2 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 2 / 2
Yayın Arap alfabesinden Latin alfabesine geçişin çağdaş Türk resmine yansımaları(Işık Üniversitesi, 2013-05-29) Akkavak, Tuğba; Sayın, Zeynep; Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Kuramı ve Eleştiri Yüksek Lisans Programıİnsanoğlu kadar eskidir yazının öyküsü. Mağara duvarlarına resimler çizmekle başlayan serüvene, göstergeler, piktogramlar, ideogramlar eklenir. Kendini keşfeden insan, zihnindekileri aktarma ve varlığının izini bırakma ihtiyacı hissetmiştir. Elbette ki yazı da bu ihtiyacın ürünüdür. Bu tezde de “yazı”nın doğuşu genel hatlarıyla ele alınmış ve tezin temel konusu olan “hat sanatı” na kaynaklık eden Arap yazısı, Osmanlı hat sanatı irdelenmiştir. Çağdaş Türk resminde hat sanatı geleneğinin konumu değerlendirilmiştir. Tezin birinci bölümünde yazının kaynağı, doğuş nedenleri kaba hatlarıyla anlatılmıştır. Tezin temel konusu, hat sanatı olduğu için öncelikle Arap alfabesinin incelenmesi esas alınmıştır. Osmanlı hüsn-ü hat sanatının tarihçesi, hangi teknikle hangi zeminlerde uygulandığına değinilerek hattın temel alfabesi olan Arap harflerinin, anlamsal ve şekilsel varlığı, ontolojik bir değerlendirmeyi gerekli kılmıştır. Bu ontolojik inceleme sırasında harflerin âlimi olan İbn-i Ârabi felsefesinde “harf” kavramına değinmenin gerekli olduğu düşünülmüştür. Tezin ikinci bölümünde Türk resminin Batılılaşmasına öncülük eden Osman Hamdi Bey’in tabloları “yazı-okuma-ilim” üçgeninde ele alınarak incelenmiştir. Bu inceleme sırasında t ablolardaki batılı resim anlayışının hâkimiyeti vurgulanmış ve Türk resminin modernleşmesi sürecinde, Osman Hamdi Bey’in etkili kişiliği ele alınmıştır. Tezin üçüncü bölümünde, Çağdaş Türk Resminde hat sanatının nasıl konumlandığı, hangi felsefi düşüncelerle nasıl işlendiği, Abidin Elderoğlu, Burhan Doğançay ve Mithat Şen gibi sanatçıların yapıtları referans alınarak incelenmiştir.Yayın Kasabaya bir yabancı gelir ve her şey değişir: hatırlanınca var olan hikayeler(2023-03-15) Şeylan, SeherGündelik hayatın dışında farklı evrenler yaratma özelliğine sahip sinema sanatı yarattığı evrenler içinde birbirine benzeyen ve birbirinden tamamen farklı karakterler de yaratmaktadır. Senaryonun ana unsurlarından biri olan ve seyir keyfini artıran çatışma çoğu zaman bu karakterler arasında ya da bu karakterler aracılığı ile ortaya çıkmaktadır. Söz konusu çatışmanın başlangıç noktası kimi zaman kasabaya gelen yabancıdır. Georg Simmel’e göre yabancı genel tanımı ile buralı olmayan anlamında bugün gelip yarın gidecek olan değildir. Daha öteye gidemeyecek, gelip kalandır. Geldiği bölgede yaşananları nesnel bir bakış açısı ile değerlendirir ve görüşünü ortaya koyar. Görüşünü ortaya koyarken bölgenin gelenek ve göreneklerinden, alışkanlıklarından ve dini yaklaşımından etkilenmez. Böylelikle en tarafsız bakış açısını dile getirmiş olur. Bölge halkı başka bir yerden gelen bu yabancıya her ne kadar ön yargı ile yaklaşsa da zamanla alışır ve en yakınlarından bile gizlediği konuları onunla paylaşır. Eş deyişle yabancı geldiği bölgedeki insanlarla etkileşime geçmektedir. Söz konusu bu etkileşimin seyri ve sonuçları çalışma boyunca Hatırlanınca Var Olan Hikayeler (Julia Murat,2011) filminden örneklerle analiz edilecektir. Filmde herkesin belirli sorumluluklarının olduğu kasabada gündelik hayat her gün değişmeyen bir biçimde tekrar ederken, Rita’nın kasabaya gelmesi ile kasabanın yaşamı pek çok açıdan değişir. Georg Simmel’in analizi ile “yabancı” olan karakterin özellikleri ve geldiği yerde yaşanan değişimler film boyunca görülmektedir.












