24 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 10 / 24
Yayın Majör depresyon tanısı almış kadın hastalarda benlik kurgusu ve semptamoloji arasındaki ilişki: kültürel arası kesitsel bir çalışma(Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Şen, Büşra; Balkır Neftçi, Nazlı; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAMAÇ: Bu araştırma, kültür, benlik kurgusu ve depresyon arasındaki ilişkiyi, sosyodemografik değişkenler açısından dört grup (Almanya'da yaşayan sağlıklı ve depresyondaki Almanlar ile Türkiye'de yaşayan sağlıklı ve depresif Türkler arasında) karşılaştırılarak gerçekleştirmek amaçlanmıştır. YÖNTEM: Araştırma, Majör Depresyon tanısını almış 54 kadın hasta (27’sini Alman ve 27’si Türk hastalar) ve 51 herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı almamış sağlıklı kadınlar (25 Türk ve 26 Alman) üzerinde yapılmıştır. Araştırma kapsamında; katılımcıların benlik kurgularını ölçmek için, “Benlik Kurgusu Ölçeği”, pozitif ve negatif afekt düzeylerini belirlemek için “PANAS”, semptomatoloji düzeylerini belirlemek için “SCL-90 Belirti Tarama Testi, depresyon düzeylerini ölçmek için “SCL-90 depresyon alt testi” ve diğer demografik özellikleri hakkında bilgi toplamak için araştırmacı tarafından geliştirilen bir kişisel bilgi formu kullanılmıştır. BULGULAR: Kültür ve benlik kurgularının, psikopatoloji ve afekt üzerine olan ana ve interaktif etkileri (moderasyon analizi) kovaryans 2x2 çok değişkenli analiz (MANCOVA) yapılarak hesaplanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, Hasta gruplar arasında ilişkisel benlik kurgusunda anlamlı farklılıklar bulunmuştur, bağımsız benlik kurgusu açısından da hiçbir fark bulunmamıştır. Ayrıca kültür ve ilişkisel benliğin depresyon ve genel psikopatoloji düzeyleri üzerinde önemli bir etkisi bulunmuştur. Yani, Türk hastalarda ilişkisel benlik, depresyon ve psikopatoloji düzeylerini düşürdüğü ancak Alman hastalarda tam tersi bir durum olduğu görülmüştür. Kontrol gruplarında, Türk kadınlar ilişkisel benlik kurgusunu, depresyon ve psikopatoloji düzeylerini belirgin olarak daha yüksek seviyede bildirmişlerdir, ancak özerk veya afektinde herhangi bir kültürel farklılık ortaya çıkmamıştır. Sonuç olarak, sağlıklı kadınlar arasında kültür ve benlik kurgusu farklılıklarının depresyon, psikopatoloji ve duygulanım üzerine anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. SONUÇ: Benlik kurgusu ve psikolojik sağlık arasındaki ilişkide benzerlikler ve farklılıklar kültürel olarak uygun olan psikoterapotik müdahaleler açısından tartışılmıştır.Yayın Yüksek kaygı ve depresyon düzeyinin evlilik yaşamı ile ilişkisinin değerlendirilmesi(Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Durmuşoğlu Irmak, Beyza; Yücel, Saime Vicdan; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu çalışmada evli bireylerin evlilikleriyle depresyon ve kaygı düzeyleri arasında ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: 18 yaş ve üzeri en az 1 yıldır evli olan, İstanbul İli Kartal, Maltepe, Sarıyer ve Şişli İlçelerinde ikamet eden bireyler arasından amaçlı örnekleme tekniği ile seçilen 263 kişiye anket uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre sürekli kaygı; saplantılı bağlanma, kayıtsız bağlanma ve korkulu bağlanma düzeyini artırırken; güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Durumluk kaygı ise kayıtsız bağlanma ve korkulu bağlanma düzeyini artırmakta; güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Depresyon; kayıtsız ve korkulu bağlanma düzeylerini artırırken, güvenli bağlanma düzeyini azaltmaktadır. Saplantılı bağlanma, evlilik süresi ve çocuk sayısına göre farklılaşmaktadır. Kayıtsız bağlanma; evlilik süresi, çocuk sayısı, eşin eğitim durumu ve aylık kazanca göre farklılaşmaktadır. Korkulu bağlanma; evlilik yaşı, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Güvenli bağlanma; evlilik yaşı, eşler arası yaş farkı, eş ile akrabalık durumu, çocuk sayısı, eğitim durumu ve eşin eğitim durumuna göre farklılaşmaktadır. Durumluk kaygı; evlilik süresi, evlilik yaşı, eşler arası yaş farkı, evlenme karar şekli, eş ile akrabalık durumu, çocuk sayısı, eğitim durumu, eşin eğitim durumu, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Sürekli kaygı; cinsiyet, yaş, eşler arası yaş farkı, çocuk sayısı, eşin eğitim durumu, aylık kazanç ve psikolojik destek alma durumuna göre farklılaşmaktadır. Depresyon; cinsiyet, evlilik yaşı, çocuk sayısı, eğitim durumu ve eşin eğitim durumuna göre farklılaşmaktadır. Sonuç: Kaygı ve depresyonun evlilik yaşantıları üzerinde olumsuz etkileri olduğu tespit edilmiştir.Yayın Konversiyon bozukluğunda psikolojik dayanıklılığın ve başa çıkma tarzlarının etkisi(Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Alpat, Başak; Özkol, Hivren; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Konversiyon bozukluğu tanısı alan ve almayan kişilerde psikolojik dayanıklılık düzeyinin ve kullanılan stresle başa çıkma tarzlarının farklı olup olmadığını incelemektir. Yöntem: Araştırmaya; DSM 5 tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı alan 36 kişi ve herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı almayan 36 kişi olmak üzere toplam 72 kişi katılmıştır. Psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzlarının konversiyon bozukluğu tanısı alanlarda faklı olup olmadığı, bağımsız örneklem t test analiz tekniği kullanılarak araştırılmıştır. Bulgular: Hasta grubu 32 kadın ve 4 erkek katılımcıdan oluşmaktadır ve yaş ortalamaları 35,94±10,65 olarak hesaplanmıştır. Kontrol grubunu oluşturan 32 kadın ve 4 erkek katılımcının yaş ortalaması ise 36,17±10,72 olarak hesaplanmıştır. Konversiyon bozukluğu tanısı alan kişiler ve herhangi bir tanı almayan kontrol grubu arasında psikolojik dayanıklılık düzeyi ve stresle başa çıkmada kullanılan tarzlar bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Sonuç: Araştırmada; konversiyon bozukluğu tanısı alan kişilerin psikolojik dayanıklılıklarının tanı almayanlara göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Stresle başa çıkma tarzlarının kullanımına yönelik elde edilen sonuçlar ise; konversiyon bozukluğu tanısı alanların duygusal odaklı (kaçınmacı) yöntemleri daha fazla tercih ettikleri, problem odaklı başa çıkma tarzlarını daha az kullandıkları yönündedir. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.Yayın Gelişimsel dil konuşma bozukluğu olan ve tipik gelişim gösteren okul öncesi çocuklarının sosyal beceri ve davranış problemlerinin değerlendirilmesi(Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Özkazanç, Cansu Nazlı; Zaimoğlu, Sennur; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıProblemin tanımı: Bu çalışmada, okul öncesi dönemde gelişimsel dil konuşma bozukluğu olan çocuklar ile tipik gelişim gösteren akranları arasında davranış problemleri ve sosyal beceri alanları arasındaki farklılıklar incelenmiştir. Yöntem: Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Kadıköy ilçesindeki uygunluk örneklemine göre belirlenmiş yedi mahallede bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi ilk okullarda ve bağımsız anaokullarının okul öncesi sını?arında okumakta olan çocuklardan oluşmaktadır. Araştırmaya 23’ü erkek, 17’si kız; toplam 40 çocuk katılmıştır. Katılımcıların yaşları 36 aylık ile 72 aylık arasında değişmektedir. Araştırmanın verileri, örnekleme dahil edilen çocukların ebeveynleri ve gittikleri okullardaki anasınıfı öğretmenleri tarafından doldurulmuş anketler aracılığı ile toplanmıştır. Bu çalışmada Sosyo-demografik Bilgi Formu, İletişim, Dil ve Konuşma Gelişimi Değerlendirme Ölçeği, Conners Ebeveyn Dereceleme Ölçeği ve Conners Sınıf Öğretmeni Dereceleme Ölçeği, Anaokulu ve Anasınıfı Davranış Ölçeği’nin Sosyal Beceri Ölçeği ve Dikkat Eksikliği Aşırı Hareketlilik Bozukluğu Değerlendirme Listesi veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Conners Ebeveyn ve Öğretmen Ölçeği ile Sosyal Beceri Ölçeği ve bu ölçeklerin her bir alt ölçeği için gruplar arası anlamlı bir fark olup olmadığı Mann-Whitney U testi yapılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmanın sonuçları davranış problemleri ve sosyal beceriler açısından gruplar arası bir fark olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgulara göre, gelişimsel dil-konuşma bozukluğu olan çocuklarda dil-konuşma alanında normal gelişim gösteren akranlarına göre karşı gelme, bilişsel problemler/dikkatsizlik, hiperaktivite, sosyal problemler, huzursuzluk ve duygusal değişkenlik gibi davranış problemleri daha çok görülmektedir. Ayrıca, gelişimsel dil-konuşma bozukluğu olan çocukların sosyal bağımsızlık ve sosyal etkileşim alanlarında sosyal beceriler açısından daha zayıf becerilere sahip oldukları görülmüştür. Sonuç: Bu çalışma, okul öncesi dönemdeki dil gelişiminin, çocukların davranışları ve sosyal becerileri üzerinde etkisi olduğunu göstermektedir.Yayın Yoga yapan bireylerin cinsel doyumlarının, beden farkındalıklarının ve yaşam memnuniyetlerinin değerlendirilmesi(Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Akdeniz, Begüm; Saatçioğlu, İbrahim Ömer; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Yoga yapan ve yapmayan bireylerin cinsel işlevlerinin, beden algısının ve yaşam niteliğinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma, yoga grubu ve yoga yapmayanlar grubu (Kontrol grubu) olmak üzere iki gruptan oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi, kolayda örneklem yoluyla belirlenen 42?si yoga grubu, 52?si yoga yapmayanlar grubu katılımcısı olmak üzere 94 kişiden oluşmaktadır. Yoga yapmayanlar grubunu, yoga veya herhangi bir spor yapmayan, sosyo-demografik özellikleri yoga grubu ile eşleşen, gönüllü katılımcılar oluşturmaktadır. Yoga grubunu, en az 3 aydır, haftada 2 gün veya üzeri ve günde 1 saat yoga yapan gönüllü kişiler oluşturmaktadır. Veri toplama aşamasında Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Formu, Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRCDÖ), Beden İmgesinin Yaşam Niteliğine Etkisi Ölçeği (B?YNEÖ) ve Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ) kullanılmıştır. Araştırmada, frekans analizi, tanımlayıcı istatistikler, ikili gruplar için bağımsız t-testi, anova analizi ve lineer regresyon analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmamızda, yoga grubu ile kontrol grubu arasında cinsel işlevler, yaşam niteliği ve vücut algısı bakımından anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Araştırma bulgularına göre, yoga yapan kişilerin yoga yapmayanlara göre cinsel işlevleri, yaşam nitelikleri ve vücut algıları daha iyi bulunmuştur. Yoga yapma süresi ile cinsel işlev ve yaşam niteliği arasında bir ilişki bulunmazken, vücut algısı ile yoga yapma süresi arasında bir ilişki bulunmuştur. 12 ay ve üzeri süredir yoga yapan kişilerin vücut algıları, 12 aydan az süredir yoga yapanlara göre daha olumludur. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre, yoga yapan grupta vücut algısı ve yaşam niteliği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken, cinsel işlev ve yaşam niteliği, cinsel işlev ve vücut algısı arasında bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Araştırma bulguları doğrultusunda, yoga yapan kişilerin yoga veya herhangi bir spor yapmayan kişilere kıyasla cinsel işlev, yaşam niteliği ve vücut algısı açısından daha iyi olduğu belirlenmiştir. Yoga yapan kişiler kendi aralarında değerlendirildiğinde ise uzun süre yoga yapanların vücut algılarının daha iyi olduğu gözlenmiştir. Bunun yanında, yoga yapan kişilerin vücut algılarındaki iyilik hali ile yaşam niteliklerinin iyilik hali arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu alanda yapılacak olan çalışmalar için uzun süreli, boylamsal araştırma yöntemi kullanılarak yapılacak olan çalışmalar önerilmektedir.Yayın Bir grup üniversite öğrencisinde belirlenen sosyal anksiyete düzeylerine göre bilinçli farkındalık ve yaşam doyumu düzeylerinin incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2017-01-17) Tuncer, Nur; Hayran, Rukiye; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıProblemin Tanımı: Bu araştırmanın amacı bir grup üniversite öğrencisinin sosyal anksiyete düzeyleri ile bilinçli farkındalık ve yaşam doyumu düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırma evrenini üniversite öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini ise İstanbul Teknik Üniversitesi, Işık Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi'nde 2015-2016 yılı yaz okulu döneminde eğitim gören bir grup lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Örneklem toplamda 227 kişiden oluşmakla birlikte bunların 123'ü İstanbul Teknik Üniversitesi, 76'sı Işık Üniversitesi, 28'i Bahçeşehir Üniversitesi öğrencisidir. Katılımcıların 149'u erkek 78'i kadındır. Örneklem, Sosyal Bilimler ve Mühendislik Fakültesi öğrencilerini içermektedir. Katılımcıların yaşları 19 ile 25 arasında değişmektedir. Veri toplama aşaması 2016 Temmuz ayının başında başlayıp bir ay içerisinde tamamlanmıştır. Ölçekler öğrencilere dersliklerde dağıtılmıştır. Ölçek uygulamaları yaklaşık 25 dakika sürmüştür. Araştırmaya katılan bireylere, Araştırma Bilgi Formu (Bkz., Ek A), Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği (LSAÖ) (Bkz., Ek B), Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ) (Bkz., Ek C), Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) (Bkz., Ek D) uygulanmıştır. Araştırmada yer alan verilerin analiz çalışması SPSS programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Gerçekleştirilen korelasyon analizleri istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Bu doğrultuda, üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeyleri ile bilinçli farkındalık düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeyleri ile yaşam doyumu düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sosyal anksiyete ile bilinçli farkındalık arasındaki ilişkinin açıklayıcılık gücünü belirlemek üzere yapılan regresyon analizi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu doğrultuda, üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeylerinin bilinçli farkındalık düzeylerini azaltmakta olduğu tespit edilmiştir. Sosyal anksiyete ile yaşam doyumu arasındaki ilişkinin açıklayıcılık gücünü belirlemek üzere yapılan regresyon analizi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeylerinin yaşam doyumu düzeylerini azaltmakta olduğu tespit edilmiştir.Sonuç: Literatürde yer alan çalışmalar doğrultusunda, bilinçli farkındalık temelli programların anksiyete düzeyini azalttığı ve yaşam doyumunu arttırdığı bilinmektedir. Bu araştırma bulguları sonucunda, sosyal fobinin sıklıkla görüldüğü üniversite öğrencilerinde farkındalığı arttırmaya yönelik çalışmalar yapılmasının ve öğrencilerin bilinçlenmesinin faydalı olabileceği düşünülmektedir. Bununla beraber öğrencilerin yaşama yönelik doyumlarının artacağı düşünülmektedir.Araştırmadan edinilen bulgular literatür doğrultusunda tartışılmıştır.Yayın Meme kanseri tanılı hastalarda hastalık algısı, anksiyete, depresyon ve eş uyumu ilişkisi: kontrollü bir çalışma(Işık Üniversitesi, 2017-01-05) Alamış, Buse; Çam Çelikel, Feryal; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıProblemin tanımı: Bu araştırmanın amacı, meme kanseri tanılı hastalarda hastalık algısı, anksiyete, depresyon ve eş uyumu ilişkisini incelemektir. Yöntem: Çalışmada, cerrahi operasyon geçirmiş meme kanseri tanısı alan kadınlar ile meme kanseri tanısı olmayan ve başka bir nedenle cerrahi operasyon geçirmiş kadın hastalar karşılaştırılmıştır. Araştırmanın örneklemi, Özel Gaziosmanpaşa Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Merkezi'ne başvuran 35 kadından oluşurken kontrol grubu ise Genel Cerrahi Polikliniği'ne başvuran 35 kadından oluşmaktadır. Veriler Sosyodemografik Veri Formu, Çiftler (eşler arası) Uyum Ölçeği (ÇUÖ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) ve Hastalık Algısı Ölçeği (HAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışma ve kontrol grupları yaş ortalamaları sırasıyla 47.03±7.79 ve 44,51±9,00 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Çalışma grubu ile kontrol grubu arasında medeni durum, eğitim, meslek bakımından istatistiksel olarak fark bulunamamıştır. Çalışma ve kontrol grubu arasında menopoz yaşı, ailedeki meme kanseri öyküsü, hastalıktan çevreye bahsetme, ameliyattan sonra cinsel ilişki sıklığı, ameliyattan sonra cinsel ilişkiden alınan zevk, ameliyattan sonra giyim ve kendine bakım, ameliyattan memnuniyet, hastalık hakkında bilgi, hastalıktan sonra eş davranışı, radyoterapi, kemoterapi, ameliyattan sonra korku ve endişe açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Meme kanseri tanılı kadınlarda ÇUÖ puanları kontrol grubundaki kadın hastalara oranla anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Her iki gruptaki HADÖ ile ölçülen anksiyete ve depresyon düzeyleri karşılaştırıldığında benzer şekilde meme kanseri tanılı hastalarda anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. HAÖ ile ölçülen hastalık algısı toplam puanı ve alt boyutların her üçünden (belirtiler, algı ve nedenler) alınan puanlar, meme kanseri tanılı hastalarda kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Özetle çalışmamızda, kadınlarda çok sık rastlanan bir sağlık problemi olan meme kanserinde hastalık algısı ve eşler arası uyumun yanı sıra anksiyete ve depresyon düzeylerine dikkat çekilmiş, hastalık değişkenleri açısından incelenmiş ve sonuçlarımız literatür ışığında tartışılmıştır.Yayın Postpartum depresyonda evlilik doyumu ve benlik saygısının incelenmesi(Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Karamustafa, Fatma Cansu; Saatçioğlu, İbrahim Ömer; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Gebelik ve doğum sonrası kadınlarda fizyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan değişimlerin meydana geldiği bir dönemdir. Kadınların birçoğu bu dönemdeki değişimlere sağlıklı bir baş etme stratejisi geliştirebilmesine rağmen her kadın için aynı durum söz konusu olmamaktadır. Doğum sonrası dönemde görülen rahatsızlıklardan biri de postpartum depresyondur. Doğumun yol açtığı hormonal değişimler, aile düzeninin değişimi, çocuk sahibi olmasının getirdiği sorumluluklar düşünüldüğünde postpartum depresyon meydana gelebilir. Postpartum depresyonun birçok risk faktörü bulunmaktadır. Bu araştırmanın amacıpostpartum depresyon riski olan ve olmayan grupların karşılaştırılması, benlik saygısının, algılanan çok boyutlu sosyal desteğin ve evlilik doyumunun postpartum depresyon ile ilişkisinin incelenmesi ve risk faktörlerinni belirlenmesidir. Yöntem:Araştırma Samsun Liman Hastanesinde ve Ünye Sağlık Ocağında kontrollere gelen son bir yıl içerisinde doğum yapmış 205 kadın ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında doğum yapmış kadınlara Sosyodemografik Özellikler ve Bilgilendirme Formu, Benlik Saygısı Ölçeği, Çift Uyumu Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği kullanılmıştır .Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Risk faktörünün belirlenmesine yönelik lojistik regresyon analizi uygulanmıştır ve değişkenler arasındaki ilişki spearman korelasyon analizi kullanılarak incelenmiştir. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda, postpartum depresyon ile eğitim seviyesi, gelir düzeyi, depresyon öyküsü, planlı-plansız gebelik, gebelik dönemi yaşanan psikolojik-biyolojik sorunlar, bebek bakımında zorlanma, ailenin desteği ve annelik rolüne uyum sağlayabilme değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Benlik sayısı, algılanan sosyal destek ve çift uyumu postpartum depresyonda olan kadınlarda daha düşük bulunmuştur. Postpartum depresyon riski olan kadınların evlilik doyumları, benlik saygıları ve sosyal destek düzeyleri postpartum depresyon riski olmayan kadınlardan daha düşük bulunmuştur. Geçmiş depresyon öyküsü, plansız gebelik, gebelik döneminde yaşanan psikolojik ve biyolojik sorunlar postpartum depresyon riski olan kadınlarda istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Araştırmanın sonuçlarına göre eğitim durumu, geçmiş depresyon öyküsü, benlik saygısı ve algılanan sosyal destek postpartum depresyon için risk faktörü oluşturmaktadır. Benlik saygısının düşük olması, algılanan sosyal desteğin yetersiz kalması ve çift uyumun yeterli seviyede olmaması ile postpartum depresyon arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.Yayın Güzel sanatlar alanında öğrenim gören üniversite öğrencilerinin yaratıcılıklarının psikopatolojileri ve kişilik özellikleri üzerindeki etkisi(Işık Üniversitesi, 2017-01-05) Gürhan, Büşra; Yücel, Saime Vicdan; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıBu araştırmada, Güzel Sanatlar alanında öğrenim gören bir grup gönüllü üniversite öğrencisinin; yaratıcılıklarının psikopatoloji ve kişilik özellikleri üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza, alanyazında bulunan konuyla ilgili makaleler de yaratıcılık ile psikopatoloji ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkilerin anlatılması ve tartışılması kaynak olmuştur. Çalışma kapsamında; sosyodemografik özellikler, bölüm seçimleri, eğitim alanları, kişilik yapıları, psikopatoloji gibi değişkenler yaratıcılık düzeyleri açısından incelenmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular SPSS (Statistical Package for Social Sciences) Windows 22.0 programının kullanımıyla analiz edilmiştir. T test, Anova testi ve Ki Kare testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında değişkenler arasındaki ilişki farklılıklarını belirlemek için tamamlayıcı olarak Post Hoc Tukey testi, sürekli değişkenler ile arasındaki ilişki Pearson Korelasyon ve Regresyon analizi uygulanarak incelenmiştir. Araştırmaya 2015-2016 ve 2016-2017 eğitim öğretim yıllarından Işık Üniversitesi’nin ve Pamukkale Üniversitesi’nin Güzel Sanatlar fakültelerinin 1., 2., 3. ve 4. sınıflarında öğrenim gören toplam 200 gönüllü öğrenci katılmıştır. Uygulama, araştırmacı tarafından geliştirilen, ‘’Sosyodemografik Bilgi Formu’’, psikopatolojik değerlendirme için, “Kısa Semptom Envanteri”; yaratıcılık düzeylerini belirlemek için ‘’Raudsepp Ne Kadar Yaratıcısınız Ölçeği’’, kişilik özelliklerini belirlemek için ise ‘’On Maddelik Kişilik Ölçeği’’ yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular alanyazın ile paralellik göstermektedir. Yapılan korelasyon analizinde yaratıcılık ile anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuşken, yapılan regresyon analizinde ise yaratıcılık ile depresyon, anksiyete ve somatizasyon arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. Yapılan analizde yaratıcılık ile deneyime açıklık arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuşken, yaratıcılık ile duygusal dengelilik arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yapılan Anova ve ki kare analizlerinin sonucunda yaratıcılık ile sosyo demografik değişkenlerin alt boyutlarından, yaşamının büyük bir bölümünü geçirdiği şehir, anne-baba eğitim düzeyi, ekonomik düzey, ailenin sanatsal eğilimi, eğitim alanları, alan dışı ilgilenilen başka sanatsal alanlar, görsel ve yazılı yayın takibi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Yaratıcılık ve sosyo demografik değişkenlerin regresyon analizinde, baba-anne eğitiminin, ailenin sanatsal eğiliminin ve eğitim alanının yaratıcılığı yordadığı, yaratıcılık ile psikopatolojik boyutlar, kişilik özellikleri ve sosyo demografik değişkenler üzerine yapılan regresyon analizinde ise baba-anne eğitiminin, eğitim alanının ve görsel ve yazılı yayın takibinin yaratıcılığı yordadığı saptanmıştır.Yayın Ergenlerde kişilik özelliklerinin sınav kaygısı ve okula bağlanma stilleri üzerindeki etkisi(Işık Üniversitesi, 2017-06-05) Onuk, Tilbe; Hayran, Rukiye; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans ProgramıAmaç: Bu araştırmanın temel amacı, 13 – 18 yaş arasındaki ergenlerin kişilik özelliklerinin sınav kaygısı ve okula bağlanma stilleri üzerindeki medyatör etkisini ölçümlemek ve değerlendirmektir. Yöntem: Araştırmada, 138’i erkek, 147’si kız olmak üzere 285 katılımcı yer almıştır. Değerlendirme sürecinde katılımcıların, Sınav Kaygısı Ölçeği, Çocuk Ergen Okula Bağlanma Ölçeği ve Beş Faktör Kişilik Testi ölçeklerini doldurumaları beklenmiş, elde edilen veriler de SPSS programına (21. versiyon) aktarılmıştır. Bu verilerin analiz edilmesinde Pearson Korelasyon analizi, Bağımsız örneklemler için t-testi ve Tek Yönlü ANOVA kullanılmıştır. Bulgular: Sınav kaygısı düzeyleri ile okula bağlanma arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır (r=.088, p=.140) ve okula bağlanmanın da sınav kaygısı üzerinden yordayıcı bir etkiye sahip olmadığı gözlemlenmiştir [F(1,280)=2.188, p=.140]. Dışa dönüklük ve duygusal denge (r=.189, p=001), sorumluluk ve duygusal denge (r=.477, p=000), uyumluluk ve duygusal denge (r=.197, p=.001), sorumluluk ve uyumluluk (r=.366, p=001), dışa dönüklük ve uyumluluk (r=.459, p=.000), dışa dönüklük ve sorumluluk (r=.382, p=.000) aralarında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ek olarak, anne-baba yanında yaşayan 13 – 18 yaş aralığındaki ergenlerin daha az duygusal dengesizlik kişilik özelliği seviyesine sahip oldukları görülmüştür [F(3,276)=4.149, p=.007]. Erkeklerin duygusal denge düzeylerinin, kadınlardan daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir [t(283)=2.529, p=.012]. Okula bağlanma düzeyi ile duygusal denge (r=.145*, p=.000) arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmektedir. Aile gelir durumu arttıkça okula bağlanma seviyesinin de artış gösterdiği görülmüştür [F(2,280)=2.631, p=.035]. Ek olarak, öğretmenlerinin hepsi ile iyi ilişkiye sahip olanlar öğretmenlerinin daha fazla bir okula bağlanma seviyesine sahip oldukları görülmüştür [F(2,282)= 22.571, p=.000]. Yakın arkadaş sayısı az olanların daha az okula bağlanma seviyesine sahip oldukları saptanmıştır [F(3,281)=5.486, p=.001]. Erkeklerin okula bağlanma düzeylerinin kadınlardan daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir [t(283)=2.029, p=.043]. Kardeş sıralamasında ilk sırada olanların, kardeş sıralamasında beşinci olanlardan ve dördüncü sırada olanlardan anlamlı düzeyde fazla sınav kaygısına sahip oldukları görülmüştür [F(2,278)=7.647, p=.00]. Kardeş sıralamasında ikinci sırada olanların, kardeş sıralamasında beşinci olanlardan anlamlı seviyede daha yüksek bir sınav kaygısı seviyesine sahip oldukları saptanmıştır [F(2,278)=5.596, p=.00]. Son olarak, Kadınların sınav kaygısı düzeylerinin, erkeklerden daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir [t(283)=-4.276, p=.00]. Sonuç: Bu çalışmanın bazı sonuçlarının geçmiş araştırmaların verileri ile benzer olmamasının sebepleri, demografik değişkenlerin dağılımı ve örneklem boyutunun düzeyinin literatür kapsamına göre daha az olması olarak görülmektedir. Gelecek araştırmalarda, örneklem boyutunun ve örneklemin seçimi aşamasında sonuçlarda sapma oluşturabilecek demografik değişkenlerin kontrol edilmesi ve daha homojen bir dağılım sağlanması, sonuçların daha benzer bir şekilde ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Sonuç olarak, bu araştırma okula bağlanma ve sınav kaygısının ne gibi faktörlerden etkilendiğini vurgulamaktadır.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »












