Arama Sonuçları

Listeleniyor 1 - 9 / 9
  • Yayın
    Neuropsychiatric outcomes and caregiver distress in primary progressive aphasia
    (Wiley, 2023-01) Seçkin, Mustafa; Yıldırım, Elif; Demir, İlayda; Orhun, Ömer; Bülbül, Ezgi; Velioğlu, H. Aziz; Öget, Öktem; Yeşilot, Nilüfer; Çoban, Oğuzhan; Gürvit, Hakan
    Background: In this study, we aimed to outline the neuropsychiatric consequences of primary progressive aphasia (PPA) and to understand how neuropsychiatric symptomatology affects distress in caregivers. Methods: The Neuropsychiatric Inventory (NPI) including the distress index (NPI-Distress) was used. Additional information about the caregiver burden was obtained using Zarit Burden Interview (ZBI). NPI, NPI-Distress, and ZBI data from 17 patients with a clinical diagnosis of PPA were compared with 10 stroke aphasia patients. Neuropsychiatric symptomatology was investigated based on three clusters; Mood, Frontal/Comportmental, and Psychotic/Disruptive. Additionally, the Activities of Daily Living Questionnaire (ADLQ) was used to outline the functional impairment. Twelve healthy controls were included to compare the neurocognitive test scores with PPA and stroke aphasia groups. Results: A greater number of neuropsychiatric symptoms were observed in the PPA group compared to the stroke aphasia group. The number of symptoms in Mood, and Frontal/Comportmental clusters were greater than the number of symptoms in Psychotic/Disruptive clusters in the PPA group, whereas no significant relationship between the number of symptoms and symptom clusters was found in the stroke aphasia group. In the PPA group, a strong correlation was found between the NPI-Frequency × Severity scores and the NPI-Distress scores. Moreover, the NPI-Distress scores in the PPA group strongly correlated with the ZBI scores. Scores for anxiety, irritability/lability, and apathy had a stronger correlation with the NPI-Distress scores compared to the other NPI symptoms. The Communication subscale was the most impaired domain in the PPA group. Travel, and Employment and Recreation subscales showed greater functional impairment in the stroke aphasia group compared to the PPA group. Conclusions: Neuropsychiatric symptoms in PPA in our study were more frequent than previously reported. Furthermore, the distress index of the NPI was not only correlated with the severity of the neuropsychiatric symptoms but also reflected the overall burden on the caregivers in the PPA group.
  • Yayın
    Çocukluk çağı amnezisi: Hatırlanan ilk çocukluk anısı yaşı ile ilişkili faktörler
    (İstanbul Üniversitesi, 2018) Yıldırım, Elif; Büyükişcan, Ezgi Soncu; Çolak, Merve; Akpınar, Sümeyye; Altan, Busenur
    Çocukluk amnezisi, gelişimin erken evrelerinde üretilen otobiyografik anıların yetişkinlik döneminde tam olarak hatırlanamaması olarak tanımlanan bir durumdur. Genel olarak hatırlanan ilk anıların ortalama 3- 4 yaşa ait olduğu kabul edilse de, ilk çocukluk anısının ait olduğu yaş tartışmalıdır. Bu çalışmada genç yetişkinlerde hatırlanan ilk çocukluk anısına ait yaşın belirlenmesi ve cinsiyet, anıya ilişkin faktörler, bağlanma stilleri ve çocukluk çağı travmatik olaylarının anı yaşı üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 137 üniversite öğrencisi katılmıştır. Katılımcılardan hatırladıkları ilk anıyı yazmaları ve anının yaşı ile sıradanlık düzeyi, netliği, emosyonel yoğunluğu, bütünlüğü gibi anı özelliklerini değerlendiren anketi doldurmaları istenmiştir. Buna ek olarak katılımcıların erken travmatik deneyimleri ve bağlanma stilleri de değerlendirilmiştir. Katılımcıların hatırladıkları ilk çocukluk anısına ait yaşın 24 ve 95 ay arasında değiştiği ve ortalamanın 52.44 (SS = 16.77) ay olduğu bulunmuştur. Kadın katılımcılarda ilk anı yaşının erkek katılımcılara kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptanmıştır. Cinsiyete ek olarak, çocukluk çağında yaşanan ebeveynler arasındaki ilişkiye dair travmatik olayların varlığı ilk anı yaşı ile ilişkili bir diğer faktör olarak ön plana çıkmıştır. Çocukluk çağı amnezisi otobiyografik belleğin ortaya çıkışının bir işareti olarak düşünülmektedir. Bulgular cinsiyet gibi bireysel özelliklere ek olarak erken çocukluk çağı deneyimlerinin çocukluk çağı amnezisi ile ilişkili olduğunu öne sürmektedir.
  • Yayın
    Dijital nöropsikoloji: yaşlı bireylerin bilişsel işlevlerinin değerlendirilmesinde kullanılan teknolojik yaklaşımlar
    (İ.Ü. EDEBİYAT FAKÜLTESİ, 2022-04-12) Yıldırım, Elif
    Nüfusun yaşlanması ile paralel olarak demans tanılı kişilerin sayısı artmaktadır. Demans seyrinin iyileştirilmesi için kritik bir öneme sahip olan bilişsel bozuklukların erken saptanmasında nöropsikolojik değerlendirmenin büyük bir rolü olduğu kabul edilmektedir. Sıklıkla klasik kâğıt- kalem testleri ile uygulanan nöropsikolojik değerlendirme, günümüzde gelişen teknoloji ile birlikte dijitalleşmeye başlamıştır. Özellikle de Covid–19 pandemisi ile birlikle bu dijitalleşme ivme kazanmıştır. Bu çalışmada, yaşlı bireylerin nöropsikolojik değerlendirmelerinde kullanılan dijital yaklaşımların incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, telenöropsikoloji, bilgisayarlı nöropsikolojik değerlendirme bataryaları, mobil teknoloji ya da web temelli değerlendirme araçları ve sanal gerçeklik, arttırılmış gerçeklik gibi yenilikçi teknolojik yöntemlere dayanan ölçümleri içeren dijital yaklaşımların eleştirel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Sıklıkla videokonferans aracılığı ile nöropsikolojik testlerin uzaktan uygulanmasına odaklanan telenöropsikoloji çalışmaları ile ilgili sonuçlar bu yöntemin güvenilir ve geçerli olduğunu belirtmektedir. Bilgisayarlı bataryalar ve mobil teknolojiye dayanan yöntemler, klinik dışı bireysel uygulamaya olanak sağlamakta ve geniş örneklemli takip çalışmaları için altyapı hazırlamaktadır. Sanal gerçeklik gibi yeni teknolojilerin kullanıldığı değerlendirme yöntemler ise henüz emekleme aşamasında olsa da daha hassas ölçümlerin yapılması için büyük potansiyel taşımaktadır. Ulaşılabilirliğin artması ve ölçümlerin standartlaşması gibi avantajlar taşıyan dijital yaklaşımlar içinde sıklıkla kullanılan yöntemlerin büyük bir kısmının klasik kağıt-kalem testleri ve hastaların tanıları ile tutarlı olduğu gösterilmiştir. Fakat dijital yaklaşımların detaylı psikometrik analizlerinin yapılması ve iyi uygulama rehberlerinin geliştirmesi konusunda çeşitli eksiklikler bulunmaktadır. Buna ek olarak, dijital yaklaşımların uzman-hasta ilişkisinde zorluk yaratabileceği ve hastanın test sırasında gözlemlenmesi konusunda kısıtlılıklar taşıdığı belirtilmektedir. Her ne kadar dijital nöropsikoloji uygulamalarının yarattığı kısıtlılıklar mevcut olsa da, dijital yaklaşımlar hastalar, alandaki uzmanlar ve sağlık sistemi açısından önemli faydalar sağlama potansiyeline sahiptir. Bu nedenle, tüm taraflar açısından fayda sağlayacak akademik ve klinik çalışmaların yapılması önem taşımaktadır.
  • Yayın
    Alzheimer hastalığında olağan durum ağı bağlantısallığı
    (Türkiye Sinir Ve Ruh Sağlığı Derneği, 2019-12) Yıldırım, Elif; Soncu Büyükişcan, Ezgi
    Amaç: Alzheimer hastalığı (AH) beyinde yapısal ve işlevsel değişimler meydana getiren nörodejeneratif bir hastalıktır. Gelişen beyin görüntüleme yöntemleri sayesinde AH patolojisine eşlik eden yapısal ve işlevsel bağlantılardaki bozulmalar gitgide daha görünür hale gelmiştir. AH’de dinlenim durumu bağlantısallığında, özellikle de olağan durum ağı (default mode network - DMN) olarak adlandırılan içsel bağlantısallık ağında farklılaşmalar görülmektedir. Bu çalışmada DMN bağlantısallık bulgularının incelenmesi ve tartışılması amaçlanmıştır. Yöntem: İşlevsel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) çalışmalarında en yaygın kullanılan 2 temel metodoloji (tohum temelli ve bağımsız bileşen analizi) temel alınarak alanda yapılan çalışmalar incelenmiştir. Bulgular: Çalışmalar genel olarak, DMN bağlantısallığının AH süreci boyunca ilerleyici bir şekilde bozulduğunu göstermektedir. DMN alt sistemlerinin AH’nin preklinik ve prodromal evrelerinde farklı bağlantısallık örüntüleri gösterdiği de belirtilmektedir. DMN’deki bozulmanın diğer bağlantısallık ağlarındaki farklılaşma ile ilişkili olabileceğini öne süren kanıtlar da mevcuttur. Buna ek olarak, bulgular DMN’nin AH ile ilişkili nöropatoloji ve genetik risk faktörleri ile olan ilişkisine de işaret etmektedir. Sonuç: AH’nin beyinde başta DMN olmak üzere diğer dinlenim durumu ağlarında işlevsel bozulmalara yol açan yaygın bir diskonneksiyon sendromu olduğu öne sürülebilir. Buna ek olarak, preklinik vakalarda ve risk taşıyan kişilerde de saptanabilen AH ile ilişkili işlevsel bağlantısallık değişimleri AH için muhtemel bir biyo-belirteç olabilir.
  • Yayın
    White-matter changes in early and late stages of mild cognitive impairment
    (Churchill Livingstone, 2020-08) Femir Gürtuna, Banu; Kurt, Elif; Ulaşoğlu Yıldız, Çiğdem; Bayram, Ali; Yıldırım, Elif; Soncu Büyükişcan, Ezgi; Bilgiç, Başar
    Mild Cognitive Impairment (MCI) is characterized by cognitive deficits that exceed age-related decline, but not interfering with daily living activities. Amnestic type of the disorder (aMCI) is known to have a high risk to progress to Alzheimer's Disease (AD), the most common type of dementia. Identification of very early structural changes in the brain related to the cognitive decline in MCI patients would further contribute to the understanding of the dementias. In the current study, we target to investigate whether the white-matter changes are related to structural changes, as well as the cognitive performance of MCI patients. Forty-nine MCI patients were classified as Early MCI (E-MCI, n = 24) and Late MCI (L-MCI, n = 25) due to their performance on The Free and Cued Selective Reminding Test (FCSRT). Age-Related White-Matter Changes (ARWMC) scale was used to evaluate the white-matter changes in the brain. Volumes of specific brain regions were calculated with the FreeSurfer program. Both group and correlation analyses were conducted to show if there was any association between white-matter hyperintensities (WMHs) and structural changes and cognitive performance. Our results indicate that, L-MCI patients had significantly more WMHs not in all but only in the frontal regions compared to E-MCI patients. Besides, ARWMC scores were not correlated with total hippocampal and white-matter volumes. It can be concluded that WMHs play an important role in MCI and cognitive functions are affected by white-matter changes of MCI patients, especially in the frontal regions.
  • Yayın
    Decision-making and impulse-control disorders in parkinson’s disease: Influence of dopaminergic treatment
    (AVES, 2020-05-08) Yıldırım, Elif; Altınayar, Sibel; Çakmur, Raif
    Objective: Dopaminergic treatment is proved to ameliorate motor deficits in Parkinson’s disease (PD); however, it could have negative effects on behavior and cognition, including impulse controlling and decision-making. We aimed (1) to investigate the decision-making and impulse-control disorders (ICDs) of PD patients and their correlations with sociodemographical and clinical variables, dopaminergic treatment in particular, and (2) to determine the relation of decision-making with ICDs. Methods: The sample of 39 patients with PD and 37 healthy controls underwent cognitive tests and the task which analyzed decision-making (Iowa Gambling Task [IGT]). Besides assessing motor and nonmotor symptoms of patients with PD, ICDs were also scanned using the Questionnaire for Impulsive-Compulsive Disorders in Parkinson’s Disease. Results: Although patients with PD performed similarly to healthy controls on IGT, decision-making profile in PD related to clinical variables: dopaminergic treatment and duration of illness. In addition to this younger age of onset, higher dose of dopamine agonists, longer duration of illness, and impaired decision-making were together accounted for a substantial amount of variance in impulsive behaviors. Conclusions: Dopaminergic medication likely contributes to the impairment in decision-making, which may be the underlying mechanism of ICDs. Further studies will be necessary to understand the potential implications of this finding.
  • Yayın
    Elevated sTREM2 and NFL levels in patients with sepsis associated encephalopathy
    (Taylor & Francis, 2023-03-04) Orhun, Günseli; Esen, Figen; Yılmaz, Vuslat; Ulusoy, Canan; Şanlı, Elif; Yıldırım, Elif; Gürvit, İbrahim Hakan; Ergin Özcan, Perihan; Sencer, Serra; Bebek, Nerses; Tüzün, Erdem
    Purpose: Sepsis-associated encephalopathy (SAE) is a common manifestation of sepsis that may lead to cognitive decline. Our aim was to investigate whether the neurofilament light chain (NFL) and soluble triggering receptor expressed on myeloid cells 2 (sTREM2) could be utilized as prognostic biomarkers in SAE. Materials and methods: In this prospective observational study, baseline serum levels of sTREM2 and cerebrospinal fluid (CSF) levels of sTREM2 and NFL were measured by ELISA in 11 SAE patients and controls. Patients underwent daily neurological examination. Brain magnetic resonance imaging (MRI) and standard electroencephalography (EEG) were performed. Cognitive dysfunction was longitudinally assessed after discharge in 4 SAE patients using the Mini-Mental State Examination (MMSE) and Addenbrooke’s Cognitive Examination-Revised (ACE-R) tests. Results: SAE patients showed higher CSF sTREM2 and NFL levels than controls. sTREM2 and NFL levels were not correlated with the severity measures of sepsis. Three months after discharge, 2 SAE patients displayed ACE-R scores congruent with mild cognitive impairment (MCI), persisting in one patient 12 months after discharge. SAE patients with MCI showed higher CSF NFL levels, bacteremia, and abnormal brain MRI. Patients with increased serum/CSF sTREM2 levels showed trends towards displaying poorer attention/orientation and visuo-spatial skills. Conclusions: sTREM2 and NFL levels may serve as a prognostic biomarker for cognitive decline in SAE. These results lend further support for the involvement of glial activation and neuroaxonal degeneration in the physiopathology of SAE.
  • Yayın
    Uzaktan nöropsikolojik değerlendirme: telenöropsikoloji
    (BAYT Yayıncılık, 2024-05-25) Yıldırım, Elif; Soncu Büyükişcan, Ezgi; Akça Kalem, Şükriye; Gürvit, İ. Hakan
    Amaç: Nöropsikolojik testlerin hastalara uzaktan, telefon ve videokonferans aracılığı ile yapılan uygulamalarını içeren telenöropsikoloji, uzakta yaşayan ya da hareket kısıtlılığı bulunan hastaların sağlık hizmetlerine ulaşım imkânını genişletebilmektedir. Covid-19 pandemisinin ortaya çıkması ile kognitif değerlendirmelerde telenöropsikoloji kullanımı önemli bir artış göstermiştir. Bu derlemede telenöropsikoloji ile ilgili yapılan çalışmaların sonuçlarının ve telenöropsikolojik değerlendirme ile ilgili temel esasların eleştirel bir şekilde gözden geçirilmesi amaçlanmıştır. Buna ek olarak, bu derlemede Türkiye uygulamaları için geliştirilmiş “ev temelli telenöropsikoloji uygulama rehberi” genel hatları ile paylaşılmıştır. Yöntem: Web of Science ve Pubmed veri tabanları kullanılarak konu ile ilgili erişilebilen tüm makale türlerini kapsayan bir şekilde literatür taraması yapılmıştır. Bulgular: Klinik temelli ve ev temelli telenöropsikolojik değerlendirme ile ilgili çalışmaların sonuçları dikkat, bellek, yürütücü işlevler ve dil gibi kognitif işlevleri değerlendiren ve özellikle sözel uygulamaya dayanan nöropsikolojik testlerin telenöropsikolojik değerlendirmede güvenilir bir şekilde uygulanabileceğini göstermektedir. Fakat telenöropsikolojik değerlendirmeye alınacak hastaların yönlendirilmesinde, değerlendirmede kullanılacak testlerin seçiminde ve etik konularda dikkat edilmesi gereken unsurlar bulunmaktadır. Buna ek olarak, telenöropsikolojik değerlendirmenin etkili bir şekilde yürütülmesi için görüşme öncesinde ve sırasında hem klinisyenin hem de hasta ve/veya hasta yakınının uygulanması önerilen adımların takip edilmesi önemlidir. Sonuç: Her ne kadar klinik nöropsikoloji pratiğinde hasta ile doğrudan temas kurmak önemli bir unsur olsa da gerekli durumlarda ve yetkin uzmanlar tarafından uygun uygulama prosedürleri takip edilerek yapılan telenöropsikolojik değerlendirmeler yüz yüze değerlendirmeler için iyi bir alternatif olabilir.
  • Yayın
    Decision making, emotion recognition and childhood traumatic experiences in murder convicts ımprisoned with aggravated life sentence: a prison study
    (Turkish Neuropsychiatric Society, 2025-03) Çıkrıkçılı, Uğur; Yıldırım, Elif; Buker, Seda; Ger, Can; Erözden, Ozan; Gürvit, Hakan; Saydam, Bilgin
    Introduction: Decision-making and emotion recognition are two fundamental themes in social cognition. Disorders in these areas can lead to interpersonal, psychosocial, and legal problems for the individual and society. The likelihood of consequent aggression and crime makes them foci of forensic psychiatry over time. In this study, two developmental disorders that have a clear relationship with crime, that are antisocial personality disorder (ASPD), and psychopathy are investigated for their relationship with these social cognitive deficits.Methods: The present study involved 23 male prison inmates who were diagnosed with both antisocial personality disorder and psychopathy, as well as 23 control participants who were matched for age, gender, and level of education. Following the psychiatric interview, Reading the Mind in the Eyes Test (RMET), the Iowa Gambling Test (IGT), Toronto Alexithymia Scale (TAS), Defense Styles Questionnaire (DSQ), Childhood Psychic Trauma Scale (CTQ), Hare Psychopathy Checklist (PCL-R) were administered to all participants. Results: The results of the study showed that ASPD group performed statistically worse than healthy controls in TAS, CTQ, all items of DSQ, PCL-R Factor 1 and 2, and all the IGT scores (p<0.05). There were no statistically significant difference between in the RMET test performancesConclusion: These results suggest that ASPD and psychopathy lead to impaired decision-making behaviors due to the inability to recognize one’s own emotions and impulsivity, and that these characteristics play a critical role in the criminal behavior of individuals. In addition, contrary to expectations, the results of affective theory of mind assessed with the RMET showed similar characteristics in homicide convicts and healthy controls. These data indicate the need for further research in the field of forensic psychiatry.