5 sonuçlar
Arama Sonuçları
Listeleniyor 1 - 5 / 5
Yayın Osmanlı savaş ekonomisi ve bir muhalefet programı olarak temsil-i meslekî: İmparatorluğun son yıllarında sermaye iktidar ilişkileri üzerine notlar(Rasim Özgür Dönmez, 2020) Ülker, ErolBirinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun iktisadi ve siyasi koşulları hakkındaki bu yazı, birbiriyle yakından bağlantılı iki temel meseleye odaklanmaktadır. Öncelikle İtibar-ı Milli bankasının kuruluş süreci ekseninde mali-askeri bir ilişkiler ağının 1916 yılı sonlarından itibaren Osmanlı savaş ekonomisinde hakim konuma yükselişi incelenmektedir. İkinci olarak, askeri-mali nüfuzun yükselişiyle birlikte imparatorluğun son yıllarında nasıl bir siyasal bağlamın ortaya çıktığı tartışılmaktadır. Bu soru, Cihan Harbi yıllarında formüle edilen ve milli mücadele sürecinin başlıca ideolojik tartışmalarında önemli bir referans noktası haline gelen Meslekî Temsil programına atıfla ele alınmaktadır. Meslekî Temsil, ideolojik boyutları ya da fikirsel kökenlerinden ziyade, savaşın son yıllarında gelişen iktidar-muhalefet ilişkileri bağlamında incelenmektedir. Yazıda vurgulanan temel argüman, Meslekî Temsil’in mevcut güçler dengesinde muhalif bir tutumu yansıttığıdır. Bu program savaş ekonomisini kontrol eden hakim koalisyona alternatif olarak siyasal rejimin korporatist bir temelde yeniden şekillenmesini önermektedir.Yayın A social democratic party in Istanbul during the post-armistice years(Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi, 2022-12-31) Ülker, ErolThe future founder of the Social Democratic Party (Sosyal Demokrat Fırkası, SDF), Doctor Hasan Rıza’s (bin Esat) relationship with the socialist movement began during the Second Constitutional Period.1 A permanent member of the Medical Society, Dr. Hasan Rıza resigned from the Committee of Union and Progress (CUP) with a letter he wrote in January 1911.2 He subsequently adopted socialism, and in 1913–1914 contacted the Socialist International to inquire how to become a member of the organization.3 The SDF, however, was not established during this period, but following World War I, which ended in defeat for the Ottoman Empire. The socialist parties and groups founded at the beginning of the Second Constitutional Period could not survive in the authoritarian political atmosphere that emerged after the assassination of Mahmut Şevket Pasha in July 1913 and could only begin a reorganization process once the CUP government, which had been ruling unilaterally since January 1913, fell from power. At the end of 1918, the SDF was among the first leftist parties to emerge during this period.4 In addition to Dr. Hasan Rıza, who was listed as the leader of the party in its founding application, twelve other people are mentioned (fig. 1).Yayın İttihatçı tek-parti rejimi kurulurken hizipler, seçimler, boykot(Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi, 2021-12-13) Ülker, Erol1908 Anayasa Devrimi’nin en önemli siyasi aktörü olan İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC), İkinci Meşrutiyet Döneminin ilk yıllarında mevcut hükümetler üzerinde hâkimiyet kurma çabası içinde olmuş, Ocak 1913’te gerçekleşen Bâbıâli baskınından sonra ise hükümetin kontrolünü doğrudan ele alarak bir tek-parti iktidarının kuruluş sürecini başlatmıştır. Bu yazı, İTC’nin 1908 – 1913 dönemindeki denetleme iktidarından 1913–1918 dönemindeki doğrudan tek-parti yönetimine geçiş sürecini ele almaktadır. Yazının amacı, İttihatçı tek-parti rejiminin kuruluş dinamiklerini incelemek, İTC içindeki iç mücadelelere odaklanarak bu rejimin hangi koşullar altında ve nasıl ortaya çıktığını tartışmaktır. Bunun için İttihatçı hareket içinde belirleyici bir dinamik olarak görülen asker – sivil ayrımı eleştirel bir çerçevede değerlendirilecek, söz konusu ayrımın İTC içindeki güç ilişkilerinin analizi için yeterince açıklayıcı bir çerçeve sunmadığı ileri sürülecektir. Yazının odaklandığı temel mesele 1912 yılının ikinci yarısında ortaya çıkan bir siyasal strateji tartışmasıdır. İTC’nin muhalefete itildiği ve İttihatçıların hâkim olduğu Osmanlı Mebusan Meclisi’nin feshedildiği kritik bir dönemde gündeme gelen söz konusu tartışmanın odağında, yeni bir meclisin oluşumu için düzenlenmesi öngörülen seçimler karşısında alınması gereken siyasal tutum yer almıştır. Genel olarak ihtilalci bir yönelimi temsil eden boykot önerisi, İttihatçı kadrolar arasında asker – sivil hizipleşmesiyle açıklanamayacak bir kutuplaşmaya neden olmuş ve İTC’nin 1912 Kongresi bu gerilimin gölgesinde toplanmıştır. Yazının başlıca iddiası, İttihatçı tek-parti iktidarının 1912 Kongresinde ortaya çıkan bölünmenin tarafları arasındaki bir güçler dengesine dayandığı ve aslında bu dengeyi kurumsallaştırdığıdır. İttihatçı hareket içinde 1912 yılının ikinci yarısında ortaya çıkan bölünme, Mahmut Şevket Paşa suikastı sonrasında ordu, hükûmet, yasama organları, esnaf cemiyetleri ve kooperatifleri de içeren, İTC’nin ve özellikle onun en yüksek karar mercii olan Meclis-i Umumî’nin merkezinde olduğu bir siyasal mekanizmanın oluşumunda belirleyici bir rol oynamıştır. Tek-parti iktidarının yaslanacağı kurumsal zemin İTC’nin 1913 Kongresi’nde ortaya çıkmıştır. Büyük ölçüde 1913 Kongresi’nde oluşturulan kurumsal altyapı adeta 1912 Kongresi’nde görünür hale gelen ilişki ağlarını yansıtmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu, İTC, devlet ve hükümet arasındaki sınırların giderek belirsizleştiği bu siyasal bağlamda Cihan Harbi’ne dâhil olmuş ve İttihatçı tek-parti rejimi savaşın sonuna dek iktidarda kalmıştır.Yayın İkinci Meşrutiyet Dönemi'nden Cumhuriyet'in ilk yıllarına Meslekî Temsil, sosyalizm ve komünistler(İletişim Yayınları, 2021-07) Ülker, ErolBu çalışma Türkiye’nin kuruluş sürecinde korporatist hareket ile komünistler arasındaki ideolojik ve siyasal ilişkilerin nasıl geliştiği sorusuna odaklanmaktadır. İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde Meslekî Temsil programını ortaya koyan korporatist hareket, siyasal ve iktisadi yaşamın belli başlı meslek gruplarını temsil eden korporasyonlar etrafında yeniden yapılandırılmasını önermektedir. Cihan Harbi’nin son yıllarında İTC içindeki muhalefete siyasal ve ideolojik bir içerik kazandıran Meslekî Temsil programı, Mütareke döneminde İttihatçı sol olarak adlandırılan, zaman zaman sosyalist ve hatta komünist olma iddiasında bulunan bir siyasal yönelim için önemli bir referans noktası haline gelmiştir. Bu korporatist yönelim ile İttihatçı solun dışındaki sosyalist ve Komintern çizgisindeki komünist gruplar arasında Mütareke döneminin farklı aşamalarında kimi temaslar ortaya çıkmıştır. Bu yazı, kuruluş sürecini Şubat 1925’te toplanan Akaretler Kongresi’yle tamamlayan Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP), İkinci Meşrutiyet Dönemi’nden beri esnaf ve emek örgütlenmelerinde önemli bir aktör haline gelmiş olan meslekî temsil çizgisiyle nasıl bir ideolojik ayrışma yaşadığını tartışmaktadır. 1925-1926 döneminde TKP içinde ortaya çıkan Meslek dergisi ve Halk gazetesiyle ilişkiler hakkındaki tartışma bu açıdan önemli bir gündem oluşturmuştur. Yazının başlıca argümanı, Komintern’in TKP üyelerinin meslekçi bir yönelimi temsil eden bu yayınlarla işbirliği yapmasının önüne geçerek söz konusu ideolojik ayrışmada önemli bir rol oynadığıdır. TKP bu süreçte Komintern’in etkisi altında ideolojik olarak homojenleşirken, TKP’den uzaklaşan Şevket Süreyya ve Vedat Nedim gibi unsurlar daha sonra Kadro dergisinin kurucuları arasında yer almış, bu dergi vasıtasıyla Kemalizm’e ve CHP iktidarına radikal bir ideolojik yönelim verme çabasına girişmiştir.Yayın Emperyalizm, Anti-Emperyalizm ve Osmanlı İmparatorluğu(Eğitim Sen, 2021-06) Ülker, ErolBu yazı geç dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun emperyalizm ve sömürgecilik karşısındaki konumunu ve bu konuda tarih yazımında ortaya çıkan belli başlı eğilimleri tartışmayı amaçlamaktadır. İlk olarak Osmanlı’nın yirminci yüzyıl başlarında ortaya çıkan klasik emperyalizm teorileri tarafından nasıl değerlendirildiği ve bu kavramsal çerçevenin Osmanlı tarih yazımındaki izdüşümleri incelenmektedir. İkinci olarak Osmanlı bağlamında emperyalizm meselesinin bağımlılık kuramları ve Dünya Sistemi Teorisi ekseninde nasıl ele alındığına değinilmekte, bu çerçevede imparatorluğun kapitalist dünya ekonomisine entegrasyonu tartışılmaktadır. Üçüncü olarak Osmanlı yönetici elitinin Avrupa sömürgeciliği ve Şarkiyatçılık karşısında geliştirdiği Osmanlı medeniyeti anlayışına, bunun Osmanlı reform sürecine yansıyan sömürgeci imalarına işaret edilmektedir. Yazının sonuç bölümünde bu sömürgeci bakış açısının Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupalı güçlerle diplomatik ve siyasal ilişkileri açısından doğurduğu neticelerden bahsedilmektedir.












