3 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 3 / 3
Yayın Spekülatif tasarım projesi kapsamında üretilen öğrenci çalışmalarında Covid 19 döneminin etkisi(Başkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, 2021-04) Uyan Dur, Banu İnançTasarım genel olarak bir problemi tanımlama ve çözme süreci olarak görülmektedir. Görsel İletişim Tasarımı açısından bakıldığında tasarım sürecinde hedef kitle, üretim, maliyet, ergonomi, işlev ve dağıtım gibi kısıtların dikkate alınması beklenmektedir. Bu kısıtlarla birlikte tasarımcının hedefi, doğru iletişim yöntemlerini kullanarak özgün, yenilikçi ve etkileyici bir sonuca ulaşmaktır. Tüm bu değişkenler içinde problemi doğru tanımlamak çözümün niteliğini de belirler. Diğer yandan, bu problemlerin önemli bir kısmı endüstrinin ihtiyaçlarına göre belirlenir ve çözümler başka alanlara da hizmet edecek biçimde üretilir. Görsel İletişim Tasarımı eğitimi de gerçek hayatın bir benzetimi gibi öğrencilerin sektörde tutunabilecek donanımı kazanmaları üzerine yapılandırılmıştır. Tasarım eğitiminin sektöre iş gücü sağlayan ve öğrencilere istihdam edilebilirlik nitelikleri kazandırmaya çalışan konumu artık sorgulanmaya başlanmıştır. Sektörün beklentilerini karşılayacak donanımda tasarımcı yetiştirmeyi amaç edinmek yanlış olmasa da tek boyutlu bir yaklaşımdır. Diğer yandan her alanda olduğu gibi mevcut tasarım eğitimi yöntemleri sorgulanmakta ve yeni yöntemler geliştirme üzerine pek çok araştırma yapılmaktadır. Tasarım eğitimi, artık sadece günümüz dünyasının ihtiyaçlarına cevap verecek donanımda tasarımcı yetiştirmekten ziyade geleceğin dünyasına şekil verecek tasarımcı yetiştirmeyi amaç edinmeye doğru evrilmelidir. Bu bağlamda, Görsel İletişim Tasarımı eğitiminin şimdiye odaklanan yapısının dışında kalacak şekilde, endüstri veya pazar kısıtlamalarını aşarak yeni söylemler geliştirebilmek, kendi problemlerini belirlemek, daha geniş bir kavramsal bağlamda düşünmek ve gerçeklikle olan ilişkimizi yeniden tasarlamak için "spekülatif tasarım" uygun bir çalışma ortamı sağlayabilir. Eleştirel tasarım metodolojisinin bir parçası olan spekülatif tasarım, olası gelecekler ve alternatif şimdiki zaman üzerine spekülasyon yapmaya ve yeni kavramlar üretmeye odaklanan bir alandır. Problem çözmekten çok sorular soran, alternatif kavramlar, ürünler, sistemler veya dünyalar yaratmak için kurguyu kullanan ve eleştirel düşünmeye dayanan bir tasarım yaklaşımıdır. Olası geleceklere dair spekülasyon yapmak veya şimdiki zamanın alternatiflerini kurgulamak, çeşitli kısıtlarla sınırlandırılmış düşünceleri serbest bırakır ve sınırlar olmaksızın yeni fikirleri keşfetme olanağı sağlar. Bu fikirden hareketle, Görsel İletişim Tasarımı Yüksek Lisans Proje dersi kapsamında öğrencilerle spekülatif tasarım çalışmaları yapılmış, bugünü daha iyi anlamak, sorgulamak ve tartışma alanı açmak adına çeşitli yöntemler kullanılarak alternatif şimdiki zamanlar ve olası gelecekler hayal edilmiş ve somut tasarımlar ortaya konulmuştur. Bu bildiride, öncelikle eleştirel bir tasarım yaklaşımı olarak spekülatif tasarımın kapsamıyla ilgili literatürdeki görüşlere yer verilecek ve tasarım eğitiminde kullanımı açısından değerlendirilecektir. Ardından, derste izlenen yöntemler açıklanacak ve öğrenci projelerinden örnekler gösterilecektir. Örneklerin bir kısmı COVID-19 salgını öncesine ait olup bir kısmı da salgını sürecine yapılan spekülatif tasarım projeleri arasından seçilmiştir. Projeler, konu, amaç, eleştirel bakış, yaratılan dünya gibi çeşitli boyutlarıyla karşılaştırılacak ve aralarındaki farkların nedenleri tartışılacaktır.Yayın Bireylerin Covid-19’a dair tükenmişliklerinin algıladıkları Covid-19 riski, dünyaya ilişkin varsayımları ve ebeveyn biçimleri ile ilişkisi(Türk Psikologlar Derneği, 2023-07-26) Erdem, Büşra; Ünver, BuketDünyaya İlişkin Varsayımları Ve Ebeveyn Biçimleri İle İlişkisi Tükenmişlik kavramı özellikle endüstri ve sağlık psikolojisi çatısı altında yer almakla birlikte Covid-19 pandemisi ile birlikte tükenmişlik ve salgın hastalıklar arasındaki ilişki klinik literatürde de dikkat çekmeye başlamıştır. Mevcut çalışma kapsamında bireylerin kitlesel bir dış faktör karşısında (Covid-19 pandemisi), süreç içerisinde yaşayacakları tükenmişlikleri ile olaya dönük algıladıkları risk, anlamsal dünyaları ve algılanan ebeveynlik biçimlerinin ilişkisini araştırmanın, olası pandemiler ya da paylaşılan toplumsal olaylar karşısında yaşanabilecek tükenmişlik olgusuna ve komorbidite tanıların ayrımına dair bütüncül bir bakış açısı sunması beklenmektedir. Bu doğrultuda gerçekleştirilen mevcut çalışmanın temel amacı bireylerin Covid-19’a dair tükenmişlikleri ile algıladıkları Covid-19 riski, dünyaya ilişkin varsayımları (DİV) ve algılanan ebeveynlik biçimlerinin ilişkisinin incelenmesidir. Aynı zamanda, sosyodemografik değişkenler ve Covid-19’a dair değişkenlerin Covid-19 tükenmişliği üzerindeki etkilerinin incelenmesi de araştırmanın diğer amacını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda gerçekleştirilen çalışmanın örneklem grubunu 18-65 yaş aralığında yer alan 368 katılımcı (yaş ort. 33.85, SS=9.75; %58:4’ü kadın, %41.6’sı erkek) oluşturmaktadır. Çalışmanın veri toplama araçları Sosyodemografik Bilgi Formu, Koronavirüs Tükenmişlik Ölçeği (COVID-19-BS), Algılanan Covid-19 Risk Ölçeği (CPRS), Dünyaya İlişkin Varsayımlar Ölçeği (DİVÖ) ve Young Ebeveynlik Ölçeği (YEBÖ) şeklindedir. Yapılan analizlere göre kadın olanların, çocuk sahibi olmayanların, düşük eğitim düzeyi ve ekonomik durumu orta-alt ve orta-üste göre düşük ya da yüksek olanların ve anne babası ile yaşayanların Covid-19 tükenmişlik düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Öte yandan Covid-19’a dair değişkenlerden pozitif tanı alanların, fiziksel/sosyal izolasyon yaşayanların, iş yerinde ve pandemi öncesine göre daha yoğun çalışanların, Covid-19 nedeniyle yakın kaybı yaşayanların ve yakınları risk grubunda olanların Covid-19 tükenmişliklerinin daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Ayrıca yapılan korelasyon analizlerine göre Covid-19 tükenmişliği ile yaş arasında negatif yönde; algılanan Covid-19 riski ve bilişsel/duygusal alt boyutları ile pozitif yönde; DİV’in iyilik, adalet, şans ve kendilik değeri alt boyutları ve toplam DİV puanı ile negatif yönde; algılanan anne ebeveynlik biçimi ile pozitif yönde; algılanan baba ebeveynlik biçiminin ise küçümseyici/kusur bulucu, duygusal bakımdan yoksun bırakıcı, sömürücü/istismar edici ve kötümser/endişeli alt boyutları ile pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Son olarak hiyerarşik regresyon analizine dahil edilen tüm değişkenlerin toplam varyansın %40.8’ini anlamlı olarak [F= 8.690, p<.001] açıkladığı görülmüştür. Sonuçlar COVID 19 tükenmişliği üzerinde sosyodemografik ve Covid-19’a bağlı özelliklerin, algılanan ebeveynlik biçimlerinin, dünyaya ilişkin varsayımların, algılanan Covid19 risk algısının ve yordayıcı gücünün önemli olabileceğini düşündürmektedir. Mevcut bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmış, çalışmanın sınırlılıklarına ve gelecek çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.












