Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Yayın Tuş vuruşlarına dayalı kimlik doğrulama yöntemleri: evrimi, zorlukları ve gelecek yönelimlerinin kapsamlı bir incelemesi(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-09-23) Gündoğan, Nebil Vural; Çeliktaş, Barış; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Siber Güvenlik Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in CybersecurityTuş vuruşu (keystroke) ile kimlik doğrulama, bireylerin klavye kullanımındaki yazım ritimlerini ve zamanlama desenlerini analiz ederek kimlik doğruluğunu sağlayan sofistike bir davranışsal biyometrik yöntemdir. Bu yöntemin dikkat çekici avantajları arasında, kullanıcıdan ek bir işlem gerektirmemesi, herhangi bir ek donanım ihtiyacı doğurmaması ve maliyet etkinliği bulunmaktadır. Gelişmiş bilişim altyapılarında ve güvenlik hassasiyeti yüksek uygulamalarda, kullanıcıyı tanımak için sürekli izleme ve ikinci faktör doğrulama gerekliliği artarken, tuş vuruşu temelli yöntemler bu gereksinimlere düşük maliyetli ve sezgisel bir çözüm sunmaktadır. Bu çalışma, tuş vuruşu dinamik kimlik doğrulama yöntemleri ile ilgili literatürü sistematik olarak incelemektedir. İlk olarak, farklı setler ve özellikleri gözden geçirilmekte, ardından makine öğrenimi (ML), derin öğrenme (DL) ve hibrit modeller performans, güvenlik ve kullanılabilirlik açısından karşılaştırılmaktadır. Ayrıca, mevcut metodolojiler OWASP Kimlik Doğrulama Hile Sayfası aracılığıyla sunulan kılavuz bağlamında ele alınarak, güvenlik açıkları ve olası saldırılar analiz edilmektedir. Hibrit modellerin, daha yüksek doğruluk ve üstün dayanıklılık açısından otonom ML veya DL yöntemlerinden daha iyi performans gösterdiği ortaya çıkmaktadır. Gelecekteki yönelimler açısından, federatif öğrenme (FL), açıklanabilir yapay zekâ (XAI) ve multimodal biyometrik füzyon, gizlilik, açıklana bilirlik ve platformlar arasında genelleştirile bilirlik açısından daha sağlam çözümler üretme konusunda umut vaat etmektedir. Değerlendirme kapsamında, söz konusu modellerin masaüstü sistemlerde, web tabanlı platformlarda ve mobil cihazlarda sergilediği performanslar karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Elde edilen veriler, bazı modellerin yüksek doğruluk oranlarına ulaştığını ancak kullanıcı deneyiminde sürtünme (friction) oluşturduğunu; diğer modellerin ise kullanıcı dostu yapısına karşın daha düşük güvenlik sunduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, sistem seçiminde güvenlik, doğruluk ve kullanıcı konforu arasında bir denge kurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda önerdiğimiz hibrit doğrulama çerçevesi, derin sinir ağlarının sınıflandırma yeteneklerini anomali tespit teknikleriyle birleştirmekte ve bağlamsal farkındalığa sahip özellik çıkarımı ile uyarlanabilir eşikleme mekanizmaları kullanmaktadır. Böylelikle, modelimiz hem yeni kullanıcı davranışlarına uyum sağlayabilmekte hem de sahtecilik girişimlerine karşı yüksek hassasiyetle yanıt verebilmektedir. Ayrıca, önerilen çerçevenin farklı kullanım bağlamlarında—örneğin sürekli oturum denetimi veya ikinci faktör doğrulama senaryolarında—uygulanabilirliği değerlendirildiğinde, sistemin ölçeklenebilirliği ve uygulama kolaylığı da ön plana çıkmaktadır. Sonuç olarak, elde edilen bulgular, tuş vuruşu doğrulama sistemlerinin, özellikle diğer biyometrik yöntemlerle bütünleştiğinde veya bağlamsal verilerle desteklendiğinde, yüksek güvenlik gerektiren uygulamalarda etkin, uyarlanabilir ve kullanıcı dostu bir çözüm sunduğunu göstermektedir. Çalışma sadece literatürde bulunan yöntemlerin kapsamlı bir karşılaştırmasını yapmakla kalmayıp, aynı zamanda gelecekteki çalışmalarda metodolojik seçimler için bir kılavuz da çizmektedir.Yayın Performance analysis of one-layer RSMA in indoor multi-user VLC(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-09-30) Arlı, Zeynep; Kaya, Onur; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Elektronik Mühendisliği Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Electronics Engineering M.S. ProgramGörünür Işık Haberleşmesi (VLC), özellikle yüksek kapasiteli iç mekân ağları için geleneksel radyo-frekansı (RF) teknolojilerine güçlü bir tamamlayıcı olarak öne çıkmaktadır. Ancak, iç mekânlarda kullanıcı ve aydınlatıcı yoğunluğunun artması, önemli seviyede girişim ve kaynak yönetimi sorunları ortaya çıkarmaktadır. Oran-Bölmeli Çoklu Erişim (RSMA), girişimi etkin bir şekilde yönetme ve spektral verimliliği artırma potansiyeline sahip, yeni nesil bir çoklu erişim yöntemi olarak öne çıkmasına rağmen, gerçekçi VLC senaryolarındaki performansı büyük ölçüde araştırılmamıştır. Bu tezde, gerçek donanım kısıtları altında, bir katmanlı RSMA’nın aşağı yönlü çok kullanıcılı MISO-VLC sistemlerindeki uygulanabilirliği ve performansı incelenmiştir. Fiziksel olarak doğru bir Lambertian doğrusal görüş (LOS) kanal modeli kullanılmış; LED akımı doğrusalığı ve aydınlatma gereksinimleri açıkça gözetilmiştir. Ortak önişlemci ve güç tahsisi problemi sayısal olarak optimize edilerek çözülmüş ve iki temel simülasyon çerçevesi oluşturulmuştur: (i) Farklı iletim güçleri ve kullanıcı yükleri altında RSMA ve güç-bölmeli NOMA (PD-NOMA) yöntemlerinin karşılaştırıldığı rastgele kullanıcı yerleşimi senaryosu; (ii) Kullanıcı konumlarının spektral verimlilik üzerindeki etkisinin haritalandığı mekânsal duyarlılık analizi. Kapsamlı simülasyon sonuçları, RSMA’nın tüm test edilen kullanıcı yoğunlukları ve güç seviyelerinde PD-NOMA’ya kıyasla tutarlı şekilde üstün performans gösterdiğini ortaya koymaktadır. Düşük optik güç seviyelerinde RSMA, iki kullanıcı için %50’ye, yedi kullanıcı için ise \%300’ün üzerine çıkan göreli spektral verimlilik artışları sağlamaktadır; yüksek güçte ise özellikle yoğun kullanıcı senaryolarında bu iyileşmeler devam etmektedir. Ayrıntılı analizler, optik iletim gücü, kullanıcı yoğunluğu, mekânsal dağılım ve optik donanım parametrelerinin sistem performansı üzerindeki etkilerini ortaya koymuştur. Mekânsal ısı haritası analizleri ise, gerçekçi VLC kurulumlarında kullanıcı yerleşimi ve aydınlatıcı geometrisinin önemini vurgulamaktadır. Bu bulgular, RSMA’nın gelecek nesil iç mekân VLC sistemleri için esnek ve etkin bir çoklu erişim stratejisi olduğunu ve gerçekçi kısıtlar altında önemli kazançlar sağladığını doğrulamaktadır. Gelecek çalışmalar, kanal belirsizliği, görüş dışı (NLOS) koşullar, deneysel doğrulama ve uyarlanabilir kaynak yönetimi için makine öğrenmesi entegrasyonu gibi başlıkları ele almalıdır.Yayın Okul öncesi dönemde çocuğu olan ebeveynlerin şefkat korkusu düzeyleri ve çocuklarının psikolojik iyi oluşu arasındaki ilişkide ebeveynlik stresinin aracılık rolü(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-08-22) Kamhi, Eda; Akçınar Yayla, Berna; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Clinical PsychologyBu araştırma 60-72 ay aralığında çocuğu olan ebeveynlerin şefkate ilişkin korku düzeyleri ve çocuklarının psikolojik iyi oluşları arasındaki ilişkide ebeveynlikle ilişkili stres düzeylerinin aracı rolünü değerlendirmeyi amaçlamıştır. Buna ek olarak, ebeveynlerin şefkat korkusu ve stres düzeylerinin, çocuklarınınsa psikolojik iyi oluşlarının sosyodemografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemeyi hedeflemiştir. Araştırmanın örneklemi, 60-72 ay aralığında en az bir çocuğu olan 332 anneden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında veriler çevrimiçi ve yüz yüze olarak Şefkat Korkusu Ölçeği (ŞKÖ), Ebeveynlik Stresi Ölçeği (ESÖ), 5-6 Yaş Çocukları için Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (5-6 Yaş ÇOPİOÖ) ve Demografik Bilgi Formu’nu ebeveynlerin doldurması aracılığıyla toplanmıştır. SPSS v26 kullanılarak gerçekleştirilen araştırma değişkenleri arasındaki regresyon analizi bulguları başkalarına şefkat gösterme, kendine şefkat gösterme ve başkalarından gelen şefkati kabul etmeye yönelik korkular olmak üzere şefkat korkusunun alt boyutlarının ebeveynlik stresini pozitif yönde ve çocukların psikolojik iyi oluşunu negatif yönde; ebeveynlik stresinin ise çocukların psikolojik iyi oluşunu negatif yönde anlamlı düzeyde yordadığını göstermiştir. PROCESS 4. modeli ile gerçekleştirilen aracı etki analizi ise ebeveynlerin şefkat korkularının (tüm alt boyutları için) çocuklarının psikolojik iyi oluşunu ebeveynlik stresi aracılığıyla etkilediğini göstermiştir. Ebeveynlerin aylık toplam gelirlerinin şefkat korkusu düzeyleri ile negatif yönde ilişkili olduğu; ebeveynlerin (babaların) eğitim düzeylerinin katılımcı annelerin şefkat korkusu ve stres düzeyleri ve çocuklarının psikolojik iyi oluşu üzerinde anlamlı farklılaştırıcı etkileri olduğu; çocukların cinsiyetlerinin ise ebeveynlerin stres düzeyleri üzerinde anlamlı farklılaştırıcı etkileri olduğu bulunmuştur. Ebeveynlerin stres düzeylerinin kapsamlı bir şekilde şefkatle ilgili korkuları ve çocuklarının bütüncül bir açıdan sağlıklı psikolojik gelişimleri arasındaki ilişkide tam aracı rolünü gösteren bu çalışmanın araştırma ve uygulama alanında önemli bir katkı sunabileceği düşünülmüştür.Yayın Intelligent health monitoring in 6G networks: machine learning-enhanced VLC-based medical body sensor networks(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-09-01) Antaki, Bilal; Miramirkhani, Farshad; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Elektrik Mühendisliği Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Electrical Engineering M.S. ProgramYapay Zeka (YZ) destekli kablosuz haberleşmedeki son gelişmeler, elektromanyetik girişim kaygıları nedeniyle geleneksel Radyo Frekansı (RF) sistemlerinin kısıtlamalarla karşılaştığı hastaneler gibi kritik ortamlarda Altıncı Nesil (6G) teknolojilerinin benimsenmesini hızlandırmaktadır. Mevcut LED tabanlı aydınlatma altyapısını kullanan Görünür Işık Haberleşmesi (VLC), yüksek hızlı veri iletimi ve azaltılmış elektromanyetik girişim (EMI) gibi ikili avantaj sunmaktadır. Ancak, klinik ortamlardaki hasta hareketleri sinyal alımında önemli değişkenliğe neden olmakta ve kanal özelliklerini dinamik olarak değiştirmektedir. Bu araştırma, farklı hastane senaryolarında VLC tabanlı Medikal Vücut Sensör Ağları (MBSN) kanallarını modellemek için ortama özgü ışın izleme ile Makine Öğrenmesi (ML) tekniklerini birleştiren yenilikçi bir metodoloji sunmaktadır. İlk katkı, önceden çevresel veriye ihtiyaç duymadan gerçek zamanlı olarak hedef sembol hata oranlarını (SER) koruyabilen Q-öğrenme güdümlü uyarlanabilir modülasyon algoritmasının uygulanmasını içermektedir. İkinci bileşen, değişken hastane koşullarında yol kaybı ve Kök Ortalama Kare (RMS) gecikme yayılımını tahmin etmek için bir Uzun Kısa Süreli Bellek (LSTM) modeli tasarlamayı kapsamaktadır. Üçüncü katkı, doğru hasta konumlandırması için altı farklı algoritmayı—Doğrusal Regresyon, Destek Vektör Regresyonu, K-En Yakın Komşu, Çok Katmanlı Algılayıcı (MLP), LSTM ve Geçitli Tekrarlayan Birimler—değerlendiren kapsamlı bir ML tabanlı konum tahmin çerçevesi sunmaktadır. Bugüne kadar, bu çalışma tıbbi ortamlarda ışın izlemeli Kanal Darbe Yanıtı (CIR) modellemesini ML güdümlü analizle birleştiren ilk çalışma olarak görünmektedir. Simülasyon bulguları, Q-öğrenme modelinin güvenilir bir şekilde SER hedeflerini karşıladığını ve spektral verimliliğin (SE) eşik seviyesine yakın koşullarda optimale yakın performans gösterdiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, LSTM tabanlı tahminler, Yoğun Bakım Ünitesi (YBÜ) senaryosunda D1 konumundaki sensörün hem yol kaybı (1.6797 dB) hem de RMS gecikme yayılımı (1.0567 ns) için en büyük Kök Ortalama Kare Hatasını (RMSE) ürettiğini göstermektedir. Buna karşılık, Aile Tipi Hasta Odasında (ATHO) D3 sensörü, yol kaybında (1.0652 dB) ve gecikme yayılımında (0.7657 ns) en yüksek RMSE değerlerini vermekte ve gerçekçi çalışma koşullarında güçlü tahmin performansını doğrulamaktadır. Konum tahmini için MLP, optimal mimari olarak öne çıkmakta, ATHO'da birleşik D1D2-D3 sensör konfigürasyonları için 58.6 cm'lik metre altı doğruluk elde etmekte, bireysel sensörler 63.5 cm (D1), 75.0 cm (D2) ve 73.1 cm (D3) değerleri vermekte, daha karmaşık YBÜ ortamında ise MLP, D1-D2-D3 için 217.1 cm'lik klinik olarak kabul edilebilir hassasiyeti korumakta, eşleştirilmiş konfigürasyonlar 202.1 cm (D1-D2) ve 216.3 cm (D1-D3) elde etmekte, tüm bunları sıralı modellere kıyasla %35-48 hesaplama gereksinimi azaltması ve %37-89 daha hızlı hiperparametre optimizasyonu ile sunarak sağlık tesislerinde gerçek zamanlı hasta takibi için en pratik çözüm olmaktadır.Yayın Design of quadruped robot for autonomous exploration and earthquake rescue(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-09-17) Baqutyan, Faisal Ali Hasan; Köprü, Ramazan; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Elektronik Mühendisliği Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Electronics Engineering M.S. ProgramSon yıllarda, tekerlekli robotlar için sorun olabilecek zorlu arazilerde yürüme kabiliyetlerine sahip oldukları için dört ayaklı robotlar büyük ilgi görmüştür. Bu da onları afet ortamlarında keşif ve Arama-Kurtarma (SAR) operasyonları için oldukça uygun hale getirmektedir. Bu tez, algılama görevlerini yerine getirirken yürüyebilen, uygun maliyetli, otonom bir dört ayaklı robotun tasarımını sunmaktadır. Araştırmanın iki ana odağı mekanik tasarım ve elektronik tasarımdır. Mekanik yön, yapısal çerçeveyi, çalışma mekanizmasını, ters kinematiği ve özel bir yürüyüş modelini içerir. Diğer yandan, elektronik sistem tasarımı, otonom navigasyon, algılama ve kontrolü sağlamak için bir ESP32 mikrodenetleyici ve ESP32-CAM'i çeşitli sensörler ve aktüatörlerle entegre etmektedir. Yazılım sistemi, ultrasonik sensörler kullanarak gerçek zamanlı engel tespiti, acil durum sesli uyarısı olan bir MQ sensörü kullanarak gaz izleme ve video akışı sunmaktadır. Ayrıca, haritalama, yerelleştirme ve yol planlama dahil olmak üzere gelişmiş otonom keşif için bir 2D RPLIDAR A1 sensörü entegre edilmiştir. Bu yetenekler, görselleştirme için RViz ve gerçekçi simülasyon için Gazebo dahil olmak üzere Robot İşletim Sistemi (ROS) kullanılarak uygulanmış ve test edilmiştir. Bu iş birliği çalışmaları, düşük maliyetli dört ayaklı robotların gerçek dünya acil durum senaryolarında konuşlandırılma olasılığını kanıtlamaktadır. Donanım, yazılım ve simülasyonun entegrasyonu, tasarımı doğrulamakla kalmayıp aynı zamanda arama kurtarma görevlerinde daha fazla özerklik ve sağlamlığın sürekli geliştirilmesi için de olanaklar sunmaktadır.Yayın Challenges of integrating Syrian refugees into Turkish society(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-08-11) Sayed Omar, Yahya; Celep, Ödül; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in International RelationsThis research aimed to evaluate the impact of three fundamental factors language proficiency, the level of educational attainment among Syrian refugees, and ethnic affiliation on the process of social integration between Syrian refugees and Turkish society. The study relied on a literature-based approach, in which previous academic works and policy reports related to the subject were reviewed and analyzed. The findings showed that language played a pivotal role in the integration process. Refugees who possessed stronger skills in the Turkish language, particularly in everyday communication, demonstrated a greater ability to interact with the host community, access education, and participate in the labor market. In contrast, limited language proficiency created barriers that restricted social interaction and reinforced isolation. Educational attainment also proved to be a significant factor. Refugees with higher levels of education were more capable of adapting to the structures of Turkish society, as they accessed job opportunities more easily, navigated bureaucratic systems more effectively, and engaged in cultural and intellectual exchange. On the other hand, those with lower levels of formal education faced greater obstacles in achieving effective integration, which led them to rely more heavily on closed refugee networks. The third factor, ethnic affiliation, added additional complexity. Ethnic differences between Syrians and Turks tended to reinforce social distance, as identity-based distinctions fostered prejudice and stereotyping. This situation often resulted in the formation of ethnic enclaves which, while providing social support, exacerbated divisions between refugees and the host society. In conclusion, the study showed that successful integration required multidimensional strategies. Addressing language barriers through targeted programs, supporting educational opportunities for refugees, and encouraging intercultural contact were essential measures for bridging divides. By synthesizing insights from the literature, this research provided a deeper understanding of the mechanisms of refugee integration and offered recommendations for policymakers and practitioners to enhance social cohesion in Turkey.Yayın A case study of investigation of the lateral earth pressure under group effects of jet grout columns(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-09-16) Durmaz, Eren; Etminan, Ehsan; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İnşaat Mühendisliği Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Civil EngineeringThis thesis offers a detailed numerical case study on the impact of group effects from jet grout columns on lateral earth pressure behavior. Jet grouting, a sophisticated ground improvement technology, is extensively utilized to augment the strength and stability of poor soils. In seismically active nations like Türkiye, mitigating lateral earth stresses on retaining structures is essential for preserving structural integrity. A series of finite element calculations were performed in PLAXIS 2D to assess the lateral earth pressure distribution in a cohesive soil mass enhanced by clustered jet grout columns. To examine group effects, column spacing and layout were modified, while column length remained unchanged. The soil model was constructed using site-specific geotechnical data and simulated with suitable constitutive models to depict soft clay behavior. The results demonstrate that diminishing column spacing markedly reduces the lateral earth pressures exerted on the diaphragm wall and enhances positive group interactions among the jet grout columns. Furthermore, an optimal column arrangement improves slope stability and diminishes structural requirements on the diaphragm wall. The study highlights the necessity of considering group interactions in the design of jet grout column systems, especially in seismically active areas, and provides practical guidance for geotechnical engineers involved in urban excavations and retaining structures subjected to seismic conditions.Yayın Beliren yetişkinlik döneminde algılanan ebeveyn kabul-reddi ve öfke ifade tarzı arasındaki ilişkide zihinselleştirmenin aracı rolü(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-08-04) Kurt, Zeynep; Akçınar Yayla, Berna; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Clinical PsychologyAmaç: Bu araştırmanın temel amacı, beliren yetişkinlik döneminde algılanan ebeveyn kabul-reddi ile öfke ifade tarzları arasındaki ilişkide zihinselleştirmenin aracı rolünü incelemektir. Çalışma, ebeveyn kabul-red algısı, zihinselleştirme kapasitesi ve öfke ifade tarzlarının birbiriyle ilişkisini anlamaya ve bu değişkenlerin bazı sosyo-demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymaya yöneliktir. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 18-29 yaş arası 550 kişi oluşturmuştur. Katılımcılardan çevrim içi olarak veri toplanmıştır. Veri toplama araçları arasında Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği Yetişkin Kısa Formu, Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği, Zihinselleştirme Ölçeği (ZÖ) yer almaktadır. Verilerin analizinde korelasyon analizleri, hiyerarşik regresyon ve PROCESS makro (Model 4) kullanılarak aracı etki analizleri gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Araştırma sonuçları, algılanan anne ve baba reddinin öfke ifade tarzları ve zihinselleştirme ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu göstermiştir. Algılanan anne reddi, zihinselleştirme alt boyutları ve dışa dönük öfke arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. PROCESS analizi, algılanan ebeveyn reddi ile öfke ifade tarzları arasındaki ilişkide zihinselleştirmenin bazı alt boyutlarının anlamlı bir aracı rol oynadığını ortaya koymuştur. Ayrıca, zihinselleştirme düzeyi ve öfke ifade tarzlarının bazı sosyo-demografik değişkenlere göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmada beliren yetişkinlik döneminde ebeveyn kabul-red algısı, zihinselleştirme ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkiler kapsamlı biçimde incelenmiş; zihinselleştirmenin bu ilişkide önemli bir aracı mekanizma olabileceği ortaya konulmuştur. Bulgular, alanyazındaki önceki çalışmalarla karşılaştırılarak tartışılmış; araştırmanın sınırlılıkları ve gelecekte yapılacak çalışmalara yönelik öneriler sunulmuştur.Yayın Benliğin farklılaşması ile psikolojik flört şiddeti arasındaki ilişkide kendini susturma ve zihinselleştirmenin aracı rolleri(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-08-04) Pur, Boran; Ünver, Buket; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Clinical PsychologyAmaç: Bu çalışmanın amacı bireylerin benliklerinin farklılaşma düzeyleri ile psikolojik flört şiddeti uygulama ve maruz kalma davranışları arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide zihinselleştirme ve kendini susturmanın aracı rollerini ele almaktır. Ayrıca söz konusu kavramları farklı sosyodemografik değişkenler açısından da incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 18-29 yaş aralığındaki 416 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada Çok Boyutlu Duygusal İstismar Ölçeği, Benliğin Farklılaşması Envanteri Kısa Formu, Kendini Susturma Ölçeği ve Zihinselleştirme Ölçeği kullanılarak veriler çevrimiçi olarak paylaşılan ölçek formları aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Çalışmanın sonuçlarına göre benliğin farklılaşmasnını, psikolojik flört şiddeti uygulama ve maruz kalma ve kendini susturma ile negatif yönde; zihinselleştirme ile pozitif yönde anlamlı ilişkisi bulunmuştur. Psikolojik flört şiddeti uygulama ve maruz kalmanın ise zihinselleştirme ile negatif, kendini susutmra ile pozitif anlamlı ilişkisi bulunmuştur. Ek olarak, psikolojik flört şiddeti uygulama ve maruz kalma davranışının bazı sosyodemografik değişkenlere göre farklılaştığı görülmüştür. Aracı etki analizi sonuçlarına göre benliğin farklılaşması ile psikolojik flört şiddeti uygulama arasındaki ilişkide hem kendini susturma hem de zihinselleştirmenin aracı rolü bulunurken benliğin farklılaşması ile psikolojik flört şiddetine maruz kalma arasındaki ilişkide yalnızca kendini susturmanın aracı rolü bulunmuştur. Sonuç: Mevcut araştırmada psikolojik flört şiddeti hem uygulama hem de maruz kalma davranışı benliğin farklılaşması, zihinselleştirme ve kendini susturma ile birlikte ele alınarak kapsamlı şekilde incelenmiştir. Literatürde psikolojik flört şiddetini bahsi geçen değişkenlerle inceleyen çalışmaların oldukça sınırlı olması sebebiyle güncel çalışmanın alanyazına katkı sağladığı düşünülmüştür. Elde edilen bulgular literatür doğrultusunda tartışıldıktan sonra mevctur araştırmanın sınırlılıklarına yer verilmiş ve son olarak gelecekte yapılacak çalışmalar için önerileri değinilmiştir.Yayın Yeni medya ve direnç odaklı sanat(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-07-21) Kubat, Gülçin; Hatipoğlu, Özüm; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sanat Bilimi Doktora Programı; Işık University, School of Graduate Studies, PhD Program in Art ScienceYirmi birinci yüzyıl, dünya nüfusunun önemli bir kesiminin kentlerde ve kasabalarda yaşadığı kent yüzyılıdır. Maddi bir yapı olarak kent cinsiyet, ırk/etnik köken, yaş, cinsellik ve sosyal sınıfların birbirinin üzerine katmanlandığı aynı zamanda sosyo-kültürel bir yapıdır. Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin (BİT) yarattığı teknolojik değişim, gelişmiş küreselleşme ve neoliberal ekonomik yeniden yapılanma ile kentleşme arasında doğrudan bir ilişkiyi zorunlu kılmıştır. Çalışmada neoliberal ekonomi ve BİT kent toplumuna olumsuz etkileriyle öne çıkan iki önemli iktidar aygıtı olarak incelenmiştir. Kent yaşantısının zorunlu öğesi haline gelen küresel kapitalizm ve BİT uygulamaları kentliyi, özgür bir vatandaş olmaktan çok bir kullanıcı, tüketici ya da izleyiciye dönüşmesine zorlamakta toplumsallığını sekteye uğratmaktadır. 21.yy. post modern kentinde gündelik hayatı üreten tektipleştirici aynı zamanda akışkan iktidar aygıtına karşı direnç ne kadar küçük veya ne kadar etkili (devrimci) olursa olsun, bir kültürün veya toplumun çalışma şeklinin değişmesi gerekliliğine bir vurgudur. İnsanlık tarih boyunca medeniyet adına çok önemli ilerlemeler katetmiş olsa da başta kapitalizm olmak üzere iktidar sistemlerinin yıkıcı etkilerinden sıyrılmayı bir türlü başaramamış, hiçbir zaman tam anlamıyla medeni olamamıştır. Hâkim küresele karşı özgün alternatifliği savunmak, böylece mücadele etmek/direnç göstermek ağ toplumunda akışlar uzamı (küresel ağ) ile mekanlar uzamı (yeni medyadaki alternatif gerçek kamusallıklar) arasındaki bireysel ya da gelip geçici kolektif toplulukların karşıt söylemleri etrafında cereyan etmektedir. Bu pratikler iktidar karşıtı gerçek kamu kültürünü oluşturan önemli değer, ifade ve beklentilerden oluşan insan-makine yapımı yaratıcı eserler seti ya da süreçleridir. Yeni medyada karşı direnç olarak geliştirilen sanat çalışmaları; var olan anlam ve biçimleri yeni perspektifler açacak şekilde yeniden yapılandıran yapısökümcü alternatif dijital kültürel içeriklerin yanı sıra aktivist/hacktivist bir tavırla sıfırdan üretilen verili iktidar sistemlerini saptırıcı müdahalelerdir: iktidar olan bir aktörün stratejik faaliyetleriyle bağlantılı olan bir ağının özelliklerini anlamak, ortaya dökmek/söylemlerini kırmak veya manipüle etmek yaygın başvurulan direnç odaklı yeni medya sanatı uygulamalarıdır. Sanat yapma biçimleri çoğunlukla işbirlikçi, katılımcı ve deneyseldir.Yayın Sinemada ışığın temel bileşenleri ve Roger Deakins sinematografisinde ışık kullanımı(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-06-26) Karabudak, Hatip; Büker, Nalan; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Cinema and TelevisionBu tez çalışması, sinematografide ışığın yalnızca teknik bir araç olmanın ötesinde anlatısal, duygusal ve sembolik bir güce sahip olduğunu, çağdaş sinemanın önde gelen isimlerinden Roger Deakins’in filmografisi üzerinden incelemektedir. Çalışmada, ışığın temel fiziksel özelliklerinden yola çıkılarak sinematografideki işlevleri, tarihsel gelişimi ve klasik aydınlatma yöntemleri (üç nokta aydınlatma, chiaroscuro, high/low key) ele alınmıştır. Ayrıca pratik ışık kullanımı ve doğal ışıkla çalışma gibi modern yaklaşımlar detaylandırılmıştır. Tezin temel amacı, Roger Deakins’in ışık kullanımındaki özgün sanatsal ve teknik yaklaşımını analiz etmektir. Bu bağlamda Deakins’in kariyeri, filmografisi ve sinematografik felsefesi incelenmiştir. Sanatçının stilistik yaklaşımı; minimalist ve gerçekçi estetiği, doğal ışık tercihi, renk paletini tematik sembolizm amacıyla kullanma becerisi ve LED gibi teknolojik yeniliklere adaptasyonu kapsamaktadır. Çalışmanın analitik bölümünde, Deakins’in dört filmi – No Country for Old Men (2007), Blade Runner 2049 (2017), 1917 (2019) ve Skyfall (2012) – ışık kullanımı açısından derinlemesine incelenmiştir. No Country for Old Men’deki low key aydınlatma ve Anton Chigurh karakterinin tek taraflı ışıklandırmasının gerilim yaratmadaki rolü; Blade Runner 2049’daki turuncu kum fırtınası ve neon ışıkların renk sembolizmiyle duygusal derinlik kazandırması; 1917’de sürekli gün ışığı akışıyla oluşturulan zaman illüzyonu ve Skyfall’daki kontrastın Bond’un içsel çatışmalarını yansıtması, Deakins’in ustalığını ortaya koymaktadır. Son olarak, Deakins’in aydınlatma tarzı Emmanuel Lubezki gibi diğer usta sinematograflarla karşılaştırılmış; geleneksel Hollywood aydınlatma kurallarına getirdiği yenilikçi bakış açısıyla bu kuralları nasıl yeniden tanımladığı tartışılmıştır. Bu tez, Roger Deakins’in ışığı yalnızca bir teknik araç değil, aynı zamanda hikâyeyi, atmosferi ve duyguyu biçimlendiren güçlü bir sanatsal ifade aracı olarak kullanmasının sinematografi sanatına özgün katkısını vurgulamaktadır.Yayın Neoformalist film analiz yaklaşımıyla Franz Kafka'nın Üç Şato romanı uyarlamalarının karşılaştırmalı incelemesi(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-06-30) Ünal, Berkay; Yılmaz, Burak; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Cinema and TelevisionTemel çıkış noktasını Rus formalizminden alan neoformalizm Kristin Thompson ve David Jay Bordwell’in geliştirdiği bir film analiz metodolojisidir. Bir yaklaşım olarak neoformalizm sanat eserlerinin nasıl inşa edildiğine ve alımlayıcının bilişsel sürecini etkilemede hangi yöntemler izlediklerine ilişkin bir dizi geniş varsayım sunmaktadır. Ancak neoformalizm bu varsayımların tek tek filmlerde nasıl somutlaştırıldığını belirlemez. Anlatısal, biçimsel ve tematik düzeydeki varsayımlar her eserin sorunlarına özgü bir yöntem oluşturmak için kullanılabilir. Bu nedenlerle neoformalizm bir okumadan daha çok filmin tüm yapısına ve o filmi ilginç kılan unsurlara ışık tutmayı amaçlamaktadır. Rus Biçimciliği gibi neoformalizm de biçim ve içerik arasındaki ayrımı kabul etmez. Bu analiz yönteminde biçim yalnızca içeriğe hizmet eden sabit bir form olarak ele alınmaz, içerik ve biçim bir bütünün inşasındaki ayrılmaz birer parçadır. Bu yaklaşım merkezine yazılı edebiyat metinlerini alan formalizmden, iletişim modelini ve alımlayıcının bilişsel sürecini odağına alması yönünden ayrılmaktadır. Bu yöntem filmleri tek tek açıklanacak birer yapıt olarak görmez. Biçimle içeriği birbirinden ayrı başlıklar olarak değerlendiren ve içeriği ana değerlendirme noktası alan film eleştirilerinden, Bordwell’in ‘SLAB Theory ’olarak eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirdiği, filmleri bir psikanalitik ekolu veya bir felsefi düşünceyi onaylamak adına ele alan film teorilerinden farklı bir söyleme sahiptir. Bu söylemi sebebiyle tek bir yazılı eseri çıkış notası alan, Franz Kafka’nın Şato romanı sinema uyarlamaları üç uzun metraj film, Alman yönetmen Rudolf Noelte’nin yönettiği Das Schloß (Noelte, R., 1968), Rus yönetmen Aleksey Balabanov’un yönettiği Zamok (Balabanov, A., 1994) ve Avusturyalı yönetmen Michael Haneke’nin yönettiği Das Schloß (Haneke, M. ,1997) neoformalist yaklaşımla inclenecektir. Bu karşılaştırmalı neoformalist analizle içerik ve biçimin bir bütün olarak anlam yaratma ve anlatı kurma yönündeki katkıları araştırılacaktır. Çalışmada incelenen filmler, dijital platformlarda veya internet üzerinde erişilebilir ve analiz yapılabilecek çözünürlükte olmaları nedeniyle seçilmiştir. Bu çalışmadaki analiz, nitel araştırma yöntemlerinden “örnek olay incelemesi” yöntemi çerçevesinde yapılacaktır. Bu yöntemin seçilmesinin temel nedeni, araştırma konusu olan filmlerin, özgün bağlamı içinde ve detaylı biçimde ele alınarak, genel geçer sonuçlardan ziyade derinlikli bir anlam çözümlemesine olanak sağlamasıdır.Yayın Kanser tanısı almış bireylerde ölüm kaygısı ile travma sonrası büyüme arasındaki ilişkide savunma mekanizmalarının düzenleyici rolü(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-07-18) Şenli, Merve; Erdoğdu, Emel; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Clinical PsychologyMevcut araştırmanın temel amacı kanser tanısı alan bireylerde ölüm kaygısı ve travma sonrası büyüme arasındaki ilişkide savunma mekanizmalarının düzenleyici rolünü incelemektir. Nicel araştırma yöntemlerinden kesitsel araştırma modeli kullanılarak yürütülen çalışmaya, herhangi bir tür ve evrede kanser tanısına sahip, aktif tedavi sürecinde bulunan ya da bu süreci tamamlamış ve en az 18 yaşında olan 212 yetişkin birey katılmıştır. Katılımcılara Sosyodemografik ve Kanserle İlgili Bilgi Formu, Travma Sonrası Büyüme Envanteri, Ölüm Kaygısı Ölçeği ve Savunma Biçimleri Testi uygulanmıştır. Araştırmaya ilişkin veriler, çevrimiçi paylaşılan anket formları yoluyla elde edilmiştir. Veri analizinde, Bağımsız Örneklem T-Testi, ANOVA, Kruskal-Wallis Testi, Pearson Korelasyon Analizi, Hiyerarşik Regresyon Düzenleyici Değişken Analizi uygulanmıştır. Araştırma bulguları, ölüm kaygısı ile travma sonrası büyüme arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığını ve savunma mekanizmalarının bu ilişkiyi düzenleyici bir etkisinin olmadığını göstermiştir. Öte yandan, olgun/matür savunma mekanizmalarının yanı sıra, nevrotik ve olgunlaşmamış/immatür savunma mekanizmalarının da travma sonrası büyümeyi anlamlı şekilde pozitif yönde yordadığı belirlenmiştir. Ölüm kaygısı ise yalnızca nevrotik savunma mekanizmalarıyla pozitif yönde ilişkili bulunmuş; olgunlaşmamış ve olgun savunma mekanizmalarıyla anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Sosyodemografik değişkenler açısından değerlendirildiğinde, yalnızca gelir getiren bir işte çalışma durumunun travma sonrası büyüme düzeylerinde anlamlı farklılık yarattığı; çalışan bireylerin travma sonrası büyüme düzeylerinin çalışmayanlara kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ölüm kaygısı düzeyleri ise gelir düzeyine göre anlamlı biçimde farklılaşmış; yüksek gelir grubundaki bireylerin ölüm kaygısı düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Hastalıkla ilgili özelliklerden yalnızca tanı konulmasının üzerinden geçen zamanın ölüm kaygısı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu ortaya konmuştur. Tanı konulmasının üzerinden 7-12 ay geçen bireylerin ölüm kaygısı düzeyleri, hem 0-6 ay hem de 13 ay ve üzeri süredir tanı almış bireylere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, araştırma sonuçları, savunma mekanizmalarının travma sonrası büyüme üzerinde önemli bir yordayıcı rol oynayabileceğini, ancak ölüm kaygısı ile travma sonrası büyüme arasındaki ilişkide düzenleyici bir rol oynamadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, bazı sosyodemografik ve hastalıkla ilişkili faktörlerin psikolojik süreçler üzerinde anlamlı etkileri olabileceğini göstermektedir. Elde edilen sonuçlar, literatürdeki ilgili çalışmalar doğrultusunda tartışılmış; bulguların gelecek araştırmalara ve klinik uygulamalara yönelik olası katkıları değerlendirilmiştir.Yayın Grandiyöz ve kırılgan narsisizm ile psikolojik belirtiler ve kişilerarası problemler arasındaki farklılaşan ilişkilerde şema başa çıkma biçimleri ve özbilincin aracı rolü(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-07-18) Saltoğlu, Seren; Akyunus, Miray; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Klinik Psikoloji Doktora Programı; Işık University, School of Graduate Studies, PhD (Doctorate) Program in Clinical Psychologyİki aşamadan oluşan tez çalışmasında literatürde önemli bir yeri olan narsisizm kavramının grandiyöz ve kırılgan türleri arasındaki farklılıkları incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, tez çalışmasının birinci aşamasında öz-bilincin işlevsel ve işlevsel olmayan iki boyutunu ölçen Ruminasyon-Yansıtmalı Düşünme Ölçeğinin Türkçe uyarlama çalışması gerçekleştirilerek, alana öz-bilinç kavramını ölçen psikometrik özellikleri güçlü bir ölçüm aracı kazandırmak hedeflenmiştir. Tez çalışmasının ikinci aşamasında ise, grandiyöz ve kırılgan narsisizmin öz-bilinç boyutları ve şema başa çıkma biçimleri ile birbirinden ayrışan ilişkilere sahip olacağı ve bunun sonucunda da iki narsisizm türünün işlevselliğinin farklı şekilde bozulacağı hipotezini test etmek amaçlanmıştır. Tez araştırmasının ilk aşaması olan ölçek uyarlama çalışması araştırmaya dahil olan ilk 500 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Tez çalışmasında sub-klinik kişilik özellikleri ölçülmek amaçlandığından genel popülasyondan kartopu örnekleme yöntemi ile toplamda 1012 katılımcıya ulaşılmıştır. Katılımcılardan Sosyodemografik Bilgi Formu’nun yanı sıra, Narsisistik Kişilik Envanteri-16, Kırılgan Narsisizm Ölçeği, RuminasyonYansıtmalı Düşünme Ölçeği, Şema Başa Çıkma Biçimleri Ölçeği, Kişilerarası Problemler Envanteri-Döngüsel Ölçekler Kısa Formu, Kısa Semptom Envanteri ve Temel Kişilik Özellikleri Ölçeği kullanılarak çevrimiçi veri toplanmıştır. Tez araştırmasının ilk aşamasından elde edilen veriler ile ölçeğin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik analizleri yürütülmüştür. Yapı geçerliği, yakınsak geçerlik, ayırt edici geçerlik, yordama geçerliği ve iç tutarlılık, yarıya bölme yöntemi, test-tekrar test güvenirliği analizleri aracılığıyla Ruminasyon-Yansıtmalı Düşünme Ölçeğinin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu tespit edilmiştir. Tez çalışmasının ikinci aşamasında ise, grandiyöz ve kırılgan narsisizme dair üç farklı aracı model test edilmiştir. Buna göre, birinci modelde sırasıyla ilk olarak yansıtmalı düşünme ve ardından telafi şema başa çıkma biçiminin grandiyöz narsisizm ile kişilerarası problemler arasındaki ilişkide aracı rolü olduğu görülmüştür. İkinci modelde, sırasıyla ilk olarak yansıtmalı düşünme ve ardından telafi şema başa çıkma biçiminin grandiyöz narsisizm ile dışsallaştırma problemleri arasındaki ilişkide aracı rolü olduğu bulunmuştur. Son olarak üçündü modelde, sırasıyla ilk olarak ruminasyon ve ardından teslim şema başa çıkma biçimi ile kaçınma şema başa çıkma biçiminin kırılgan narsisizm ile içselleştirme problemleri arasındaki ilişkide aracı rolü olduğu gösterilmiştir. Özbilincin hem olumlu hem de olumsuz sonuçlarla ilişkisi bulunduğundan, Ruminasyon-Yansıtmalı Düşünme Ölçeği’nin Türkçe uyarlamasının ruminasyon ve yansıtmalı düşünme olmak üzere işlevsel ve işlevsel olmayan iki boyutu ölçen bir ölçek olarak literatürdeki bu paradoksu çözme anlamında önemli bir boşluğu doldurması beklenmektedir. Ayrıca, tez çalışmasının ikinci aşamasında grandiyöz ve kırılgan narsisizm türlerinin, öz-bilinç ve şema başa çıkma biçimleri ile içselleştirme, dışsallaştırma ve kişilerarası problemler ile ilişkileri açısından birbirinden farklılaştığı gösterilmiştir. Bu farklılıkların hem klinik hem de teorik açıdan önemli sonuçları bulunmaktadır. Teorik bağlamda, literatürde halihazırda tartışılmakta olan grandiyöz-kırılgan narsisizm ayrımını daha iyi anlamlandırmak adına önemli bir bakış açısı sunulmaktadır. Son olarak, grandiyöz ve kırılgan narsisizmin işlevselliklerindeki bozulmanın farklı şekillerde gerçekleştiğinin aydınlatılmasının, klinik alanda çalışan uygulamacılara pratiklerinde yol gösterici olması beklenmektedir.Yayın Flood analysis in the Çoruh River basin(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-06-27) Kalyoncu, Süreyya; Önöz, Bihrat; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İnşaat Mühendisliği Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Civil EngineeringTaşkın analizi, sürdürülebilir su kaynakları yönetimi ve afet riskinin azaltılmasında kritik bir rol oynar. Taşkınların sıklığını, büyüklüğünü ve zamanlamasını anlamak, insan hayatını korumak, ekonomik kayıpları en aza indirmek ve dayanıklı yerleşimler planlamak için esastır. Çoruh Nehri Havzası gibi karmaşık hidrolojik davranışa sahip bölgelerde, taşkın analizi taşkın kontrol yapıları tasarlamak, erken uyarı sistemleri geliştirmek ve güvenli imar uygulamaları belirlemek için bilimsel bir temel sağlar. Dahası, istatistiksel modelleme yoluyla tasarım taşkınları doğru bir şekilde tahmin etmek, özellikle hidrometeorolojik olayların değişkenliğini ve uç noktalarını yoğunlaştıran iklim değişikliği bağlamında bilinçli kararlar alınmasına yardımcı olur. Bu nedenle, kapsamlı taşkın analizi yalnızca yerel ve bölgesel su yönetimi stratejilerini desteklemekle kalmaz, aynı zamanda uzun vadeli iklim adaptasyon planlamasına da katkıda bulunur. Çoruh Nehri’nde Taşkın Analizi adlı tez çalışmasında, Türkiye’nin kuzeydoğusunda konumlanan Çoruh Nehri üzerinde çalışılmış, istatistiksel yöntemler kullanılarak taşkın analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışma hazırlanırken DSİ’nin sağladığı istasyon verilerinden yararlanılmış; analizin güvenilir olabilmesi için 10 yıldan fazla gözlem süresine sahip ve inşa edilen barajlardan etkilenmemiş 23 farklı istasyon seçilmiş olup, analiz bu istasyonların maksimum akış verileri kullanılarak hazırlanmıştır. 23 istasyonun her biri için istatistiksel momentler, L momentler hesaplanmış; Gumbel, Ekstrem Değer Dağılımı, Normal Dağılım, Log-Normal Dağılım, 3 parametreli Log Normal Dağılımı ve 3 parametreli Log Pearson dağılımları ilgili verilere uyarlanmış ve dağılımların uygunlukları KolmogorovSmirnov ve Ki kare testi gibi farklı istatistiksel testler kullanılarak kontrol edilmiştir. Ayrıca uyarlanan her bir dağılım için 2, 5, 10, 25, 50, 100 ve 500 yıllık geri dönüş periyotları için taşkın debileri tahmin edilip, grafikler ile görselleştirilmiştir. İstasyonlarda meydana gelen taşkınların bir trende sahip olup olmadıkları Mann Kendall testi ile araştırılmış, istasyonların çarpıklıklarına bakılarak ve Wiltshire metodu kullanılarak Çoruh Nehri homojen bölgelere ayrılmış ve istasyonlarda gerçekleşen taşkın verilerinin mevsimsellikleri de açısal mevsimsellik analizi kullanılarak tespit edilmiştir.Yayın Derrida’nın “konukseverlik” kavramı bağlamında Kim Ki-duk filmleri çözümlemesi(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-06-30) Kutun, Güler Merve; Eroğlu, R. Onur; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Cinema and TelevisionBu çalışma, Güney Koreli auteur yönetmen Kim Ki-duk’un Time (Zaman, 2006), Samaritan Girl (Fedakâr Kız, 2004), 3-Iron (Boş Ev, 2004) ve The Net (Ağ, 2016) filmleri aracılığıyla, Jacques Derrida’nın “koşullu” ve “koşulsuz konukseverlik” kavramları ekseninde toplumsal eleştirinin nasıl inşa edildiğini incelemektedir. Çalışmada sinema, kültürel ve politik gelişmeleri yansıtan düşünsel bir alan olarak ele alınmaktadır. Kendi toplumu ve ülkesindeki sinema endüstrisi içinde zaman zaman dışlanan bir yönetmen olarak Kim Ki-duk’un; dışlanmış olanlara, sınır ihlallerine ve ötekileştirmeye odaklanan sineması, Derridacı konukseverlik düşüncesiyle incelemeye elverişli bir anlatı zemini sunar. Kendi toplumu ve ülkesindeki sinema endüstrisi içinde zaman zaman dışlanan bir yönetmen olarak Kim Ki-duk’un; dışlanmış bireylere, sınır ihlallerine ve ötekileştirmeye odaklanan sineması, Derridacı konukseverlik düşüncesiyle analiz edilmeye uygun bir anlatı zemini sunmaktadır. Çalışmada, Derrida’nın konukseverlik anlayışı temelinde; birey-toplum, ev sahibi-misafir, içerideki-dışarıdaki gibi karşıtlıklar üzerinden gelişen temsiller analiz edilmiştir. Konukseverliğin iç yüzüne ışık tutmak amacıyla; “öteki”, “yabancı” ve “misafir” figürleri üzerinden karakterlerin nasıl temsil edildiği; sınırların nasıl kurulduğu ve nasıl aşıldığı; konukluğun hangi koşullarda mümkün veya imkânsız hâle geldiği sorgulanmıştır. Bir sonraki aşamada yönetmenin konuk veya evsahibini etik temsil yönünden nasıl ele aldığı incelenmiştir. Zaman’da (2006) kıskançlık ve güvensizlik duygularıyla tetiklenen bedensel dönüşüm, bireyin sadece karşısındakine değil, kendine de yabancılaşmasıyla sonuçlanır. Fedakâr Kız (2004) arkadaşlar arasındaki gerilimli ilişki ve ailedeki ahlaki normların hükmettiği koşullu bir konukseverliğin resmini çizer. Boş Ev (2004), mahrem mekâna, yani eve dair sınırların ihlalini konu ederek koşulsuz konukseverliğe başka bir açıdan bakarken; Ağ (2016) politik sınırlarda karşılıklı (ya da tek taraflı) konukseverliğin imkânsızlığını tartışmaya açar. Bu bağlamda çalışma, Kim Ki-duk’un filmlerinde bireyden topluma uzanan temsiller aracılığıyla Derrida’nın “konukseverliğin ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz” önermesi üzerinde yeniden düşünmeye ve yönetmenin topluma yönelik eleştirel duruşunu kavramaya davet eder. Konukseverlik ve sinema ilişkisi üzerine dört filmlik bir seçkide gerçekleştirilen bu sınırlı analiz, alanda yapılacak yeni çalışmalar için bir düşünsel başlangıç noktası sunmayı amaçlamaktadır.Yayın Comparative analysis of soil-structure interaction (SSI) according to Turkish and Moroccan seismic standards(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-06-30) Boulahiat, Zineb; Etminan, Ehsan; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İnşaat Mühendisliği Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in Civil EngineeringThis thesis examines the soil-structure interaction (SSI) in structures built in accordance to seismic standards codes in both counties Turkey (TBDY 2018) and Morocco (RPS 2000). The study focuses on understanding how variations in geotechnical and seismic standards impact SSI behaviors across both countries. With the purpose of analyzing the development of SSI considerations in both nations and determining the similarities and differences between TBDY2018 and RPS2000. This study conducts a comprehensive review of the literature to investigate the regional soil parameters and seismic factors that influence SSI in each nation. The findings are carried out by using finite element PLAXIS software to model SSI impacts, with a focus on how soil behavior differs between Turkey's complex, layered profiles and Morocco's generally uniform soils. The study's main focus is on analyzing soil classifications, seismic response modifications, and foundation interactions that differ according to local standards. The findings show that Turkish and Moroccan standards produce distinct settlement and load-transfer behaviors as a result of differences in soil qualities, seismic loads, and regulatory requirements. These findings highlight the necessity of customized and specialized foundation solutions that match regional circumstances in order to improve long-term structural integrity and reduce maintenance expenses for buildings.Yayın Organizasyon seviyesinde yapay zeka, siber güvenlik ve dijitalleşme olgunluğu: anket bazlı değerlendirme(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-07-01) Kubilay, Burak; Çeliktaş, Barış; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Siber Güvenlik Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in CybersecurityDijital teknolojilerin sektörler genelinde ivmelenen gelişimi, örgütlerin rekabet gücünü sürdürebilmeleri ve çevik biçimde dönüşüme ayak uydurabilmeleri için Yapay Zekâ (YZ), Siber Güvenlik (SG) ve Dijital Dönüşüm (DD) alanlarında daha derinlemesine yetkinliklere sahip olmalarını zorunlu kılmıştır. Bu üç alan, dijital çağda sadece teknik kapasite olarak değil; aynı zamanda yönetsel strateji, risk yönetimi, veri bütünlüğü ve sürdürülebilir inovasyon açısından da hayati rol oynamaktadır. Literatürde her bir alan için ayrı ayrı önemli çalışmalar bulunmakla birlikte, bu alanların birbirleriyle olan etkileşimleri ve bütünleşik bir çerçevede organizasyonel olgunluk üzerindeki bileşik etkileri yeterince derinlemesine analiz edilmemiştir. Bu bağlamda sunulan çalışma, YZ, SG ve DD olgunluk düzeylerini çok boyutlu bir yapıda ele alarak aralarındaki nedensel ilişkileri Yapısal Eşitlik Modellemesi (SEM) ile ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ayrıca, karma yöntemli bir metodoloji benimsenmiş; nicel anket bulguları sentetik modelleme teknikleriyle desteklenerek kapsamlı bir değerlendirme gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları, YZ, SG ve DD arasında istatistiksel olarak anlamlı ve çift yönlü korelasyonlar bulunduğunu göstermekte; özellikle teknoloji ve finans sektörlerinde bu olgunluk düzeylerinin kamu ve eğitim sektörlerine kıyasla daha ileri düzeyde olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, bu alanlar arasında stratejik entegrasyonun sağlanmasının dijital dayanıklılık açısından kritik olduğunu savunmakta ve entegre bir YZ-SG stratejisinin uygulanmasına yönelik yol gösterici ampirik veriler sunmaktadır. Böylece, sunulan model hem kuramsal katkı sağlamakta hem de ileride yapılacak ampirik saha araştırmaları için stratejik ve metodolojik bir temel oluşturmaktadır.Yayın Güvenlik operasyonu merkezlerinde olayların önceliklendirilmesi ve analist atamasına yönelik çok kriterli bir karar destek çerçevesi(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-07-01) Kılınçdemir, Eyüp Can; Çeliktaş, Barış; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Siber Güvenlik Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in CybersecurityBu çalışmada, Güvenlik Operasyon Merkezleri (SOC) için olay atama ve önceliklendirme süreçlerine yönelik kapsamlı ve ölçeklenebilir bir çerçeve önerilmektedir. Önerilen model; analist iş yoğunluğu, alarm yoğunluğu ve tutarsız olay yönetimi gibi temel operasyonel zorlukları ele alarak SOC iş akışlarını optimize etmeyi amaçlamaktadır. Geliştirilen çerçeve, her bir olayı; şiddet seviyesi, SLA aciliyeti, olay türü, varlık kritiklik düzeyi, tehdit istihbaratı göstergeleri, tekrar sıklığı ve geçmiş olay verilerine dayalı korelasyon puanı gibi çok sayıda faktörü içeren çok kriterli bir puanlama modeli ile değerlendirmektedir. Bu değerlendirme süreci, dinamik olay puanlarını hesaplayan ve olayın karmaşıklık düzeyini belirleyen matematiksel fonksiyonlar aracılığıyla biçimsel hale getirilmiştir. Eşzamanlı olarak, analist profilleri; iş yükü dağılımını ve uzmanlık uyumunu dikkate alan iki yenilikçi metrik olan Analist Yük Faktörü (ALF) ve Deneyim Uyumluluk Faktörü (EMF) kullanılarak nicelleştirilmiştir. Olay–analist eşleştirme süreci, olay önceliği ile analist uygunluğunu dengeleyen kısıtlı bir optimizasyon problemi olarak tanımlanmıştır. Bu formülasyon; olayların en uygun analistlere, gerçek zamanlı ve otomatik olarak atanmasını sağlarken; operasyonel değerin korunmasını ve triyaj hassasiyetinin sürdürülmesini mümkün kılar. Model, algoritmik yalancı kodlar, puanlama tabloları ve büyük ölçekli SOC ortamlarında modelin karar mantığını ve pratik uygulanabilirliğini gösteren örnek bir vaka çalışması ile doğrulanmıştır. Gerçek dünya koşullarında çerçevenin geçerliliğini değerlendirmek amacıyla, CICIDS2017 benchmark veri setinden seçilen 10 saldırı senaryosu kullanılarak ampirik bir vaka çalışması gerçekleştirilmiştir. Genel olarak, bu çalışmanın katkısı; ikili faktöre dayalı bir analist puanlama şemasının biçimselleştirilmesi ve bağlamsal olay özelliklerinin uyarlanabilir ve kural tabanlı bir yapı çerçevesiyle bütünleştirilmesidir. Operasyonel değeri daha da artırmak amacıyla, gelecekte yapılacak çalışmalarda dinamik ağırlıklandırma mekanizmaları ile gerçek zamanlı SIEM veri akışlarıyla entegrasyon sağlanması planlanmaktadır. Ayrıca, analist geri bildirim döngülerinin ve denetimli öğrenme modellerinin sisteme entegre edilmesiyle olay-atama ve önceliklendirme süreçlerinin sürekli olarak iyileştirilmesi hedeflenmektedir.Yayın Parola karma algoritmalarının derinlemesine karşılaştırması: kriptografik güvenlik, performans etkinliği, regülasyon uyumluluğu ve anahtar türetim stratejilerinde gelecek eğilimler(Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-06-30) Ulutaş, Erdem; Çeliktaş, Barış; Işık Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Siber Güvenlik Yüksek Lisans Programı; Işık University, School of Graduate Studies, Master’s Program in CybersecurityParola karma ve anahtar türetme fonksiyonlarının uygulanması, kullanıcı kimlik bilgilerinin kaba kuvvet saldırılarına ve yetkisiz erişime karşı korunmasını amaçlayan kimlik doğrulama ve kriptografik güvenlik şemalarının temelini oluşturmaktadır. PBKDF2, bcrypt ve scrypt gibi parola karma algoritmaları günümüzde oldukça popüler olmasına rağmen modern donanımdaki gelişmeler, paralel işlem yetenekleri ve gelişmiş kriptoanalitik saldırılar karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu eksiklikleri gidermek amacıyla, 2013 yılında parola karma yarışması başlatılmış ve parola karma için 22 aday fonksiyonel değerlendirmeye alınmıştır. Yapılan kapsamlı incelemeler sonucunda, güvenlik, hız, bellek dostu olma, esneklik ve verimlilik kriterlerine dayanarak 9 finalist belirlenmiştir. Bu çalışma, parola karma yarışması finalistleri olan Argon, battcrypt, Catena, Lyra2, MAKWA, Parallel, POMELO, Pufferfish ve yescrypt üzerine yapılan derleme ve performans değerlendirme çalışmalarını ele almaktadır. Finalistler mimari açıdan değerlendirilmiş, güvenlik özellikleri, bellek kullanım dayanıklılığı, performans açısından avantaj ve dezavantajları ayrıca pratik kullanımları incelenmiştir. Bu yeni fonksiyonların geleneksel parola karma algoritmaları ile kıyaslanarak eksiklikleri ve avantajları ortaya konmuştur. Parola karma algoritmalarının kuantum sonrası dayanıklılığı ele alınarak, bu fonksiyonların kuantum saldırılarına karşı dayanıklılığı ve ek bir güvenlik önlemi olarak kullanılan "peppering" tekniğinin rolü araştırılmıştır. Ayrıca parola karma yarışması finalistlerinin NIST SP 800-63B, OWASP ASVS, PCI DSS, GDPR, KVKK ve ISO/IEC 27001 gibi küresel standartlar ve regülasyonlarla olan uyumluluklarını kapsamlı bir şekilde haritalandırılarak, regülasyonlara uyumlu olması gereken organizasyonlarda güvenli dağıtım için pratik uygunlukları değerlendirilmiştir. Son olarak, web kimlik doğrulaması, anahtar türetme fonksiyonları ve gömülü platformlar için bu fonksiyonların kullanımına yönelik öneriler sunulmuştur. Bu çalışmanın amacı, en güncel parola karma ve anahtar türetme fonksiyonları hakkında bilgi sahibi olması gereken araştırmacılar, geliştiriciler ve güvenlik mühendisleri için bir referans kaynağı olmaktır.












