11 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 10 / 11
Yayın İlişki odaklı ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtileri yordamada bağlanma stillerinin ve evlilik uyumunun rolü(Işık Üniversitesi, 2021-04-08) Özel, Ebru Pelin; Karaköse, Selin; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıYetişkinlikte yakın ilişkilerde güvensiz bağlanmanın ilişkinin niteliğini etkilediği ve çeşitli psikopatolojileri öngördüğü bilinmektedir. İlişki ve partner odaklı obsesyon ve kompulsiyonlar literatüre son yıllarda kazandırılmış bir kavram olmakla birlikte, psikopatoloji olarak ele alındığı görülmektedir. Güvensiz bağlanma ile ilişkili olan ilişki ve partner odaklı obsesyon ve kompulsiyonların bir arada ele alındığı çalışmalar romantik ilişkiler kapsamında değerlendirilse de evli bireyler için araştırılmamıştır. Bu çalışmanın amacı, yetişkin bağlanma stilleri ile evlilik uyumunun, ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler üzerindeki yordayıcı rolünü araştırmaktır. Araştırmanın örneklemi, İstanbul’da yaşayan 22-70 yaş (M=40.75, SS=10.57) aralığındaki 380 evli bireyden (200 kadın, 180 erkek) oluşmaktadır. Çalışma kapsamında katılımcılara, Sosyodemografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar-2 Envanteri (YİYE-2), Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ), Romantik İlişki Odaklı Obsesyon ve Kompulsiyonlar Ölçeği (RİOKÖ) ve Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirtiler Ölçeği (PİOKBÖ) verilmiştir. Pearson korelasyon analizi, bağımsız gruplar T-testi, ANOVA tek yönlü varyans analizi, basit doğrusal regresyon ve çoklu regresyon analizleri yapılmıştır. Bulgulara göre, katılımcıların kaygılı ve kaçınmacı bağlanma stili ile evlilik uyumu, ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirti düzeylerini pozitif yönde anlamlı olarak yordamaktadır. Araştırma bulgularının, Obsesif Kompulsif Bozukluğun romantik ilişkilerde ortaya çıktığı düşünülen ilişki ve partner odaklı türünün iyileştirilmesinde, bağlanma ve evlilik uyumunun rolünün göz önüne alınması konusunda klinisyenlere yol gösterici olması beklenmektedir.Yayın Evlilik uyumunu yordamada narsistik kişilik özelliklerinin ve bağışlayıcılığın rolü(Işık Üniversitesi, 2020-05-20) Yücebıyık, Zeynep İpek; Karaköse Çelik, Selin; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıBireylerin kişilik özelliklerinin evlilik uyumu ile yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. Kişiler arası problemler ile karakterize olan narsistik kişilik özelliklerinin, evlilik uyumu üzerindeki etkisi literatürde göze çarpmaktadır. Sağlıklı bir iletişim için gerekli görülen bağışlayıcılık, evlilik uyumunu etkileyen bir diğer önemli kavramdır. Narsistik kişilik özellikleri, evlilik uyumu dışında, bağışlayıcılık ile de yakından ilişkilidir. Narsistik kişilik özellikleri, bağışlayıcılık ve evlilik uyumu değişkenlerini incelemek, bu değişkenler arası ilişkinin anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Bu araştırmanın amacı evlilik uyumunu yordamada narsisistik kişilik özellikleri ve affediciliğinin rolünü ortaya koymaktır. Araştırmaya 345 evli birey (183 kadın, 162 erkek) katılmıştır. Katılımcılara Sosyo-demografik Veri ve Bilgi Formu, Narsistik Kişilik Envanteri (NKE-16), Evlilikte Bağışlama Ölçeği-Olay (EBÖ-O) ve Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ) ile oluşturulmuş anket bataryası online olarak sunulmuştur. Sosyo-demografik değişkenlerin değerlendirilmesi için betimleyici analizler, sosyo-demografik değişkenlerin bağımlı ve bağımsız değişken üzerindeki etkilerini incelemek için t-testi analizi, hipotezleri test etmek için ise korelasyon, basit doğrusal ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır. Sonuçlara göre, narsistik kişilik özellikleri evlilik uyumu üzerinde yordayıcı bir role sahip olmamasına karşılık; Evlilikte Bağışlama Ölçeği’nin yardımseverlik alt boyutu pozitif, uzaklaşma alt boyutu ise negatif yönde anlamlı olarak evlilik uyumunu yordamaktadır. Ayrıca narsistik kişilik özellikleri, Evlilikte Bağışlama Ölçeği misilleme alt boyutunu pozitif yönde anlamlı olarak yordamaktadır.Yayın Evli bireylerde güvensiz bağlanma, ruminatif düşünme biçimi ve evlilik uyumunun ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler ile ilişkisi(Işık Üniversitesi, 2023-01-25) Güler, Burçak; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu çalışmanın amacı evli bireylerde ruminatif düşünme biçimi ve evlilik uyumunun kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirtiler üzerindeki aracı rolünü araştırmaktır. Yöntem: Örneklem, yaşları 23-70 arasında değişen ve ortalaması 38,9±9,77 olan 351 evli bireyden oluşmaktadır. Örneklemin çoğunu kadın (%65,2), üniversite mezunu (%77,2), çalışan (%76,4) ve ilk evliliğini sürdüren (%96,3) bireyler oluşturmuştur. Çalışmada Sosyodemografik Form, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II Kısa Formu, Ruminatif Düşünme Biçimi Ölçeği, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği, Romantik İlişki Odaklı Obsesyon ve Kompulsiyonlar Ölçeği ve Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirtiler Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde, bağımsız gruplar t-testi, Pearson korelasyon analizi, hiyerarşik regresyon analizi ve PROCESS aracı etki analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre evli bireylerde romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyleri kaygılı bağlanma, kaçınmacı bağlanma ve ruminatif düşünme biçimi tarafından anlamlı düzeyde pozitif yönde, evlilik uyumu tarafından anlamlı düzeyde negatif yönde yordanmaktadır. Ek olarak, ruminatif düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide kısmi aracı rolü olduğu düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide kısmi aracı rolü olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, ruminatif düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide tam aracı rolü bulunmuştur. Sonuç: Evli bireylerde, romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeylerinin yordayıcıları olarak kaygılı bağlanma, kaçınmacı bağlanma, evlilik uyumu ve ruminatif düşünme biçimi bulunmuştur. İncelenen aracı modellerinde, güvensiz bağlanma stillerinin romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyleri ile doğrudan ilişkisinin olumsuz olduğu, bu ilişkinin artan ruminatif düşünme eğilimi ve azalan evlilik uyumu ile açıklandığı bulunmuştur.Yayın Aile içi iletişim kalıpları, benlik kavramı ve evlilik uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2020-06-17) Erkılınç, Melek Merve; Yücel, Saime Vicdan; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu araştırmada; evli bireylerin aile iletişim kalıpları ve özerk- ilişkisel benlik düzeylerinin, evlilik uyumu ile ilişkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Aynı zamanda, katılımcıların aile içi iletişim kalıpları, evlilik uyum süreci ve benlik düzeyleri ile bazı sosyo demografik değişkenlerle aralarında ilişki olup olmadığı incelenmiştir. Yöntem: Çalışmada 347 kişiye ulaşılmıştır. Evli çiftlerin ölçek yolu ile edinilemeyecek demografik bilgilerini öğrenmek amacıyla Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Ölçek olarak; Ailede Özerk-?İlişkili Benlik Ölçeği, Aile İletişim Kalıpları Ölçeği, Evlilik Uyum Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Evlilik uyumu ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Evlilik uyumu ile eğitim durumu ve evlilik uyumu ile evlilik kararı arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Aile içi iletişim kalıpları alt ölçeklerinden uyum yönelimi ile cinsiyet arasında ve uyum yönelimi ile eğitim durumu arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Aile içi iletişim kalıpları ile evlilik kararı arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Aile içi iletişim kalıpları ile yaş arasındaki ilişki incelendiğinde; uyum yönelimi ile yaş arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Diyalog yönelimi ve yaş arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Benlik düzeyleri ile eğitim durumu arasındaki ilişkiye bakıldığında, özerk benlik düzeyleri ve ilişkisel benlik düzeyi ile eğitim durumu arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Benlik tipleri ile yaş arasındaki ilişki incelendiğinde, özerk ilişkisel benlik tipi ile yaş arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Yapılan analiz sonucunda; evli bireylerin kök aileden getirdiği iletişim kalıplarının özerk ilişkisel benlik düzeyiyle birlikte evlilik uyumu alt ölçeklerinden doyum ve uzlaşma puanlarını anlamlı düzeyde pozitif yönde yordadığı saptanmıştır.Yayın Çocukluk çağı travmaları ve affetmenin evlilik uyumu ile ilişkisi(Işık Üniversitesi, 2021-01-14) Sevinç, Pelin; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı travmaları ile affetmenin, evlilik uyumu üzerindeki yordayıcı rolünün araştırılmasıdır. Yöntem: Bu amaç doğrultusunda çalışmanın örneklemini 22-69 yaş aralığındaki (41.07±11.04) 344 evli birey (175 kadın, 169 erkek) oluşturmaktadır. Çalışmada katılımcılar gönüllülük esasına dayalı olarak yer almışlardır. Veri toplamak amacıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Heartland Affetme Ölçeği (HAÖ) ve Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ) katılımcılara ‘online’ olarak sunulmuştur. Verilerin analiz sürecinde, betimleyici analizler, ölçeklerin psikometrik analizi, Pearson korelasyon analizi, bağımsız gruplar T-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), basit doğrusal regresyon ve çoklu regresyon analizleri SPSS programı ile yapılmıştır. Bulgular: Bulgulara göre, çocukluk çağı travmaları ile affetme evlilik uyumunu anlamlı olarak yordamaktadır. Erkeklerin, tanışarak/flört ederek evlenenlerin ve çocuğu olmayan katılımcıların evlilik uyumlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır. Evlenme yaşı ve evlilik süresi arttıkça evlilik uyumunun da arttığı gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmada, evli bireylerin çocukluk çağı travmalarının ve affetmenin evlilik uyumları üzerindeki etkisi incelenmiş ve anlamlı bulgular elde edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili alan yazın ışığında tartışılmıştır. Araştırma sonuçlarının, evlilik uyumunu etkilemesi olası problemleri anlayarak evlilik uyumunun arttırılmasına yönelik yararı olacağı düşünülmektedir. Klinik uygulamalar açısından ise çocuklukta maruz kalınan travma yaşantılarının ve affetmenin önemi konusunda yol gösterici olması beklenmektedir.Yayın Bağlanma stilleri ile ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide evlilik uyumunun aracı rolü(Klinik Psikoloji Araştırmaları Derneği, 2023-05-02) Özel, Ebru Pelin; Karaköse, SelinYetişkinlikte yakın ilişkilerde güvensiz bağlanmanın ilişkinin niteliğini etkilediği ve çeşitli psikopatolojiler ile yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. İlişki merkezli ve partner odaklı obsesyon ile kompulsiyonlar alanyazına son yıllarda kazandırılmış kavramlardır ve önemli obsesif kompulsif belirtiler içerikleri olarak ele alınmaktadır. Geçmiş çalışmalarda güvensiz bağlanma örüntüleri ile ilişki merkezli ve partner odaklı obsesyon ve kompulsiyonlar bir arada ele alınsa da, alan yazında evlilik uyumunun bu ilişkideki aracı rolünü inceleyen bir çalışma henüz yer almamaktadır. Bu çalışmanın amacı, yetişkin bağlanma stilleri ile ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif kompulsif arasında evlilik uyumunun aracı rolünü araştırmaktır. Araştırmanın örneklemi, İstanbul’da yaşayan 22-70 yaş (Ort. = 40.75, SS = 10.57) arasında 380 evli bireyden (200 kadın, 180 erkek) oluşmaktadır. Çalışma kapsamında Sosyodemografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-2 (YİYE-2), Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ), Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonlar Ölçeği (RİOKÖ) ile Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirtiler Ölçeği (PİOKBÖ) katılımcılara sunulmuştur. Bulgular, evlilik uyumunun kaygılı ve kaçınmacı bağlanma stili ile ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif kompulsif belirti düzeyi arasında aracılık rolü olduğunu göstermektedir. Araştırma bulguları, ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler söz konusu olduğunda klinisyenlerin evlilik uyumuna ek olarak güvensiz bağlanma stillerine yönelik de müdahalelerde bulunmasının önemine işaret etmektedir.Yayın Covid-19 sürecinde evden çalışan annelerde depresyonu yordayan faktörler: iş-aile çatışması, evlilik uyumu ve ebeveyn tükenmişliği(Kadın Ve Demokrasi Derneği, 2021-12) Parlak, Ülkü; Karaköse, SelinÇalışma hayatında yer alan çocuklu kadınların bireysel ve aile yaşantısındaki çoklu rolleri nedeniyle depresyon için risk grubu altında yer aldığı bilinmektedir. İçinde bulunduğumuz COVID-19 pandemisinde evden çalışma düzeniyle birlikte kadınlar için artan bu çoklu roller ile depresyon arasındaki ilişki henüz araştırılmamıştır. Bu çalışmanın amacı, iş-aile çatışması, evlilik uyumu ve ebeveyn tükenmişliğinin depresyon üzerindeki yordayıcı etkisinin klinik olmayan bir örneklem grubunda araştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemini evden çalışan, evli ve çocuğu olan 24-55 yaş arası (ORT = 34.27, SS = 5.88) 495 kadın oluşturmaktadır. Psikososyodemografik Bilgi Formu, Depresyon Anksiyete Stress Ölçeği (DASS-21) Depresyon Alt Boyutu, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ), İş-Aile Çatışması Ölçeği (İAÇÖ) ve Ebeveyn Tükenmişlik Değerlendirmesi’yle (ABT) oluşan anket bataryası çevrimiçi olarak sunulmuştur. Çoklu hiyerarşik regresyon analizi sonuçlarına göre, iş-aile çatışması, evlilik uyumu ve ebeveyn tükenmişliği değişkenlerinin depresyonu istatistiksel olarak anlamlı ve birbirine benzer güç düzeyinde yordadığı bulunmuştur. Çalışmada elde edilen bulguların, çalışan kadınlarda depresyonla müdahale programlarında pratik ve teorik açılardan fayda sağlayacağı düşünülmektedir.Yayın Covid-19 pandemisinde çocuklardaki uyumlu sosyal davranış ile ebeveynlerin evlilik uyumu ve depresyon düzeyi arasındaki ilişki(Işık Üniversitesi, 2022-08-17) Şara Kalkanlı, Pınar; Karaköse, Selin; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıÇocuklarda uyumlu sosyal davranışın oluşumu, ebeveynlerin psikolojik iyi oluşu ve eşlerin evlilik içerisinde uyumlu olması ile ilişkilidir. Bu çalışmanın amacı, ebeveynlerin evlilik uyumu ve depresyon düzeylerinin, çocuğun uyumlu sosyal davranışı ile ilişkisini araştırmaktır. Pandemi, çocukların okullarına ebeveynlerin ise iş yerlerine gidememiş olmasından dolayı aile bireylerinin normale göre daha fazla zaman geçirmesine ve birbirlerinden daha fazla etkilenmelerine neden olmuştur. Bu nedenle pandemi döneminde toplanan bu veriler alan yazına katkı sağlayabilir. Bunun yanı sıra, çalışmada COVID-19 döneminde anne ve babadan ayrı ayrı veri toplanmasının da özgünlük yarattığı düşünülmektedir. Araştırmanın örneklemini, 2-8 yaş (M = 4.80, SS = 1.92) arası çocuğu olan 154 ebeveyn (77 anne, 77 baba) oluşturmaktadır. Bu çalışmada anne ve babalardan sırasıyla Sosyodemografik Bilgi Formunu, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeğini (YÇUÖ), Depresyon Anksiyete Stres Ölçeğini (DASÖ 21) ve Uyumlu Sosyal Davranış Envanteri (USDE) birbirlerinden ayrı bir şekilde ve çevrimiçi olarak doldurmaları istenmiştir. Çalışma verilerinin analizinde, basit doğrusal regresyon ve hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, anne ve babalar için çocuğun cinsiyeti ve çocuğun yaşı, çocuğun uyumlu sosyal davranışı ile ilişkilidir. Her iki ebeveyn için, kız çocuklarındaki uyumlu sosyal davranış puanlarının erkek çocuklarına göre daha yüksek olduğu ve çocuğun yaşının uyumlu sosyal davranışıyla pozitif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Anne örnekleminde evlilik uyumu, uyumlu sosyal davranışla pozitif yönde ilişkiliyken; farklı şekilde baba örnekleminde depresyon, uyumlu sosyal davranış ile negatif yönde ilişkilidir. Araştırma bulgularının COVID-19 pandemi döneminde elde edilmiş olmasının, çocukların bu dönemdeki uyumlu sosyal davranışı ile ilişkili olan değişkenlerin belirlenebilmesi ve terapi sürecine ailenin de dahil edilmesi konusunda klinisyenlere ışık tutması beklenmektedir. Çocukta uyumlu sosyal davranışı arttırabilmek için sürece ebeveynlerin evlilik uyumlarının arttırılması ve depresyon düzeylerinin düşürülmesi hedefler dahil edilebilir.Yayın Evlilik uyumunu yordamada psikolojik iyilik hali ve cinsel doyumun rolünün incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2021-06-10) Urş, Melani; Karaköse, Selin; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıSon yıllarda artan boşanma oranlarıyla beraber çiftler arasındaki evlilik uyumu ve çiftler arasında evlilik uyumunu etkileyen faktörler hakkında yürütülen çalışmaların sıklığı ve önemi artmıştır. Bireylerin psikolojik iyi oluşunu etkileyen stres, anksiyete, depresyon seviyelerinin evlilik uyumu ile yakından ilişkili olduğu bilinmektedir. Buna ek olarak, evlilik uyumunda cinsel doyumun rolü de sıkça çalışılan bir konu haline gelmiştir. Buna karşın, stres, anksiyete, depresyon ve cinsel doyumun evlilik uyumu üzerindeki etkisini boşanmaların yüksek olduğu 0-5 yıl arası evli çiftlerde inceleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı boşanma oranlarının sıklığının görüldüğü 0-5 yıl arasında evli olan bireylerin depresyon, anksiyete semptomları ve stres seviyeleri ile cinsel doyum düzeylerinin, evlilik uyumları üzerindeki yordayıcı rolünün klinik olmayan bir örneklemde araştırmaktır. Araştırmanın örneklemini 21-50 yaş arası (Ort=30.08, SS=5.70) 95 evli çift (95 kadın, 95 erkek toplam 190 kişi) oluşturmaktadır. Araştırmada, Sosyodemografik ve Evlilikle İlgili Veri Formu, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ), Depresyon, Anksiyete, Stres-21 Ölçeği (DASÖ-21) ve Yeni Cinsel Doyum Ölçeği (YCDÖ) kullanılmıştır ve katılımcılara anket bataryası olarak internet üzerinden sunulmuştur. Sosyodemografik ve evlilikle ilgili değişkenlerin değerlendirilmesi ve bağımlı değişken üzerindeki farklılaştırıcı etkisini incelemek için betimleyici analizler ile bağımsız gruplar t-testi, araştırmanın hipotezlerini test etmek için ise korelasyon ve regresyon analizleri IBM SPSS 26.0 programı ile yürütülmüştür. Sonuçlara göre, her iki cinsiyet için de bireylerin stres düzeyinin evlilik uyumunu negatif yönde yordadığı, bunun aksine anksiyete semptomlarının evlilik uyumunu yordamadığı bulunmuştur. Kadınlarda Yeni Cinsel Doyum Ölçeği’nin eş-partner-cinsel aktivite merkezli alt boyutu, erkeklerde ise ben merkezli alt boyut evlilik uyumunu pozitif yönde yordamıştır. Depresyon seviyesinin ise sadece erkeklerde evlilik uyumunu negatif yönde yordadığı bulunmuştur.Yayın Ev kadınlarında tükenmişliği yordamada eş desteği ve evlilik uyumunun rolü(Işık Üniversitesi, 2021-06-14) Ulusoy, Ayşe Nehir; Karaköse, Selin; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıBu araştırmanın amacı; eş desteği ve evlilik uyumunun ev kadınlarında tükenmişlik üzerindeki yordayıcı rolünün klinik olmayan bir örneklemle araştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemini Türkiye’de yaşayan ve çalışmayan 20-80 yaş aralığında (Ort=43.22, SS=12.27) 390 ev kadını oluşturmaktadır. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi ve Veri Formu, Ev Hanımlarında Tükenmişlik Ölçeği (EHTÖ), Eş Destek Ölçeği (EDÖ), ve Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ) online olarak sunulmuştur. Sosyodemografik değişkenlere yönelik betimleyici analizlere ek olarak, sosyodemografik değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla t-test ve ANOVA, araştırmanın hipotezlerini test etmek amacıyla korelasyon ve hiyerarşik çoklu regresyon analizleri yapılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, sosyodemografik değişkenlerin ötesinde, eşten alınan duygusal destek ile maddi ve bilgi desteği ev kadınlarında tükenmişliği yordamazken, takdir desteği ve sosyal ilgi desteği tükenmişliği negatif yönde anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Ayrıca, evlilikte doyum ve uzlaşım ev kadınlarında tükenmişliği yordamazken, çatışma alt boyutu tükenmişliği pozitif yönde ve anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Buna göre, eşten alınan takdir desteği ve sosyal ilgi desteği arttıkça ev kadınlarında tükenmişlik azalırken, evlilikte çatışma arttıkça ev kadınlarında tükenmişlik artmaktadır. Araştırma bulgularının evlilik ilişkisi içerisinde ortaya çıkan ev kadınlarında tükenmişliğin değerlendirilmesinde ve tedavisinde, eş desteği ve evlilik uyumunun rolünün klinik uygulamalarda yol gösterici olması beklenmektedir.












