eşten algılanan sosyal destek, çift uyumu ve iş aile çatışmasının kadınların depresyonunu yordayıcı etkisi: nicel ve nitel inceleme
    (Işık Üniversitesi, 2022-06-15) Güzel, Sinem; Akçinar, Berna; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu araştırmada, Covid-19 döneminde, eşten algılanan sosyal desteğin, çift uyumunun ve iş aile çatışmasının kadınların depresyonu üzerindeki yordayıcı rolü nicel ve nitel araştırma yöntemleri ile incelenmiştir. 2-8 yaş aralığında çocuğa sahip ve partneri olan 265 anne ile anket çalışması yapılmış, 20 anne ile derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiştir. Nicel çalışmada katılımcılara, Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Çift Uyum Ölçeği, İş Aile Çatışması Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri?nin depresyon alt boyutu uygulanmıştır. Nitel çalışmada, yapılandırılmış soru formu kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, eşten algılanan sosyal destek kadınların depresyonunu negatif yönde; çift uyumu kadınların depresyonunu negatif yönde; iş aile çatışması kadınların depresyonunu pozitif yönde yordamaktadır. Çift uyumunun alt boyutlarından olan çift doyumunun iş aile çatışması ve depresyon arasındaki ilişkide koruyucu bir role sahip olduğu görülmüştür. Çift doyumu yüksek olan kadınlar yüksek düzeyde iş aile çatışmasına sahip olsalar dahi düşük düzeyde depresyon puanı almaktadırlar. Nitel analizler sonucunda, çalıştıkları için eşlerinden destek aldığını bildiren annelerin ilişki tanımlarında olumlu ifadeler söylediği tespit edilmiştir. Covid-19 pandemisi, anneleri en çok maddi, manevi, eğitim ve çocuk konularında etkilenmiştir.
  • Yayın
    Çoksesli koro katılımcılarının yaşam doyumu, depresyon ve anksiyete düzeylerinin incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2021-06-16) Şenman, Öykü; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu çalışmanın amacı korist olan ve olmayan bireylerin yaşam doyumu, depresyon ve anksiyete düzeyleri açısından farklılıklarını incelemek, depresyon ve anksiyetenin yaşam doyumu üzerindeki yordayıcı etkisini araştırmak ve korist katılımcılarda tüm değişkenlerin koro bağlantılı özelliklerle ilişkisini ortaya koymaktır. Yöntem: Araştırmanın örneklemi 377’si korist ve 373’ü korist olmayan toplam 750 erişkin bireyden oluşmaktadır. Tüm katılımcılara www.docs.google.com üzerinden Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Yaşam Doyumu Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca korist katılımcılara koro çalışmaları ile bağlantılı sorular sorulmuştur. Bulgular: Araştırmamızda korist katılımcıların yaşam doyumu düzeyleri korist olmayanlara oranla anlamlı düzeyde yüksek, depresyon düzeyleri anlamlı düzeyde düşük bulunurken anksiyete düzeyleri açısından her iki grup arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Örneklemin korist katılımcılarında yaş ve yaşam doyumları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki gözlenirken depresyon ve anksiyete düzeyleri ile negatif yönde anlamlı ilişkiler saptandı. Koristlerde müzik eğitim süresi arttıkça yaşam doyumunun arttığı ve koro bağlantılı özellikleri incelendiğinde, çalışmalardaki olumlu hisleri arttıkça yaşam doyumlarının arttığı, depresyon ve anksiyete düzeylerinin anlamlı düzeyde azaldığı gözlenmiştir. Sonuçlar: Beklendiği üzere, koro deneyiminin kişilerin yaşam doyumu üzerinde olumlu etkileri olduğu, depresyon ve anksiyete düzeylerinin ise yaşam doyumunun yordayıcıları olduğu gözlenmiştir. Korist olan ve olmayan bireylerin karşılaştırılmasına yönelik sınırlı sayıda çalışma bulunduğundan daha büyük örneklemlerde yürütülecek araştırmalara gereksinim vardır.
  • Yayın
    Yetişkin bağlanma stillerinin somatizasyon ve depresyonla ilişkisi ve sosyal desteğin aracı rolü
    (Işık Üniversitesi, 2022-06-16) Açık, Arzu; Güvenç, Gülden; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu çalışma yetişkin bağlanma stillerinin, depresyon ve somatizasyonla ilişkisini ve bu ilişkide algılanan sosyal desteğin aracı rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışmanın örneklemi yaş ortalaması 32.53±8.95 yıl olan 202’si kadın (%43.3) ve 265’i erkek (%56.7) olmak üzere toplam 467 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılara, Sosyodemografik Özellikler ve diğer Bilgiler Formu, Yakın ilişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (SDÖ), Beck Depresyon Envanteri (BDE), ve Somatizasyon Ölçeği uygulanmıştır. Veri analizinde Bağımsız Gruplar T Testi, Tek yönlü Anova, Pearson Korelasyon ve Hiyerarşik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Örneklemin YİYE-II kaygı boyutu puanları ile SDÖ ve BDE ölçeklerinden elde edilen puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Örneklemin YİYE-II kaygı boyutu puanları ile SDÖ ve BDE ölçeklerinden elde edilen puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Örneklemin YİYE-II kaygı ve kaçınma boyutu ile SDÖ puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Örneklemin SÖ puanları ve BDE puanları arasında negatif yönde ilişki bulunmuştur. SDÖ puanlarının YİYE-II kaçınma boyutu puanları ile SÖ arasındaki ilişkide anlamlı bir tam aracı değişken olduğu bulunmuştur (B=0.021, p>0.05). SDÖ puanlarının YİYE-II kaçınma puanı ile BDÖ puanları arasında aracı değişken olmadığı bulunmuştur. SDÖ puanlarının YİYE-II kaygı boyutu ile SÖ puanları ve BDÖ puanları arasında aracı değişken olmadığı bulunmuştur. Sonuç: Bağlanma kaygısı ve bağlanma kaçınması düzeyleri arttıkça depresyon ve somatizasyon düzeyleri de artmaktadır. Bağlanmanın kaygısı ve bağlanma kaçınması düzeyleri arttıkça algılanan sosyal destek düzeyi düşmektedir. Algılanan sosyal destek, bağlanma kaçınması ile somatizasyon arasındaki pozitif yönlü ilişkide anlamlı bir aracı etkiye sahiptir.
  • Yayın
    Beliren yetişkinlik döneminde yeme tutumları, algılanan ebeveyn reddi, duygu düzenleme güçlüğü ve beden kitle indeksinin depresyon belirtileri üzerindeki yordayıcı rolü
    (Işık Üniversitesi, 2021-06-11) Cevizci, Pınar; Akyunus, Miray; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Bu araştırmada, Koronavirüs (Covid-19) pandemisi sürecinde beliren yetişkinlikte beden kitle indeksi, algılanan ebeveyn reddi, duygu düzenleme güçlüğü, riskli yeme tutumları ve depresyon belirtileri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi 18-25 yaş arası (M= 20.93, SS= 2.10) 371 katılımcıdan (144 erkek, 227 kadın) oluşmaktadır. Araştırmanın veri toplama araçları Ebeveyn Kabul Red Ölçeği Kısa Formu (EKRÖ/K), Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ), Yeme Tutum Testi Kısa Formu (YTT-26) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE)’dir. Depresif belirtilerin ve riskli yeme tutumlarının yordayıcılarını incelemek için iki bağımsız hiyerarşik çoklu regresyon modeli test edilmiştir. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, algılanan anne reddi ve genel duygu düzenlemede güçlüğün depresif belirtilerin anlamlı yordayıcıları olduğu, beden kitle indeksi, cinsiyet ve duygu düzenleme güçlüğünün riskli yeme tutumunun anlamlı yordayıcıları olduğu bulunmuştur. Bu araştırmada ayrıca basit bir aracılık modeli test edilmiş ve riskli yeme tutumları ile depresif belirtiler arasındaki ilişkiye duygu düzenlemedeki güçlüğün aracılık ettiği görülmüştür. Çalışmanın bulguları literatür doğrultusunda tartışılmış ve klinik çıkarımları değerlendirilmiştir.
  • Yayın
    Üniversite öğrencilerinin depresyon düzeylerinin toplumsal cinsiyet rolleri ve bilişsel esneklik düzeyleri bakımından incelenmesi
    (Işık Üniversitesi, 2019-05-21) Özdemir, Yakup Anıl; Balkır Neftçi, Nazlı; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Üniversite öğrencilerinin depresyon düzeylerinin toplumsal cinsiyet rolleri ve bilişsel esneklik düzeyi açısından farklılaşıp farklılaşmadığını tespit etmektir. Literatürdeki bulgulardan yola çıkarak, bu araştırmada üniversite öğrencilerinin depresyon düzeylerinin cinsiyet rolleri ve bilişsel esneklik düzeyine göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Yöntem: Toplam 383 kişi olmak üzere; 96 erkek 287 kadın lisans ve yüksek lisans öğrencisi araştırmaya katılmıştır. Bu öğrencilerin yaş ortalamaları 22,42'dir (ss:3,14). Değişkenlerin ölçümü için Bem Cinsiyet Rolü envanteri, Bilişsel Esneklik Envanteri ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Toplumsal cinsiyet rolleri ve depresyon düzeyleri arasında anlamlı bir fark çıkmazken, bilişsel esneklik düzeyleri ve depresyon düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Bilişsel esneklik düzeyi ve depresyon arasında negatif yönde bir ilişki bulunmaktadır. Ayrıca toplumsal cinsiyet rolleri ve bilişsel esneklik düzeyi arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Sonuç: Bireylerin toplumsal cinsiyet rolleri değiştikçe depresyon düzeyleri arasında bir fark görülmemektedir. Bilişsel esneklik düzeyi arttıkça, depresyon düzeyi düşmektedir. Ayrıca toplumsal cinsiyet rollerine göre bilişsel esneklik düzeyleri farklılaşmaktadır.
  • Yayın
    Duygusal emek davranışları ve depresyon arası ilişkide yaşam doyumunun aracı rolü: uçuş kabin ekibi örneklemi
    (Işık Üniversitesi, 2021-01-14) Başpınar, Tilbe; Karaköse, Selin; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Duygusal emek, çalışanların hizmet sırasında örgüt tarafından istenen duyguları ifade etmesi olarak bilinen ve olumsuz ruh sağlığı değişkenleri ile ilişkilendirilen bir kavramdır. Duygusal emek davranışının sıklıkla satış üzerine çalışan kişilerde araştırılarak depresyon ile ilişkilendirildiği, ancak havacılık sektöründe çalışan ve hava yolu şirketleri tarafından olumlu duygu ifadeleri göstermeleri beklenen kabin ekibi üzerinde araştırmalara odaklanılmadığı görülmüştür. Yaşam doyumu, duygusal emek ile ilgili ve depresyon ile güçlü ilişkide olan bir faktördür. Bu çalışmanın amacı uçuş kabin ekibinin duygusal emek davranışları ve depresyon düzeylerine yaşam doyumunun aracı rolünü araştırmaktır. Araştırmanın örneklemini 23-45 yaş aralığındaki (Ort=28.75, SS=4.63), 222 (183 kadın, 39 erkek) kabin memuru oluşturmaktadır. Araştırmada Bilgilendirilmiş Onam Formuna ek olarak, Sosyo-Demografik Bilgi ve Veri Formu, Duygusal Emek Ölçeği (DEÖ), Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE) kullanılmıştır. Duygusal emek davranışları alt boyutları yüzeysel rol yapma davranışı, derinden rol yapma davranışı ve doğal (samimi) duygular ile depresyon arası ilişkide yaşam doyumunun aracı rolü üç farklı model oluşturularak PROCESS (Model 4) ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonunda duygusal emek davranışının tüm alt boyutları ile depresyon arası ilişkide yaşam doyumunun aracı etki rolü olduğu bulunmuştur. Bulgular, çalışan bireylerde depresyona ilişkin faktörler değerlendirilirken, duygusal emek kavramının göz önüne alınmasına işaret etmesi dışında, özellikle duygusal emek davranışının hâkim olduğu havacılık ve benzer hizmet sektöründe yaşam doyumunun artırılmasına yönelik çalışmaların önemini göstermektedir.
  • Yayın
    Çalışan annelerde depresyon düzeyini yordamada evlilik uyumu, iş-aile çatışması ve ebeveyn tükenmişliğinin rolü
    (Işık Üniversitesi, 2021-06-14) Parlak, Ülkü; Karaköse, Selin; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Kadınların iş hayatında yer almasında görülen artış ile birlikte, sahip oldukları rollerin bireysel ve aile yaşantılarına etkileri araştırmacıların son yıllarda ilgi gösterdiği bir çalışma alanıdır. İçinde bulunduğumuz Covid-19 pandemisinde, evden çalışan ve çocuğu olan evli kadınların artan yükler ile evliliklerinde zorlanmalar ve ebeveyn tükenmişliği yaşaması beklenmektedir. Kadın olmanın risk faktörü olarak değerlendirildiği depresyon için, bu faktörlerin rolü ülkemizde henüz araştırılmamıştır. Bu çalışmanın amacı evlilik uyumu, iş-aile çatışması ve ebeveyn tükenmişliğinin depresyon üzerindeki yordayıcı etkisinin klinik olmayan bir örneklemde araştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemini evden çalışma deneyimi bulunan, 18 yaşın altında kendisiyle yaşayan çocuğu bulunan ve evliliklerini sürdüren 495 kadın (ORT=34.27, SS=5.88) oluşturmaktadır. Çalışmada katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu, Depresyon/Stres/Anksiyete Ölçeği’nin (DASS-21) Depresyon alt boyutu, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ), İş-Aile Çatışması Ölçeği (İAÇÖ) ve Ebeveyn Tükenmişlik Değerlendirmesi (ABT) Google Forms üzerimden online olarak sunulmuştur. Sosyodemografik özelliklerin değişkenler üzerindeki farkını görmek için t-test ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA), hipotezleri test etmek için ise Pearson Korelasyon ve Hiyerarşik Regresyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, evlilik uyumu, iş-aile çatışması ve ebeveyn tükenmişliği benzer oranlarda depresyonu yordamaktadır. Hem ofis hem evden çalışan katılımcılarla kıyaslandığında sadece evden çalışan katılımcıların daha fazla iş-aile çatışması deneyimlediği bulunmuştur. 0-2 yaş arası çocuğu olan annelerin, diğer annelerle kıyaslandığında daha fazla iş-aile çatışması yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, kişilerin sahip olduğu çocuk sayısı arttıkça yaşadıkları ebeveyn tükenmişliğinin de arttığı bulunmuştur. Çalışmada elde edilen bulguların depresyon ile alakalı müdahale programlarında pratik ve teorik açılardan fayda sağlayacağı düşünülmektedir.
  • Yayın
    Algılanan stres ve yaşam doyumu ile kompulsif satın alma ilişkisi
    (Işık Üniversitesi, 2022-06-16) Öztürk, Mehmet Gökhan; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı
    Amaç: Bu araştırmanın amacı erişkin bireylerde kompulsif satın alma, algılanan stres ve yaşam doyumu arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu değişkenlerin farklı sosyodemografik ve Covid-19 pandemi süreci özelliklerine sahip bireylerde nasıl farklılık gösterdiğini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmanın örneklemi, yaş ortalaması 37.04±11.43 yıl olan 162 (%52.9) kadın ve 144 (%47.1) erkek olmak üzere toplam 306 erişkin katılımcıdan oluşmaktadır. Herhangi bir psikiyatrik tanı almış ve/veya psikiyatrik/psikolojik tedavi sürecinde olan bireyler araştırmadan dışlanmıştır. Katılımcılara, sırasıyla, Sosyo-Demografik Özellikler ve Diğer Bilgiler Formu, Kompulsif Satın Alma Ölçeği (KSAÖ), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) uygulanmıştır. Veri analizinde Bağımsız Gruplar T Testi, Tek Yönlü ANOVA, Pearson Korelasyon ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Örneklemin ASÖ puanları ile KSAÖ puanları arasında pozitif yönde, YDÖ puanları ile ise negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. KSAÖ puanları ile YDÖ puanları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı ancak YDÖ puanlarının KSAÖ puanları ile ASÖ puanları ilişkisinde aracı değişken olduğu gözlenmiştir. Kadın katılımcıların KSAÖ puanları erkek katılımcılara göre anlamlı bir farkla yüksek bulunmuştur. Evli katılımcıların ASÖ puanları anlamlı derecede düşük, yaşam doyumları ise anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Eğitim süresi ile KSAÖ ve YDÖ puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Yüksek gelir düzeyine sahip katılımcıların yaşam doyumlarının da daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Pandemi nedeniyle satın alma sıklığındaki değişim ile ölçek puanları arasında herhangi bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç: Covid-19 pandemi sürecinde yürütülmüş bu çalışmada erişkin bir örneklemde algılanan stres düzeyleri arttıkça kompulsif satın alma oranlarının arttığı, yaşam doyumunun ise düştüğü gözlenmiştir. Ayrıca, algılanan stres ve kompulsif satın alma ilişkisinde yaşam doyumunun aracı değişken olduğu belirlenmiştir.